5 - Halk Sağlığı Beslenme ve Kronik Hastalıkların Önlenmesi KRON İ K HASTALIKLARIN Ö NLENMES İ NDE BESLENMEN İ N ROL Ü Prof. Dr. Mualla AYKUT Kronik hastal klar; genellikle tam iyile ş tirilmesi s ö z konusu olmayan, s ü rekli, yava ş ilerleyen, ç o ğu kez kal c sakatl klar b rakan, olu ş mas nda sosyo-ekonomik, ki ş isel ve genetik etkenlerin rol oynad ğ , bula ş c olmayan hastal klard r. 1. DIYETLE İ LI ş KILI KRONIK HASTAL KLAR N G Ö R Ü L Üş Ü Geli ş mi ş ü lkelerde yayg n olan ya ğ ve serbest ş ekerler y ö n ü nden zengin, ancak diyet posas n n ba ş l ca kayna ğ olan kompleks karbonhidratl besinle rce yetersiz olan, enerji yo ğun besinlerle karakterize “ zengin diyet” ba ş ka bir s ö yleyi ş le “ bolluk diyeti” nin, sa ğl k y ö n ü nden olumsuz etkileri son 30-40 y l i ç inde belirgin hale gelmi ş tir. Epidemiyolojik ara ş t rmalar; bu t ü r diyetle ö zellikle koroner kal p hastal klar , serebrovask ü ler hastal klar, ç e ş itli kanserler, ş eker hastal ğ , safra ta ş lar , di ş çü r ü meleri, barsak hastal klar ve ç e ş itli kemik ve eklem hastal klar n i ç ine alan kronik (bula ş c olmayan) hastal klar aras nda yak n bir ili ş ki oldu ğunu ortaya koymaktad r. Ü lkelerin ekonomik geli ş mesine paralel olarak, toplumlar n ya ş am bi ç iminde, beslenme ve sa ğl k ö r ü nt ü s ü nde h zl de ği ş meler olmaktad r. Geli ş mekte olan bir ç ok ü lkede do ğumda beklenen ya ş am s ü resi y ü kselirken, kardiyovask ü ler hastal kla r ve kanserlerle ilgili yeni sorunlar ortaya ç kmaktad r. Artan ekonomik geli ş me ile kardiyovask ü ler hastal klar ve kanserlerin art ş aras ndaki ili ş ki, beslenme ve ya ş am bi ç imi ö zelliklerine ba ğl d r. Fert ba ş na d üş en milli gelir y ü kseldik ç e, diyette h ayvansal ya ğlar artarak kompleks karbonhidratlar n yerini almaktad r. Refah d ü zeyi ç ok y ü ksek olan toplumlarda serbest ş ekerlerin diyetteki toplam karbonhidrat n ç ok y ü ksek bir b ö l ü m ü n ü , ö rne ğin % 50 ’ sini olu ş turdu ğu, gelir d ü zeyi d üşü k toplumlarda ise % 5 - 10 ’ unu olu ş turdu ğu belirlenmi ş tir. Yirminci y ü zy l n ilk yar s nda, beyaz un ve ş eker diyetin ba ş l ca karbonhidrat kayna ğ olmu ş tur. Bu de ği ş iklik, sedanter ya ş am ile birlikte, y ü ksek oranda ş i ş manl k ve diyabetin, arkas ndan hipertansiyon ve kronik kalp hastal klar n n ortaya ç kmas na neden olmu ş tur. Amerika Birle ş ik Devletleri ’ ndeki K z lderililer, ö nceleri ç ok miktarda m s r t ü ketirken, daha sonra karbonhidrat kayna ğ olarak beyaz un ve ş eker kullanmaya ba ş lay nca, ş i ş manl k ve diabetle kar ş kar ş ya k alm ş lard r. Halen 35 ya ş n ü zerindeki Pima K z lderilileri ’ nin % 50 ’ sinden fazlas ş eker hastas d r. Diyetteki de ği ş iklik ve bununla ili ş kili olarak ş i ş manl k, diabetin ö nemli bir nedeni olarak g ö r ü lmekle birlikte, azalan fiziksel aktivite ve artan stresi i ç eren ya ş am bi ç imi de ği ş iklikleri de olas etkenlerdir. 2. BESLENME VE KRON İ K HASTALIKLAR ARASINDAK İ İ L İ Ş K İ LER Beslenmenin kronik hastal klarla ili ş kili oldu ğunu g ö steren kan tlar; epidemiyolojik ara ş t rmalardan ve insanlardaki kontroll ü deneysel ç al ş m alardan elde edilmektedir. Hayvanlar ü zerinde yap lan laboratuvar ç al ş malar da beslenme ve kronik hastal klar aras ndaki ili ş kilerin anla ş lmas na katk da bulunmaktad r.2.1. Beslenme ve Kalp Damar Hastal klar Aras ndaki İ li ş kiler En s k g ö r ü len kalp damar hastal klar ; arteriosklerozis, arteriel tromboz ve hipertansiyondur. Arteriosklerozis; kalp hastal klar , fel ç (inme) ve di ğer damar hastal klar n n ba ş l ca sorumlusudur. Koroner kalp hastal ğ ve beslenme ili ş kileri Koroner kalp hastal ğ (KKH) 20 . y ü zy l n ba ş nda Avrupa ’ da ve Kuzey Amerika ’ da bir halk sa ğl ğ sorunu olarak belirgin hale gelmi ş tir. 1950 ’ lerde yeti ş kin ö l ü m ü n ü n tek major nedeni olmu ş tur. Amerika Birle ş ik Devletleri ’ nde 1960 ’ lar n ortas nda 100 binde 300 ’ e ula ş an koroner kalp hastal ğ g ö r ü lme h z , 1967 ’ den sonra d üş meye ba ş lam ş ve 1987 ’ de 100 binde 236 ’ ya d üş m üş t ü r. Doymu ş ya ğ asitleri toplam kolesterol ve d üşü k dansiteli lipoprotein kolesterol ü n ü (LDL) artt r r. Metabolik ç al ş malarda, doymu ş ya ğ asitlerinin yerine, hem tekli doy mam ş hem de n-6 ç oklu doymam ş ya ğ asitleri konuldu ğu zaman, total ve LDL kolesterol ü nde azal ma oldu ğu bu konuda ç oklu doymam ş ya ğ asitlerinin, tekli doymam ş ya ğ asitlerinden daha etkili oldu ğu ortaya konmu ş tur. Tekli doymam ş ya ğ asitleri; zeytin ya ğ , kanola ya ğ ve ya ğl kuru yemi ş lerde, n-6 ç oklu doymam ş ya ğ asitleri ise ay ç i ç ek, soya, m s r ya ğ nda bol miktarda bulunur. Ç oklu doymam ş ya ğ asitlerinden zengin bitkisel ya ğlar n raf ö mr ü n ü uzatmak amac yla uygulanan hidrojenlendirme i ş lemi s ras nda trans ya ğ asitleri olu ş ur. Trans ya ğ asitlerinin, hem LDL d ü zeyini artt rarak hem de HDL d ü zeyini azaltarak daha aterojenik plazma lipid profili olu ş mas na neden oldu ğu metabolik ç al ş malarda g ö sterilmi ş tir. G üç l ü antiplatelet ve antienflamatuar etkileri olan Omega-3 ç oklu doymam ş ya ğ asitlerinin; lipidler, lipoproteinler, kan bas nc , kardiyak fonksiyon, arterial uyum, endotel fonksiyonu, vask ü ler reaktivite ve kardiyak elektrofizyolojisi ü zerine biyolojik etkileri vard r. Omega –3 ya ğ asitlerinden; Eiko sapentaenoik Asit – (EPA) ve Dokosaheksaenoik Asit – (DHA) bal k ya ğ nda ve Alfa Linoleik Asit (ALA); keten tohumu, kanola ya ğ ve ye ş il yaprakl sebzelerde bulunur. Bir ç al ş mada; miyokart infarkt ü s ü nden hayatta kalanlar da dahil, bal k ya ğ verilen grupt a 3.5 y l sonra, toplam ö l ü mlerde %20, kardiyovask ü ler ö l ü mlerde %30 ve ani ö l ü mlerde %45 azalma oldu ğu saptanm ş t r. Yedi ü lkeyi kapsayan bir ç al ş mada, doymu ş ya ğ al m n n Japonya ’ da g ü nl ü k toplam enerjinin % 3 ’ ü nden, Do ğu Finlandiya ’ da % 22 ’ sine kadar f arkl l k g ö sterdi ği bulunmu ş tur. Bu toplumlarda ortalama serum kolesterol ü de ğerlerinin Japonya ’ da 165 mg/dl, Do ğu Finlandiya ’ da 270 mg/dl oldu ğu ve 15 y ll k KKH insidans h z Japonya ’ da onbinde 144 ’ ten, Do ğ u Finlandiya ’ da 1202 ’ ye kadar de ği ş ti ği g ö zlenmi ş tir. Serum kolesterol ü n ü n 150 mg/dl ’ nin ü st ü ne ç kmas yla, toplumsal d ü zeyde KKH riskinin kademeli olarak artt ğ belirtilmektedir. G ö zleme dayal ara ş t rmalar; di ğerinden % 10 daha d üş ü k ortalama serum kolesterol d ü zeyine sahip bir toplumun, 1/3 oran nda daha az KKH ’ na ve serum kolesterol ü nde %30 ’ luk bir fark n d ö rt katl k bir de ği ş ikli ğe yol a ç aca ğ n g ö stermektedir. Orta ya ş taki erkekler ü zerinde yap lan epidemiyolojik ç al ş malar; KKH riskinin y ü ksek serum kolesterol ü , y ü ksek kan bas nc ve si gara i ç me gibi üç ö nemli risk fakt ö r ü taraf ndan artt r ld ğ konusunda kesin kan tlar sa ğlanm ş t r. Bu risk fakt ö rleri aras nda sinerjizm vard r, şö yle ki; birden fazla risk fakt ö r ü n ü n ayn anda varl ğ hastal k riskini tek tek risk fakt ö rlerinin toplam n dan daha ç ok art rmaktad r. Diyet ve fiziksel aktivite de ği ş iklikleri sonucunda olu ş an kilo de ği ş iklikleri, serum kolesterol ü ve kan 2 2bas nc ndaki de ği ş ikliklerle yak ndan ili ş kilidir. Ş i ş manl k KKH ’ n n di ğer bir risk fakt ö r ü olan diabetle de ili ş kilidir. B ir ç ok prospektif ara ş t rma; y ü ksek dansiteli lipoprotein (HDL) kolesterol ü artt k ç a, KKH insidans n n azald ğ n g ö stermektedir. A ş r kilo, sigara i ç me, fiziksel hareketsizlik ve alkol ü b rakma durumlar nda y ü ksek dansiteli lipoprotein kolesterol ü d ü zeyl eri azalmaktad r. Diyetsel fakt ö rlerden posan n, ö zellikle de çö z ü n ü r ö zellikte olanlar n, serum kolesterol ü n ü d üşü r ü c ü etkisi vard r. Ancak, serum kolesterol ü n ü benzer ş ekilde etkileyen diyetle ilgili fakt ö rler pek ç ok diyette ayn anda bulunduklar ndan , bu fakt ö rlerin herbirinin ayr ayr arterioskleroz olu ş umuna etkisini kantitatif olarak ö l ç mek g üç t ü r. Bitkisel yiyeceklerden zengin diyet t ü keten toplumun alt gruplar nda genel populasyondan daha d üş ü k KKH h zlar saptanm ş t r. İ ngiliz vejeteryanlar n, vejeteryan olmayanlara g ö re % 30 daha d üş ü k KKH mortalite h zlar vard r. Vejeteryanlar aras nda serum kolesterol d ü zeyleri; s ü t-yumurta yiyen vejeteryanlar nkinden ve vejeteryan olmayanlar nkinden belirgin ş ekilde d üşü k bulunmu ş tur. Deneysel ç al ş malar; d iyet kolesterol ü n ü n serum kolesterol ü ü zerine ba ğ ms z bir etkisi oldu ğunu g ö stermi ş tir. Ancak, bu etki doymu ş ya ğ asitlerinin etkisinden daha k üçü k bulunmu ş tur. Kan ve dokulardaki kolesterol, diyet ve endojen sentez yoluyla sa ğlan r. S ü t, hayvansal ya ğlar ve et ba ş l ca kolesterol kaynaklar d r. Yumurta sar s da kolesterolden zengindir ancak, s ü t ü r ü nleri ve etlerden farkl olarak doymu ş ya ğ asitlerini i ç ermez. E ğer s ü t ya ğlar ve et al m kontrol alt nda tutulursa, baz s n rlamalar dikkate al nmak kayd y la yumurta sar s al m n ç ok fazla k s tlamaya gerek yoktur. Geni ş ç apl kohort ara ş t rmalar nda; potasyum al m ile inme riski aras nda ili ş ki bulunmu ş tur. İ lave potasyum deste ğinin kardiyovask ü ler hastal klar ve kan bas nc ü zerine koruyucu etkileri old u ğunu g ö sterirken, riski azaltmada etkisi kan tlanamam ş t r. G ü nl ü k ö nerilen sebze ve meyve t ü ketim miktarlar , yeterli potasyum al m n sa ğlar. Alkol t ü ketimi de KKH olu ş umunu etkilemektedir. İ srail, İ sko ç ya, Amerika Birle ş ik Devletleri ve Yugoslavya ’ da yap lan baz g ö zlemsel ç al ş malarda; hafif-orta derecede alkol i ç enlerde, alkol kullanmayanlara g ö re biraz daha d üş ü k KKH riski g ö sterilmi ş tir. Ancak İ ngiltere ’ deki yeni bir ç al ş mada; i ç kiyi sa ğl k nedeniyle b rakanlar n i ç ki kullanmayanlar grubuna dahil edilmesi ile bu ili ş kinin k smen ya da tamamen a ç klanabilece ği ileri s ü r ü lm üş t ü r. Antioksidantlar n yetersiz al m , kanda homosistein d ü zeyinin y ü kselmesi de KKH riskini art rmaktad r. Folik asidin yetersiz al m homosistein d ü zeyinin y ü kselmesine neden o lmaktad r. Antioksidant ö geler, serbest radikallerin etkinli ğine kar ş koyarak arteriosklerozis olu ş umunun ö nlenmesinde yard mc olur. Diyetteki bitki stenolleri, ö zellikle sitostanol; kolesterol emilimini engelleyerek serum kolesterol ü n ü d üşü r ü r. Hiper tansiyon, serebrovask ü ler hastal k ve beslenme ili ş kileri Kan bas nc artt k ç a, hem KKH hem de inme riski artmaktad r. Ç e ş itli ü lkelerde yap lan dokuz b ü y ü k ç al ş ma bu d üşü nceyi desteklemektedir. Bu ç al ş malardan elde edilen sonu ç lara g ö re; diastolik bas n ç ta 40 mmHg y ü kselme oldu ğunda, KKH riskinde be ş kat, inme riskinde on kat art ş a neden oldu ğu g ö r ü lm üş t ü r. G ö zlemsel ç al ş malar, diastolik kan bas nc nda yaln zca 7.5 mmHg ’ lik bir de ği ş ikli ğin, KKH riskinde % 28 ve inme riskinde % 44 oran nda de ği ş ikli ğe yol a ç t ğ n g ö stermektedir. Otuziki ü lkedeki 52 merkezde ger ç ekle ş tirilen ç ok uluslu bir ç al ş ma (The Intersalt Study); ş i ş manl k, alkol ve mineral al m n n, ya ş la birlikte kan bas nc ndaki ilerleyici 3 3art ş la ilgili rol ü n ü ortaya koymu ş tur. Y ü ksek beden k itle indeksi ve fazla miktarda alkol al m n n kan bas nc ü zerine birbirinden ba ğ ms z kuvvetli etkileri vard r. Tuz al m n n ya ş la birlikte kan bas nc n n y ü kselmesi ü zerine daha zay f fakat anlaml bir etkisi vard r. G ü nl ü k tuz al m 3 gram n alt nda ola n d ö rt toplumda, ya ş la birlikte kan bas nc nda art ş a rastlanmam ş t r. Di ğer uluslara g ö re daha fazla tuz t ü keten Japonlar ’ da hipertansiyon ve bunun ö nemli komplikasyonu olan fel ç , ö nemli ö l ü m nedenleri aras nda yer almaktad r. Japonya ’ da g ü nl ü k sodyum t ü k etimi 9-12 g (23-31 g tuza e ş de ğer) aras ndad r. T ü rkiye ’ de ise g ü nl ü k sodyum t ü ketiminin 5.5 g (14 g tuza e ş de ğer) oldu ğu tahmin edilmektedir. Fiziksel aktivite ; kilo de ği ş imine etkisinden ba ğ ms z olarak kan bas nc n d üş ü rmekte, ö te yandan toplam ya ğ a l m ndaki art ş ş i ş manl k gibi hipertansiyon olu ş umunu da artt rabilmektedir. Bu durumda hem hipertansiyon hem de ş i ş manl ğ n ö nlenmesi i ç in; ya ğdan fakir, kompleks karbonhidratlardan zengin bir diyetle normal a ğ rl ğ s ü rd ü rmek ve alkol al m n en aza ind irmek uygun bir yoldur ve ç ocukluk d ö neminden itibaren g ö r ü len kan bas nc art ş n ö nlemede, tuz al m n n k s tlanmas da yararl olabilmektedir. 2.2. Kanser Etiyolojisinde Diyetin Rol ü A ğ z Bo ş lu ğu, Farinks ve Ö ze fagus Kanserleri: Geli ş mi ş ü lkelerde a ğ z bo ş lu ğu, farinks ve ö zefagus kanserlerinin ba ş l ca risk fakt ö rleri, alkol ve t ü t ü n olup bu kanserlerin %75 kadar bu iki ya ş am bi ç imine ba ğlanabilir. Fazla kiloluluk ve obezite ö zellikle ö zefagus adenokarsinomu i ç in (squamous h ü creli karsinom i ç in de ğil) saptanm ş risk fakt ö rleridir. Geli ş mekte olan ü lkelerde; a ğ z bo ş lu ğu, farinks ve ö zefagus kanserlerinin %60 kadar n n; meyve, sebze ve hayvansal besinlerin k s tl al m na ba ğl mikro besin ö gelerinin yetersizli ğinin bir sonucu oldu ğu d üşü n ü lmektedir. İ ç ecek ve yiyeceklerin y ü ksek s cakl kta t ü ketilmesinin, bu t ü r kanserlerin riskini artt rd ğ n g ö steren kan tlar mevcuttur. Nasopharyngeal kanser G ü neydo ğu Asya ’ da yayg nd r. Bu durum; Ç in usul ü tuzlanm ş bal ğ n ö zellikle ç ocukluk d ö neminde fazla t ü ket ilmesi ile ve de Epstein Bar vir ü s ü enfeksiyonu ile ili ş kili olabilir. Mide Kanseri Yirmi y l ö ncesine kadar mide kanseri d ü nyada en yayg n kanser t ü r ü iken, end ü strile ş mi ş ü lkelerde g ö r ü lme s kl ğ d üş mektedir. Helicoback t er pylori enfeksiyonu saptanm ş bir risk fakt ö r ü d ü r ancak, mide kanserinin geli ş mesi i ç in yeterli bir neden de ğildir. Bu hastal ğ n etiyolojisinde diyetin ö nemli oldu ğu d üşü n ü lmektedir. Geleneksel olarak tuzla saklanan baz yiyecekler, ö zellikle etler ve tur ş ular n ve tek ba ş na tuzun fazla al m n n riski artt rd ğ , meyve ve sebzelerin fazla al m n muhtemelen C vitamini i ç erdikleri i ç in riski azaltt ğ n destekleyen g üç l ü kan tlar vard r. Kolo rektal Kanser Kolorektal kanser insidans geli ş mi ş ü lkelerde, geli ş mekte olan ü lkelerin yakl a ş k 10 kat kadard r. Ü lkeler aras ndaki kolerektal kanser g ö r ü lme s kl ğ fark n n %80 ’ ine kadar olan k sm ndan diyetle ili ş kili fakt ö rlerin sorumlu oldu ğu ileri s ü r ü lmektedir. Diyetle ilgili en iyi saptanm ş risk fakt ö r ü fazla kiloluluk ve obezitedir. F iziksel aktivitenin kolon kanseri (rektal kanser de ğil) riskini azaltt ğ ü zerinde durulmaktad r. 4 4Riskin; fazla miktarda et ve kat ya ğ al m ile artt ğ , meyve ve sebzeler, diyet lifi, folik asit ve kalsiyumun fazla al m ile azald ğ ileri s ü r ü lmektedir. Uluslar aras ç al ş malarda, ki ş i ba ş na et t ü ketimi ile kolo rektal kanserden ö l ü m oran aras nda g üç l ü bir ili ş ki bulunmu ş tur ancak, bu ili ş ki k ü mes hayvanlar ve bal k t ü ketimi i ç in g ö sterilememi ş tir. Karaci ğer Kanseri Karaci ğer kanseri vakalar n n yakl a ş k %75 ’ i geli ş mekte olan ü lkelerde g ö r ü lmektedir. Ba ş l ca karaci ğer kanseri t ü r ü olan hepatosell ü ler karsinom i ç in major risk fakt ö r ü kronik hepatit B ve daha az d ü zeyde olmak ü zere hepatit C enfeksiyonudur. Geli ş mekte olan ü lkelerde mikotoksin ve alfato ksin i ç eren besinlerin al m ile birlikte aktif hepatit enfeksiyonu ö nemli bir risk fakt ö r ü d ü r. End ü strile ş mi ş ü lkelerde ise, a ş r alkol al m ; muhtemelen siroz ve alkolik hepatit geli ş imi nedeniyle, diyetle ilgili ba ş l ca fakt ö rd ü r. Pankreas Kanseri Pan kreas kanseri end ü strile ş mi ş ü lkelerde, geli ş mekte olan ü lkelere g ö re daha yayg nd r. Fazla kiloluluk ve obezite pankreas kanseri riskini art r yor olabilir. Baz ç al ş malar; fazla et al m n n riski art rd ğ n , fazla sebze al m n n ise riski azaltt ğ n g ö stermektedir. Akci ğer Kanseri Akci ğer kanseri d ü nyadaki en yayg n kanser t ü r ü d ü r. A ş r sigara i ç me riski 30 kat dolay na ç kar r. Geli ş mi ş ü lkelerde akci ğer kanserinin %80 ’ ine sigara i ç ilmesi neden olmaktad r. Ç ok say da g ö zlemsel ç al ş malar, akci ğer ka nserli hastalar n kontrollere g ö re meyve ve sebzelerle ilgili besin ö gelerini ( karoten gibi ) daha az ald klar n g ö stermi ş tir. Diyetin akci ğer kanserine olas etkisi hen ü z tart ş mal d r. Meyve ve sebzelerin g ö r ü nen koruyucu etkisi sigara i ç menin ş a ş rtm as olabilir. Çü nk ü sigara i ç enler, i ç meyenlere g ö re genellikle daha az meyve ve sebze t ü ketirler. Meme Kanseri Meme kanseri, d ü nyada en yayg n ikinci ve kad nlarda en yayg n kanser t ü r ü d ü r. İ nsidans h z , end ü strile ş mi ş ü lkelerde az geli ş mi ş ü lkelere g ö r e 5 kat daha fazlad r. Ü lkeler aras de ği ş imin ç o ğu; menar ş ya ş , do ğum ya ş ve paritesi ile emzirme gibi ü reme ile ilgili risk fakt ö rlerindeki farkl l klardan kaynaklan r. Ancak diyetle ilgili al ş kanl klar ve fiziksel aktivite de buna katk da bulunabilir . Obezite ve alkol kullanman n meme kanseri riskini artt rd ğ g ö sterilmi ş tir. Obezite muhtemelen serumda serbest ö stradiol d ü zeyini artt rarak, menopoz sonras d ö nemdeki kad nlarda meme kanseri riskini %50 dolay nda artt rmaktad r. Obezite, menopoz ö ncesi d ö nemdeki kad nlarda riski artt rmaz, fakat menopoz ö ncesi d ö nemdeki obezitenin, ya ş am boyu obeziteye yol a ç mas ve sonunda meme kanseri riskinde art ş a neden olmas olas d r. G ü nde 1 ü nite alkoll ü i ç ki t ü ketiminin (10 gm alkol i ç eren) meme kanseri riskin i %10 artt rd ğ ileri s ü r ü lmektedir. Endometrium Kanseri Endometrium kanseri riski, muhtemelen obezitenin hormon d ü zeyleri ü zerine etkisi nedeniyle, obez kad nlarda zay f kad nlara g ö re 3 kat daha fazlad r. Baz vaka- kontrol ç al ş malar sebze ve meyvelerd en zengin diyetin riski azaltt ğ n g ö stermektedir. Prostat Kanseri Prostat kanserinin etiyolojisi az bilinmesine ra ğmen, ekolojik ç al ş malar; “ bat l la ş m ş ” diyetle pozitif y ö nde ili ş kili oldu ğunu belirtmektedir. Kan tlar yeterli 5 5olmamakla birlikte; k rm z et, s ü t ü r ü nleri ve hayvani ya ğdan zengin diyetlerin kanser geli ş imine katk da bulunabilece ği, karoten ilavelerinin prostat kanseri riskini de ği ş tirmedi ği fakat E vitamini ve selenyumun koruyucu etkisi olabilece ği, domatesteki likopenin riski azaltab ilece ği ifade edilmektedir. Prostat n b ü y ü mesini hormonlar kontrol eder, diyet hormon d ü zeylerini etkileyerek prostat kanseri riskine etki edebilir. B ö brek Kanseri Fazla kilo ve obezite b ö brek kanseri i ç in belirlenmi ş risk fakt ö rleridir ve erkek ve kad nl ardaki b ö brek kanserlerinin %30 ’ undan sorumludur. V ü cut a ğ rl ğ ve baz diyet bile ş enleri ile kanser aras ndaki ili ş kiler Tablo 1 ’ de verilmi ş tir. Tablo 1. V ü cut A ğ rl ğ ve Baz Diyet Bile ş enleriyle Kanser Aras ndaki İ li ş ki V ü cut Meyve ve T ü ts ü l ü v e Kanserin Yeri A ğ rl ğ Ya ğ Posa Sebzeler Alkol Tuzlanm ş Yiyecekler Akci ğ er - Meme + + +/- Kolon ++ - - Prostat ++ Mesane - Rektum + - + Endometriyum ++ A ğ z bo ş lu ğu - + Mide - ++ Serviks - Ö zefagus - ++ a + + : Pozitif ili ş ki, artan al mla birlikte artan kanser riski - : Negatif ili ş ki, artan al mla birlikte azalan kanser riski a : Sigara i ç ilmesi ile sinerjik etki. 2.3. Ş i ş manl kla Kronik Hastal k ve Beslenme İ li ş kileri Enerji al m n artt ran, fizi ksel aktiviteyi azaltan fakt ö rler ş i ş manl ğa neden olmaktad r. Ş i ş manl k kavram , v ü cut ya ğlar n n fazlal ğ n g ö stermek i ç in kullan lmaktad r. V ü cut ya ğ ve hastal klar aras ndaki ili ş kiyi ortaya koyarken, v ü cut ya ğl l ğ n n g ö stergesi olarak v ü cut a ğ rl ğ esas al nmaktad r. BKI [ V ü cut A ğ rl ğ (kg) ] / [Boy (m)] 2 ; boya g ö re a ğ rl k art ş n g ö sterdi ği i ç in yeti ş kinler i ç in kullan l ş l d r. .Eri ş kinler i ç in 20-25 aras nda BK İ normal kabul edilebilir. Bir toplumdaki hemen hemen t ü m bireylerin BK İ ’ si nin 20-25 aras nda olmas i ç in, ortalama BK İ ’ nin 22 6 6civar nda olmas gerekir. Bu durum, ortalama BK İ de ğeri 24-26 dolay nda olan yeti ş kin toplumun ö nemli bir kesiminin fazla kilolu olarak s n fland r laca ğ n g ö stermektedir. BK İ : 30-35, yani 1. derecede ş i ş manl k orta derecede sa ğl k riski ta ş maktad r. BK İ : 40 ve ü zeri, yani a ş r ş i ş manl kta hipertansiyon, koroner kalp hastal ğ , diabet, safra kesesi ta ş riskleri y ü ksektir. Ş i ş man kad nlarda safra kesesi, meme ve uterus kanseri, ş i ş man erkeklerde de pr ostat ve b ö brek kanseri riski artmaktad r. Ya ğlar n daha ç ok bedenin ü st b ö l ü m ü nde yani abdominal b ö lgede birikti ği android tip ş i ş manl k; hipertansiyon, kardiyovask ü ler hastal klar ve Tip 2 diabet i ç in daha b ü y ü k tehlike yaratmaktad r. Bu nedenle bel ç evr esinin kal ç a ç evresine oran n n (Bel/Kal ç a oran ) erkeklerde 1.0, kad nlarda 0.8 ’ den fazla olmas risklidir. Diyabetli gebelerden (gestasyonel diyabetliler de dahil) do ğan bebekler, y ü ksek do ğum a ğ rl kl olurlar. Ç ocuklukta obezite olu ş umuna yak nd rlar v e erken ya ş larda tip- 2 diabet riskleri y ü ksektir. Bir ç ok ç al ş ma, sonradan ins ü lin direnci geli ş iminin, intrauterin geli ş me gerili ği ve d üş ü k do ğum a ğ rl ğ ile ili ş kili oldu ğu nu da g ö stermi ş tir. Ö zellikle d üş ü k do ğum a ğ rl kl olanlarda, do ğum sonras ak ranlar na yeti ş mek i ç in h zl b ü y ü me, ileriki d ö nemlerde tip-2 diyabet riskini artt rmaktad r. İ nsuline Ba ğ ml Olmayan Diabetes Mellitus (Tip 2 Diyabet) ve Beslenme İ li ş kisi Ba ş lang c genellikle yeti ş kinli ğin orta d ö nemlerinde g ö r ü len Tip 2 diyabet koro ner kalp hastal ğ riskini artt r r, b ö brek, sinir sistemi ve g ö zle ilgili rahats zl klara neden olur. Ş i ş manl k ins ü line ba ğ ml olmayan diyabetin olu ş mas nda temel risk fakt ö rlerindendir. Orta derecede ş i ş ma nl kta diyabet g ö r ü lme s kl ğ iki, a ş r ş i ş ma nl kta ise üç kat na ç kmaktad r. İ nsuline ba ğ ml olmayan diyabetin ö nlenmesinde en ak lc yakla ş m ş i ş manl ğ ö nlemektir. Fiziksel aktivite de diyabetin ö nlenmesinde rol oynar. Fiziksel aktivite sadece ş i ş manl ğ azaltarak glikoz tolerans n iyile ş tirmek le kalmaz, insulin metabolizmas ü zerinde yararl etkisiyle ba ğ ms z olarak da rol oynar. Bitkisel yiyeceklerden zengin diyetlerin diyabet insidans n d üşü rd ü ğü ortaya konmu ş tur. Glikoz tolerans bozulmu ş olan Avustralya yerlileri ü zerinde yap lan bir ara ş t rmada, geleneksel diyete d ö n üş ü n yararl etkileri g ö sterilmi ş tir. Daha bir ç ok ç al ş ma diabetin diyet yoluyla primer olarak ö nlenebilece ğini g ö stermektedir. 2.4. Kal n Barsakta Kanser D ş ndaki Hastal klar ve Beslenme İ le İ li ş kisi Kal n barsaktaki belli ba ş l kronik hastal klar “ zengin diyet” le ili ş kili olarak s k g ö r ü l ü rler. Bunlar; kolonun divertik ü ler hastal klar , hemoroidler ve konstipasyondur. Diyette yetersiz posa al m bu t ü r hastal klar n en ö nemli nedeni olarak g ö sterilmektedir. Divertik ü ler hastal k Diyette yetersiz posa al m sonucunda olu ş an biraz sert, konsantre ve barsakta yava ş ilerleyen d ş k barsak motilitesini bozar, i ç bas nc artt rarak divertik ü ler bo ş luklara neden olur, bunlar da divertik ü lit olu ş mas na yol a ç ar. Bu hastal ğ n gel i ş mi ş ü lkelerde 40 ya ş n ü st ü ndeki n ü fusun % 40 ’ n etkiledi ği belirtilmektedir. Kab zl k 7 7D üşü k posal diyetle beslenen toplumlarda yeti ş kinlerin % 10 ’ unda, ya ş l lar n %20 ’ sinde kronik kab zl k g ö r ü lmektedir. Kontroll ü beslenme durumlar nda g ü nl ü k d ş k a ğ rl ğ 100 g ’ n alt na d üş t ü ğü zaman kab zl k olu ş tu ğu saptanm ş t r. Epidemiyolojik ç al ş malara g ö re g ü nl ü k d ş k a ğ rl ğ n n 150 g ’ dan az olmas , besinlerin barsaklardan daha yava ş ge ç i ş ine neden olmaktad r. D ş k a ğ rl ğ n n g ü nl ü k 150 g ’ n ü zerinde old u ğu durumlarda ise besinlerin kal n barsaktan ge ç i ş s ü releri ç ok az de ği ş mektedir. Afrika ’ n n k rsal kesimlerinde g ü nl ü k d ş k miktar geli ş mi ş ü lkelerinkinden fazlad r (g ü nde 450-500 g kadar). Malezya ’ n n k rsal b ö lgelerinde de benzer de ğerler g ö zlenmi ş ti r. Hindistan kentselinde ve G ü ney Amerika ’ da da d ş k miktar fazlad r (300- 379 g kadar). Beslenme al ş kanl klar Avrupa ’ dakiler e benzedik ç e d ş k miktar 170-300 g aras na d üş mektedir. Bu ğday lifinin eklendi ği İ ngiliz diyetleri ile y ü r ü t ü len ç al ş malara g ö re, ortalama 150 g d ş k elde etmek i ç in 22 g dolay nda ni ş asta olmayan polisakkaritlere gerek vard r. Ancak, ç ok fazla posa i ç eren diyetlerde enerji, protein, mineral kay plar olmakta, baz vitaminlerin emilimi de azalmaktad r. Besinler posa i ç eri ği y ö n ü nden farkl d rlar. En ç ok posa i ç eren besinler; s ras ile kurubaklagiller, kabuklu-kepekli tah llar, sebzeler ve meyvelerdir. Tah l taneleri ö ğü t ü l ü rken kepe ğinin ve embriyosunun ayr lma durumuna g ö re posas azal r. Ö rne ğin % 80 rand manl unda posa i ç er i ği % 0.5 ’ e d üş er. Hemoroid ve Beslenme İ li ş kileri Diyette posa al m n n yetersiz oldu ğu durumlarda d ş k lama i ç in gerekli olan fiziksel ç aban n artmas intraabdominal bas nc artt rabilir ve bu da ven ö z bas nc artt r r. Bu bas n ç de ği ş iklikleri ile rek tumun a ş a ğ k sm ndaki y ü zeyel venler gerilmeye ve incelmeye duyarl hale gelir. Sonu ç ta lokal tromboz ya da inflamasyona u ğrayabilen geni ş lemi ş hemoroid venleri olu ş ur. Safra Ta ş lar ve Beslenme İ li ş kileri Safra kesesi hastal klar nda, safra ta ş lar , ç o ğunlukla da kolesterol ta ş lar olu ş ur. Safra ta ş lar , geli ş mi ş ü lkelerde geli ş mekte olan ü lkelere g ö re daha s k g ö r ü l ü r. Zengin toplumlardaki vejeteryan olmayanlarda vejeteryanlara g ö re prevalans daha y ü ksektir. Kad nlarda, gen ç eri ş kinlerde % 5 ’ ten ileri ya ş larda % 30 ’ a kadar s ü rekli bir art ş g ö sterir. Erkeklerde her ya ş grubunda prevalans kad nlardakinin yar s kadard r. Kolesterol ta ş lar n n olu ş umu, safran n a ş r yo ğun olmas n n sonucudur. Bu da kad nlarda erkeklere g ö re daha fazla g ö r ü l ü r. Safran n bile ş imi ö zellikle diyet fakt ö rlerinden etkilenmektedir ve de a ş r v ü cut a ğ rl ğ ndan olumsuz y ö nde etkilenir. A ş r kilolu yeti ş kinler safra ile fazla miktarda kolesterol salg larlar, fakat posal besinlerin al nmas safra asitlerinin barsaklardan geri emilimini azaltarak, safradaki kolesterol yo ğunlu ğunu, safra miktar n ve d ş k daki metabolitleri azalt r. 2.5. Di ş Hastal klar ve Beslenme İ li ş kileri Di ş hastal klar ; di ş çü r ü kleri, di ş minesindeki geli ş imsel bozukluklar, di ş lerde a ş nma ve di ş eti hastal klar n i ç erir. Di ş hastal klar ya ş am tehdit etmeseler bile, ç ocukluktan ya ş l l ğa kadar; kendine g ü ven, yeme yetene ği, beslenme ve sa ğl k ü zerine etkileriyle, ya ş am kalitesi ü zerinde zararl etkilere sahiptir. Modern toplumda di ş lerin ö nemli bir rol ü g ö r ü n üşü iyile ş tirmektir. Y ü z ü n g ö r ü n üşü bireyin toplumla b ü t ü nle ş mesinde ç ok ö nemlidir ve 8 8di ş ler konu ş mada v e ileti ş imde zorunlu rol oynarlar. Di ş çü r ü kleri di ş kayb yla sonu ç lanabilir, bu da yeme yetene ğini, besinden zevk almas n , sosyalle ş meyi ve ya ş am kalitesini azalt r. Beslenme durumu di ş leri iki yolla etkilemektedir. Birincisi; di ş ler ç kmadan ö nce ş ekill enirken, ikincisi; di ş ler ç kt ktan sonra lokal etki yoluyla. Di ş ler ç kt ktan sonra lokal etki ç ok ö nemlidir. Vitamin D ve A yetersizlikleri ve protein enerji malnutrisyonu, di ş minesinde hipoplazi ve t ü kr ü k bezlerinin atrofisi ile ili ş kilidir. Skorb ü t h astal ğ nda perodontitisle (di ş eti iltihab ) sonu ç lanan C vitamini yetersizli ği d ş nda, diyet ile di ş eti hastal klar ili ş kisi hakk nda fazla delil yoktur. K ö t ü a ğ z hijyeni di ş eti hastal klar n n olu ş mas nda en ö nemli risk fakt ö r ü d ü r. Yetersiz beslenm e a ğ zla ilgili enfeksiyonlar n k ö t ü le ş mesine yol a ç ar. Di ş çü r ü klerinin geli ş imi; ş ekerlerin ve bakterilerin varl ğ n gerektirir, ayn zamanda di ş lerin duyarl l ğ , bakteri profili, salyan n miktar ve kalitesinden de etkilenir. Diyetteki Ş ekerler ve D i ş Çü r ü kleri Di ş çü r ü kle rinin geli ş mesinde ş ekerler ö nemli bir fakt ö rd ü r. Biyokimyasal, mikrobiyolojik, klinik ve epidemiyolojik kan tlar, s kl kla ş eker (sukroz) al m ile di ş çü r ü kleri aras nda nedensel bir ili ş ki oldu ğunu g ö stermi ş tir. Tek ba ş na sukroz ve fr ü ktoz ile kar ş k glikoz da (balda, meyvelerde) di ş çü r ü klerine neden olur. Bu nedenle b ü t ü n serbest ş ekerler di ş çü r ü klerinden sorumlu tutulmaktad r. Serbest ş ekerler terimi; ü retici ve t ü ketici taraf ndan besinlere eklenen ş eker ile besinlerin bile ş imindeki, baldaki ve m eyve sular ndaki t ü m monosakkaritler ve disakkaritleri i ç erir. İ kinci D ü nya Sava ş s ras nda toplumlarda ş eker t ü ketiminin azalmas na ba ğ l olarak di ş çü r ü klerinin azald ğ , daha sonra ş ekere ula ş abilme engeli ortadan kalk nca di ş çü r ü klerinin tekrar artt ğ , ayr ca uzun s ü re ş eker i ç eren ila ç lar kullanan kronik hastal ğ olan ç ocuklar, pastane i şç ileri ve ş ekerlemecilikle u ğra ş anlarda di ş çü r ü klerinin toplum ortalamas n n ü st ü nde oldu ğu rapor edilmi ş tir. T ü ketilen ş eker miktar kadar, ş eker t ü ketim s kl ğ da di ş çü r ü klerinde etkili olmaktad r. Y ü ksek miktarlarda olsa bile, yemek saatlerinde g ü nde maksimum 4 kez t ü ketilen ş ekerin di ş çü r ü klerini artt rmadaki etkisinin d üşü k oldu ğu ve yemek aralar nda ş eker t ü ketim s kl ğ artt ğ nda di ş çü r ü klerinin artt ğ belirlenmi ş tir. Ç al ş malar; y ll k 15 Kg ’ dan (40g/g ü n) fazla ş eker t ü keten bireylerde di ş çü r ü klerinin artt ğ n , ş eker t ü ketimi 10 Kg ’ n (27 g/g ü n) alt nda kald ğ nda di ş çü r ü klerinin olduk ç a azald ğ n g ö stermi ş tir. Oral hijyen ve flor al m sabit tutul du ğunda ö ğü n aralar nda az ş eker t ü keten ç ocuklar n, ç ok t ü ketenlere g ö re %86 oran nda daha az çü r ü k diy ş sahip olduklar saptanm ş t r. Florun Etkileri Di ş çü r ü klerini ö nlemek i ç in yeterli miktarda flor al m na gereksinim vard r. Bu da g ü nl ü k olarak 0.7 – 1.5 mg kadard r. Flor al m ile di ş çü r ü kleri aras nda ters bir ili ş ki vard r. 1943-1949 y llar aras nda, i ç me sular ndaki flor konsantrasyonunun hem d üş ü k hem de y ü ksek oldu ğu Kuzey İ ngiltere ’ deki b ö lgelerde yayg n olarak kullan lan florlu di ş macunla r n n di ş çü r ü klerini azaltt ğ g ö zlemlenmi ş tir. Di ş minesinin olu ş umu s ras nda a ş r flor al m , di ş florozisine neden olur. Bu durum ö zellikle suya a ş r flor uygulamas yapan ü lkelerde ve ç evresel flor fazlal ğ olan ü lkelerde g ö zlemlenmi ş tir. 9 9Ni ş asta ve Di ş Çü r ü kleri Epidemiyolojik ç al ş malar, di ş çü r ü klerinde ni ş astan n d üş ü k risk fakt ö r ü oldu ğunu g ö stermi ş tir. Y ü ksek ni ş asta-d üşü k ş eker al m di ş çü r ü klerini azalt rken, d üş ü k ni ş asta-y ü ksek ş eker al m çü r ü kleri artt rmaktad r. Pi ş mi ş ni ş astan n di ş çü r ü tme etkisi s ü kroza g ö re yakla ş k 1/3 – 1/2 ’ dir. Meyveler ve Di ş Çü r ü kleri Meyvelerin asidojenik oldu ğu ancak, di ş çü r ü ğü geli ş iminde etkisinin s ü krozdan daha az oldu ğu belirlenmi ş tir. Di ş Çü r ü klerini Ö nleyici Diyetsel Fakt ö rler Baz diyet bile ş enl eri di ş çü r ü klerine kar ş koruyucudur. Peynirin di ş çü r ü ğü n ü ö nleyici (kariyostatik) ö zelli ği insanlarda g ö zlemsel ve m ü dahale ç al ş malar nda g ö sterilmi ş tir. İ nek s ü t ü n ü n kalsiyum, forfor ve kazein i ç eri ğinin di ş çü r ü klerini inhibe etti ği d üş ü n ü lmektedir. S ü t ü n kari y ostatik ö zelli ği hayvan deneylerinde g ö sterilmi ş tir. Tam tah l taneleri koruyucu ö zelli ğe sahip olup; yenirken fazla ç i ğnemeyi gerektirir; bu da t ü kr ü k salg s n n artmas na neden olur. F st k, sert peynir ve sak z ho ş tadlar ndan dolay ve/veya mekanik olarak t ü kr ü k sal m n uyar rlar. Anne S ü t ü ve Di ş Çü r ü kleri Anne s ü t ü ile beslenmenin çü r ü k di ş say s n azaltt ğ n epidemiyolojik ç al ş malar ortaya koymu ş tur. Anne s ü t ü ile beslenen bebeklerde ş eker al m da kontrol alt na al nm ş olur. Di ş ler de A ş nma Di ş a ş nmas ; di ş in sert doku y ü zeyinin intrinsik (i ç erden) ve/veya ekstrinsik (d ş ardan al nan) asitlerin neden oldu ğu, bakteri i ç ermeyen geriye d ö n üş s ü z a ş nmalard r. A ş r a ş nmalar di ş kay plar na neden olur. Gazl i ç ecekler, sirke, tur ş ular , meyve sular ve meyveler; sitrik, fosforik, askorbik, malik, tartarik ve karbonik asit gibi asitleri i ç erirler. Ya ş a ba ğl olarak artan di ş a ş nmas n n, gazl i ç ecekleri ç ok t ü ketenlerde daha fazla oldu ğu g ö sterilmi ş tir. 2.6. Osteoporoz ve Beslenme İ li ş kisi Osteoporoz; kemik k ü tlesinde azalma ve bunun sonucunda artm ş k r k riski ile kara k terize, en s k g ö r ü len metabolik kemik hastal ğ d r. Pop ü lasyonlar aras nda osteoporoz prevalans n kar ş la ş t rmada, ya ş l lardaki k r k oranlar s kl kla kullan lmakt ad r. D ü nya ç ap nda her y l 1.66 milyon kal ç a k r ğ olmakta, bu say n n ya ş l insanlar n say s ndaki art ş nedeniyle 2050 ’ ye kadar 4 kat artaca ğ tahmin edilmektedir. K r k, premature ö l ü mlere yol a ç abilmekte ve sa ğl k hizmetleri a ç s ndan b ü y ü k ekonomik y ü ke neden olmaktad r. Bir kad n n osteoporoz nedeniyle kal ç a k r ğ riskinin; meme, uterus ve over kanserlerinin toplam riskine ve kal ç a k r ğ ndan ö l ü m riskinin; meme kanserinden ö l ü m riskine e ş it oldu ğu ortaya konmu ş tur. Geli ş mi ş ü lkelerde kad nlar n ö s trojen eksikli ği nedeniyle menopozdan sonraki ilk 10 y lda kemik k ü tlelerinin yakla ş k % 15 ’ ini kaybettikleri rapor edilmektedir. Kemik yo ğunlu ğundaki azalma k r k riskini artt rmaktad r. 10 10Pik kemik k ü tlesinin yeterli olu ş mas ü zerine beslenmenin ö nemli etk isi vard r. Ö zellikle ergenlik d ö neminde yeterli kalsiyum al m n n kemik k ü tlesi ü zerine olumlu etkileri epidemiyolojik ç al ş malarda g ö sterilmi ş tir. Yugoslavya ’ da y ü ksek kalsiyumlu diyet t ü ketilen b ö lgelerdeki k r k oran , d üş ü k kalsiyumlu diyetle beslenilen b ö lgelerdekinin yar s kadar bulunmu ş tur. Geli ş mekte olan ü lkelerde ya ş ayan bireylerin kalsiyum al m n n, daha d üş ü k olmas na ra ğmen, k r k a ç s n dan geli ş mi ş ü lke insanlar na g ö re daha d üşü k riske sahip olduklar , bu durumun olas l kla daha az alkol kullanmalar , daha aktif fiziksel u ğra ş da bulunmalar , daha az protein ve daha az tuz t ü ketmelerine ba ğl oldu ğu belirtilmektedir. Ayr ca d üşü k kalsiy umlu diyet ve fazla miktarda flor al nmas durumunda osteoporoz olu ş tu ğu belirlenmi ş tir. Ya ş l insanlarda D vitamini ve kalsiyumun birlikte al m n n osteoporoz riskini azaltt ğ , d üşü k v ü cut a ğ rl ğ ve fazla alkol t ü ketiminin riski artt rd ğ na dair kan tlar vard r. Fiziksel egzersiz ö zellikle de a ğ rl k kald rma egzersizlerinin gen ç likte pik kemik k ü tlesini artt raca ğ ve kemik k ü tlesinin korunmas nda yard mc olaca ğ ifade edilmektedir. 2.7. Kanser, Beslenme ve Fiziksel Aktivite Aras ndaki İ li ş kiler Be slenmenin t ü m d ü nyadaki kanser h zlar na etkisi ö nemlidir. End ü strile ş mi ş ü lkelerde kanserlerin %30 ’ unun diyete ba ğl oldu ğu tahmin edilmektedir. Diyet ö nlenebilir kanser nedeni olarak t ü t ü nden sonra ikinci s ray al r. Bu oran, geli ş mekte olan ü lkelerde % 20 olarak d üşü n ü lmektedir. V ü cut a ğ rl ğ n n fiziksel hareketsizlikle birlikte menopoz sonras g ö ğü s kanseri, kolon, endometrium, b ö br ek ve ö zefagus (adeno karsinomu ) kanserleri gibi en s k g ö r ü len kanserlerin be ş te biri ile üç te birinden sorumlu oldu ğu ta hmin edilmektedir. De ği ş ik toplumlarda beslenme ile ili ş kisi g ö r ü len kanser t ü rleri aras nda; a ğ z bo ş lu ğu, farinks, larinks, ö zefagus, mide, kal n barsak, pankreas, karaci ğer, akci ğer, meme, endometriyum ve prostat kanserleri yer almaktad r. 3. D İ YE TLE İ LG İ L İ KRON İ K HASTALIKLARIN Ö NLENMES İ NDE Ö NER İ LER 3.1. Obezitenin Ö nlenmesi İ ç in Ö neriler Bebek ve ç ocuklarda ş i ş manl ğ n ö nlenmesi ö ncelikli olarak d üş ü n ü lmelidir. Bebek ve k üçü k ç ocuklarda ş i ş manl ğ n ö nlenmesinde; Anne s ü t ü ile besleme, mama ile b eslemede ş eker ve ni ş asta ilavesinden ka ç nma, optimal b ü y ü me i ç in gerekli mikro besin ö gelerinin sa ğlanmas konusunda annelerin e ğitimi gereklidir. Ç ocuklar ve ergenlerde obezitenin ö nlenmesinde; aktif bir ya ş am bi ç imini desteklemek, televizyon izleme i ç in s n r koymak, meyve ve sebze al m n te ş vik etmek, enerji yo ğun, mikro besin ö gelerince fakir besinlerin ( ö rne ğin paketlenmi ş at ş t rmal k besinler) al m n s n rlamak, ş ekerle tatland r lm ş i ç ecekleri k s tlamak gereklidir. Eri ş kinlerde Ş i ş manl ğ n Ö nlenmesi 11 11Optimum sa ğl ğa ula ş mak i ç in yeti ş kin populasyondaki ortanca beden kitle indeksi 21-23 kg/m 2 aral ğ nda olmal d r. Bireyler i ç in beden kitle indeksinin (BK İ ) 18.5-24.9 aral ğ nda s ü rd ü r ü lmesi ve eri ş kinlik s ü resince 5 Kg ’ dan fazla a ğ rl k art ş nd an ka ç n lmas ö nerilmektedir. Bel ç evresi, boy uzunlu ğu ile ili ş kili olmaks z n BK İ ile ve intraabdominal ya ğ ve v ü cut ya ğ da ğ l m indeksi olan bel/kal ç a oran ile yak ndan ili ş kilidir. Bel ç evresindeki de ği ş imler; kardiyovask ü ler hastal k di ğer kronik h astal klar n olu ş umundaki risk fakt ö rlerini yans t r. Bel ç evresi erkeklerde > 102 cm, kad nlarda > 88 cm oldu ğunda metabolik komplikasyonlar i ç in risk artmaktad r. Beden kitle indeksine g ö re a ğ rl ğ n s n fland r lmas ve komorbidite riski Tablo 2 ’ de ver ilmi ş tir. Tablo 2. BK İ ’ ne G ö re A ğ rl ğ n S n fland r lmas ve Komorbidite Riski ( WHO – 2003) S n fland rma BK İ (kg/m 2 ) Komorbidite Riski D üş ü k Kilo < 18.5 D üşü k (Ancak di ğer klinik sorunlar artar) Normal Kilo 18.5 – 24.9 Orta derecede Preobez Derecede Obez I. Derecede Obez II. Derecede Obez III. 25.0 – 29.9 30.0 – 34.9 35.0 – 39.9 40 Artm ş risk Orta derecede artm ş Ş iddetli Ç ok Ş iddetli Yeti ş kinlerde ş i ş manl ğ n ö nlenmesinde odak noktas olan fiziksel aktivitenin ö nemi konunun devam nda veri lmi ş tir. 3.2. Diyabetin Ö nlenmesi İ ç in Ö neriler Ö zellikle y ü ksek risk gruplar nda ş i ş manl k ve fazla kilolulu ğun ö nlenmesi ? ve tedavisi Optimum BK İ ’ yi koruma; eri ş kin n ü fus i ç in BK İ ’ yi 21-23 kg/m 2 aral ğ nda ? devam ettirmek ve eri ş kinlik s ü resince 5 kilogra mdan fazla a ğ rl k art ş ndan ka ç nmak, Bozulmu ş glikoz tolerans olan ş i ş man veya fazla kilolu bireylerde kilo ? kayb , Haftan n hemen her g ü n ü g ü nde 1 saat veya daha uzun s ü re, orta veya daha ? ş iddetli fiziksel aktivite yap lmas , Doymu ş ya ğ al m n n, topla m enerjinin %10 ’ undan, y ü ksek risk ? gruplar nda %7 ’ sinden fazla olmamas n sa ğlamak (bu ama ç la s ü t ve et ya ğlar ve margarin kullan m n azaltmak) Taneli tah llar, kurubaklagiller, meyve ve sebzelerin d ü zenli t ü ketimi ile ? yeterli miktarda (g ü nl ü k en az 20 g ) ni ş asta olmayan polisakkarit al m n sa ğlamak. 3.3. Kardiyovask ü ler Hastal klar n Ö nlenmesi İ ç in Ö neriler Doymu ş ya ğ al m n n toplam enerjinin %10 ’ undan, y ü ksek risk ? gruplar ndan %7 ’ sinden fazla olmamas n sa ğlamak (bu ama ç la s ü t ve et ya ğlar ve mar garin kullan m n azaltmak) 12 12Ç oklu doymam ş ya ğ asitleri ( Ç DYA) al m g ü nl ü k enerjinin %6-10 ’ unu ? sa ğlayacak d ü zeyde olmal . Ayr ca n-6 Ç DYA ve n-3 Ç DYA al m s ras yla toplam enerjinin %5-8 ’ i ve %1-2 ’ sini olu ş turacak kadar olmal d r. Haftada 2 kez bal k t ü k etimi ö nerilen n-3 al m n yakla ş k olarak kar ş lar. Potasyum, lif (posa) ve bitki stenolleri i ç eren sebze ve meyvelerin g ü nl ü k ? 400-500 gm al nmas . G ü nl ü k tuz t ü ketimini 5 gram n alt na indirmek. ? Az-orta derecede d ü zenli alkol t ü ketimi koroner kalp hastal ğ na kar ş ? koruyucu olsa da alkolle ilgili di ğer kardiyovask ü ler ve sa ğl k risklerinden dolay alkol kullan m i ç in genel bir ö neri onaylanmam ş t r. G ü nde en az 30 dakika orta ş iddette aktivite. ? 3.4. Kanseri Ö nlemek İ ç in Ö neriler BK İ ’ yi 18.5-24.9 kg/m2 a ral ğ nda olacak ş ekilde s ü rd ü r ü lmeli (eri ş kinler) ? ve eri ş kin ya ş am nda 5 kg dan fazla kilo almaktan ka ç n n. D ü zenli fiziksel aktivite s ü rd ü r ü lmeli. Haftan n hemen her g ü n ü 60 dakika ? orta ş iddetli aktivite sedanter ya ş ayan bireyler i ç in gereklidir. H zl y ü r ü me gibi daha ş idddetli aktivite kanserin ö nlenmesi i ç in ilave yarar sa ğlar. Alkoll ü i ç eceklerin t ü ketimi ö nerilmemektedir. E ğer t ü ketiliyorsa g ü nde 2 ? ü niteyi (1 ü nite yakla ş k 10 gm alkol i ç eren i ç ki, 1 bardak bira, ş arap gibi) a ş mamal d r. Ç in usul ü t uzlanm ş salamura bal k, ö zellikle ç ocukluk ç a ğ nda az ? t ü ketilmelidir. Tuzla saklanm ş besinler ve tuz t ü ketimi az olmal d r. Besinlerle alfatoksine maruziyetten ka ç n lmal , ? G ü nde en az 400 gm sebze ve meyve t ü ketilmeli, ? Sosis, salam, past rma gibi tuzlan m ş ve t ü ts ü lenmi ş besinler az t ü ketilmeli, ? Yemekleri ve i ç ecekleri ç ok s cak t ü ketilmemelidir. ? 3.5. Di ş Hastal klar n n Ö nlenmesi İ ç in Ö neriler G ü nl ü k t ü ketilen serbest ş ekerden sa ğlanan enerji, toplam enerjinin ? %10 ’ unu a ş mamal d r. Ş eker t ü ketim s kl ğ g ü nde 4 ’ ten fazla olmamal d r. ? Yeterli flor al m sa ğlanmal d r. Ö rne ğin su, tuz, s ü t ve di ş macunu, ? yoluyla. Dental erozyonu (di ş a ş nmas ) ö nlemek i ç in gazl i ç eceklerin t ü ketim ? s kl ğ ve miktar azalt lmal d r. Yetersiz beslenmenin ö nlenmesi; di ş mine si hipoplazisi ve yetersiz ? beslenmenin a ğ z sa ğl ğ ile ilgili (t ü kr ü k bezi atrofisi, periodental hastal klar, oral enfeksiyon hastal klar ) di ğer potansiyel etkilerini de ö nler. 3.6. Osteoporozu Ö nlemek İ ç in Ö neriler G ü nde en az 400-500 mg kalsiyum al m sa ğlanmal . S ü t ve s ü t ü r ü nlerinin ? al m s n rl ise; k l ç ğ ile t ü ketilen bal klar, kurubaklagiller, ye ş il yapakl sebzelerle takviye edilmeli, Fiziksel aktivite artt r lmal , ? Denge ve kas g ü c ü n ü artt ran ve koruyan aktiviteler osteoporoz k r klar n n ? ö nlenmesinde yararl d r. Kemiklere a ğ rl k vererek a ğ rl k kald rma 13 13aktiviteleri, d ü zenli yap l rsa gen ç likte kemik k ü tlesini artt r r ve ya ş am boyu korunmas nda yard mc olur. Sodyum – tuz al m azalt lmal . ? Sebze ve meyve t ü ketimi artt r lmal . ? Sa ğl kl v ü cut a ğ rl ğ korunmal ? Sigaradan ka ç n lmal , alkol s n rland r lmal d r. ? 3.7. Fiziksel Aktivitenin Ö nemi Hareketsiz ya ş am bi ç imi sa ğl k ü zerinde olumsuz sonu ç lara yol a ç ar. Ara ş t rmalar; sa ğl ğa ili ş kin ç e ş itli fizyolojik fonksiyonlar n fiziksel ak tivitedeki azalmadan zarar g ö rece ğini a ç k ç a ortaya koymaktad r. Bu nedenle az hareketli ya ş am bi ç iminin s ü rd ü r ü ld ü ğü toplumlarda fiziksel aktivitenin devaml l ğ n n sa ğlanmas ö nemlidir. Daha sa ğl kl olmak i ç in haftan n hemen her g ü n ü en az 30 dakika ort a ş iddette (tempolu, canl y ü r ü y üş gibi) fiziksel aktivite ö nerilmektedir. B ü t ü n sa ğl k kazan ç lar ile ilgili olmasa da g ü nde en az 30 dakika aktivitenin kardiyovask ü ler / metabolik sa ğl k i ç in yeterli oldu ğu belirtilmektedir. Fiziksel aktivite sa ğl kl v ü cut a ğ rl ğ n n s ü rd ü r ü lmesinde odak noktas d r. Sedanter ya ş am s ü rd ü ren bireyler i ç in sa ğl kl v ü cut a ğ rl klar n s ü rd ü rmek i ç in g ü nl ü k toplam 60 dakika orta ş iddette fiziksel aktivite ö nerilmektedir. D ü zenli egzersizle iyile ş en fizyolojik fonksiyonlar v e kapasiteler ve bu de ği ş ikliklerden etkilenen ç e ş itli hastal klar ve durumlar Ş ekil 1 ’ de g ö r ü lmektedir. Ç e ş itli kronik hastal klarla beslenme aras ndaki ili ş kileri b ö ylece ö zetlemi ş olduk. D ü nya Sa ğl k Ö rg ü t ü ’ n ü n bir ç al ş ma grubu beslenmenin kronik hasta l klarla ili ş kili oldu ğunu g ö steren kan tlar esas alarak, kronik hastal klar n ö nlenmesi i ç in “ Besin Ö geleri Al m nda Toplumsal Hedefleri” belirlemi ş tir. Bu hedefler Tablo 3 ’ te g ö sterilmi ş tir. 14 14 Tendonlar ve ba ğ dokusu Kuvvet Destekleyici fonksiyonlar Fiziksel g ü c ü n artmas Eklem stabilitesinin artmas Zedelenme riskinin azalmas Adale hastal klar n n etkisinin azalmas İ skelet Kemik kitlesinin s ü reklili ği Y ü ke uygun yap Osteoporozun ö nlenmesi Kemik yap s n n korunmas Eklemler Kayganl k Hareket kapasitesi Esnekli ğin korunmas Hareket k s tl l ğ n n ö nlenmesi Metabolik fonksiyonlar Enerji dengesinin d ü zenlenmesi Karbonhidrat tolerans Lipid ve lipoprotein metabolizmas A ğ rl k kontrol ü n ü n iyile ş mesi Ş i ş manl ğ n ö nlenmesi Koroner kalp hastal ğ n n ö nlenmesi Diabetin ge ç etkilerinin azalmas Psikolojik Fonksiyonlar Miza ç , Ö zg ü ven, Psikomotor geli ş me, Haf za Ya ş am kalitesine katk Hafif anksiyete ve depresyonun d ü zelmesi Miza ç ta iyi y ö nde de ği ş iklikler Ya ş l larda haf zan n g üç lenmesi Kardiyovask ü ler fonksiyonlar Kalp performans Kan bas nc n n d ü zenlenmesi Ya ş lanma ve kalp, akci ğer ve adele ile ilgili kronik hastal klar n etkilerinin d ü zelmesi. Hafif hipertansiyonda kan bas nc n n d üş mesi. Kan bas nc nda ya ş a ba ğl y ü kselmenin hafifle ş mesi İ skelet Kaslar Metabolik kapasite Besin elementlerinin kanda bulunmas Kas lma ö zellikleri , Kuvvet Hareket kapasitesinin artmas Kuvvetin artmas Halsizli ğin azalmasŞ ekil 1. D ü zenli Egzersizle İ yile ş en Fizyolojik Fonksiyonlar ve Kapasiteler (solda) ve Bu De ği ş ikliklerden Etkilenen Ç e ş itli Hastal klar ve Durumlar (sa ğda) Tablo 3. Besin Ö geleri Al m nda Toplumsal Hedefler D İ YETSEL FAKT Ö R HEDEF (TOPLAM ENERJ İ N İ N %) Topl am ya ğ %15-30 Doymu ş ya ğ asitleri <%10 Ç oklu doymam ş ya ğ asitleri ( Ç DYA) % 6-10 n-6 ( Ç DYA) % 5-8 n-3 (PUFA) % 1-2 Trans ya ğ asitleri Tekli doymam ş ya ğ asitleri < %1 De ği ş ebilir a Toplam karbonhidrat 55-75 b Serbest ş eker c <%10 15 15Protein % 1 0-15 d Kolesterol < 300 mg/g ü n Tuz e < 5 g/g ü n Meyve ve sebzeler > 400 g/g ü n Toplam diyet posas Besinlerden f >25 g Ni ş asta olmayan polisakkarit Besinlerden f > 20 g a. Bu de ğer ş ö yle hesaplan r: toplam ya ğ – (doymu ş ya ğ asitleri + ç oklu doym am ş ya ğ asitleri + trans ya ğ asitleri) b. Bu de ğer; uygun protein (%10-15) ve ya ğ (%15-30) al m sonucu sa ğlanan enerji oran hesapland ktan sonra geriye kalan y ü zdedir. c. “ Serbest Ş ekerler” terimi; monosakkaritler ve disakkaritlerin t ü m ü + ü r etici, ve t ü keticilerin ekledi ği ş ekerler + balda, ş uruplarda ve meyve sular nda bulunan ş ekerleri ifade eder. d. Ö nerilen bu oran; DS Ö / G da Tar m Ö rg ü t ü (GT Ö ) / Birle ş mi ş Milletler Ü niversitesi (UNU) uzmanlar komitesinin 9-16 Nisan 2002 ’ de Cenevre ’ de insan beslenmesinde amino asit ve protein gereksinimi ü zerindeki toplant sonu ç lar ndan al nm ş t r. e. Tuz uygun ş ekilde iyotla zenginle ş tirilmelidir. Tuzun iyotla zenginle ş tirilmesi, toplumun kulland ğ tuz miktar na g ö re yap lmal d r. f. 20 g ’ dan fazlas meyve, sebze, tam taneli tah l ve kurubaklagillerden sa ğlanmak ü zere 25 gram n ü zerinde toplam diyet posas . 4. D İ YET, BESLENME VE KRON İ K HASTAL IKLARIN Ö NLENMES İ NDE YA Ş AM S Ü REC İ H zla artan kronik hastal klar n y ü k ü evrensel halk sa ğl ğ nda belirleyici bir anahtard r. Halihaz rda, geli ş mekte olan ü lkelerdeki kronik hastal klar nedeniyle olan ö l ü mlerin %79 ’ u orta ya ş grubunda meydana gelmektedir. Kronik hastal klar i ç in t ü m ya ş larda risk vard r. Di ğer taraftan ö nlenmesi ve kontrol edilmesi i ç in de t ü m ya ş larda f rsatlar vard r. Kronik hastal k riskinin f ö tal ya ş amda ba ş lad ğ ve ileri ya ş larda devam etti ğini g ö steren kan tlar giderek artmaktad r. Tam olarak yerle ş mi ş bir kronik hastal k; fiziksel ve sosyal ç evre hasarlar na maruz ka l nan ya ş am s ü relerinin birikimini yans t r. Bu nedenlerden dolay hem k ü m ü latif risk, hem de m ü dahale f rsatlar yakalamak i ç in “ya ş am s ü reci yakla ş m ” uzmanlar taraf ndan benimsenmi ş tir. Ya ş am n her evresi gelecek i ç in fark edilmeyen bir ilerleme olarak kabul edilip, 5 evre tan mlanm ş t r. Bunlar; f ö tal geli ş im ve maternal ç evre, bebeklik, ç ocukluk ç a ğ ve ergenlik, eri ş kinlik, ya ş lanma ve ya ş l l k d ö nemidir. F ö tal Geli ş im ve Maternal Ç evre F ö tal ya ş amla ilgili fakt ö rler ş unlard r: 16 16I. İ ntra Uterin Geli ş m e Gerili ği ( İ UGG), II. Premat ü r do ğumda gestasyonel ya ş a g ö re normal b ü y ü yen fet ü s, III. Uterusta a ş r beslenme İ UGG ’ nin koroner kalp hastal ğ , fel ç , diabet ve y ü ksek kan bas nc riskini artt rmas konusunda, ç o ğu geli ş mi ş ü lkelerden sa ğlanan ö nemli kan tlar mevcuttur. K s tlanm ş fet ü s b ü y ü mesini m ü teakip, do ğum sonras nda bu fark gidermek i ç in olu ş an h zl b ü y ü me gibi farkl b ü y ü me modelleri, hastal ğ n olu ş mas nda etkili olabilir. Di ğer taraftan do ğum ö l çü s ü n ü n b ü y ü k olmas (macrosomia); diyabet ve k ardiyovask ü ler hastal klarda artan risk ile ili ş kilidir. Y ü ksek do ğum a ğ rl ğ ; meme ve di ğer kanser t ü rlerinde artan riskle de ili ş kilidir. Ö zetle, optimal do ğum a ğ rl ğ ve boy uzunlu ğundaki da ğ l m, sadece o d ö nemdeki mortalite ve mordite i ç in de ğil, ay n zamanda diyetle ilgili kronik hastal klara yatk nl k gibi uzun d ö nem sonu ç lar a ç s ndan da dikkate al nmal d r. Bebeklik D ö nemi Bebeklikteki hem yava ş geli ş im hem de a ş r kilo ya da boy art ş , daha sonraki kronik hastal k insidans n etkileyebilir. Do ğumdaki ö l çü lere bak lmaks z n, erken bebeklik d ö nemindeki yava ş b ü y ü me (birinci y lda d üşü k a ğ rl k) ile artm ş koroner kalp hastal klar riski aras nda bir ili ş ki tan mlanm ş t r. Kan bas nc , f ö tal b ü y ü me gerili ği olan ve bebeklikte a ş r kilo alan be beklerde y ü ksek bulunmu ş tur. Ç ocukluk d ö nemindeki sosyo ekonomik yoksunlu ğun bir yans mas olan k sa boyluluk; koroner kalp hastal ğ , fel ç ve diyabete kadar giden baz durumlara artan risk ile ili ş kilidir. Boyca k sa kalm ş ç ocukta h zlanm ş bir b ü y ü me ge r ç ekle ş irse; fel ç ve meme, uterus ve kolonu kapsayan ç e ş itli b ö lgelerdeki kanser mortalitesi riski artmaktad r. Emzirme Emzirmenin, term ve preterm bebeklerde ç ocukluk d ö nemindeki anlaml d ü zeyde d üş ü k kan bas nc ile ili ş kisi konusunda kan tlar artmakta d r. Anne s ü t ü yerine, mama ile beslenen bebeklerin ileriki ya ş amlar nda diyastolik ve ortalama arteriel kan bas nc nda art ş g ö r ü lmektedir. Bebeklik d ö nemindeki g ö zlemsel ç al ş malar n ç o ğu, kan bas nc nda oldu ğu gibi kardiyovask ü ler hastal klar i ç in di ğer risk fakt ö rlerinde, mama t ü ketiminin etkilerini rapor etmi ş tir. Bu durum, formula s ü tle beslenmi ş bebekler olan ya ş l eri ş kinler aras nda artan mortalite g ö zlemleriyle de tutarl d r. Anne s ü t ü ile beslenme, d üşü k ş i ş manl k geli ş im riski ile kuvvetle ili ş k ili bulunmu ş tur. Ç ocukluk ç a ğ ve ergenlik d ö neminde; Tip I diabet, çö lyak hastal ğ , baz ç ocukluk ç a ğ kanserleri, inflamatuar barsak hastal ğ gibi kronik hastal klarda risk, bebek beslenmesinde anne s ü t ü yerine mama ile besleme ve k sa s ü re emzirme ile ili ş kilidir. Ya ş am n erken d ö neminde y ü ksek kolesteroll ü diyetin olas etkilerine b ü y ü k ilgi vard r. Bir grup ç al ş mac ; ya ş am n erken d ö neminde y ü ksek kolesteroll ü diyetle beslenmenin, ileriki ya ş amda kolesterol ve lipoprotein metabolizmas n d ü zenlemey e yard mc olabilece ği hipotezini ileri s ü rm üş lerdir. Anne s ü t ü ile beslenen 4 ayl k bebeklerde; ortalama total kolesterol d ü zeyi 180 mg/dl ya da daha y ü ksek iken, meme ile beslenenlerde 150 mg/dl ’ nin alt nda bulunmu ş tur. Bebeklerde serum lipoprotein konsa ntrasyonlar ve LDL resept ö r aktivitelerini ö l çü mleri, diyette kolesterolden daha ziyade ya ğ asidi i ç eri ğinin kolesterol hemeostazisini d ü zenledi ğini ileri s ü rmektedir. Ç ocukluk Ç a ğ ve Ergenlik 17 17Do ğumdaki ö l çü lere bak lmaks z n, ç ocukluk ç a ğ ndaki yava ş b ü y ü me ile koroner kalp hastal ğ nda artan risk aras nda bir ili ş ki tan mlanm ş t r. D üşü k do ğum a ğ rl kl bebekler, zay f kas yap s na fakat y ü ksek ya ğ i ç eren bir yap ya sahiptirler. Bu yap , postnatal d ö nem boyunca devam eder ve ç ocukluk d ö nemindeki abdomi nal ş i ş manl kla ili ş kilidir. Eri ş kinlik d ö nemindeki ba ğ l a ğ rl k ve a ğ rl k art ş ; meme, kolon, rektum, prostat ve di ğer b ö lgelerdeki kanser riskinin art ş yla, bir retrospektif kohort ç al ş mas nda da adolesanda ba ğ l a ğ rl k ö zellikle kolon kanseri ile ili ş kili bulunmu ş tur. Ç ocukluk ç a ğ ndaki sosyo ekonomik yoksunlu ğun bir yans mas olan k sa boy; koroner kalp hastal ğ , fel ç ve diyabete gidi ş te artan risk ile ili ş kili bulunmu ş tur. Boy; kad n ve erkekte koroner kalp hastal ğ , fel ç ve solunum hastal kla r n i ç eren mortalite ile ters y ö nde ili ş kilidir. Ayn zamanda meme, uterus, kolon ve di ğer b ö lgelerdeki kanser mortalitesi ile de ili ş kilidir. Fel ç rirki, ç ocukluk ç a ğ boyunca h zlanm ş b ü y ü me ile artmaktad r. Yeti ş kin ç a ğdaki hipertansiyonun ö nceden tah mini i ç in, kan bas nc n n ç ocukluk ç a ğ ndan itibaren izlenmesi ve ergenlik d ö neminde s ü rd ü r ü lmesi gerekti ği vurgulanmaktad r. Ç ocukluktaki y ü ksek kan bas nc ; obezite ve k ö t ü serum lipit profili ö zellikle de LDL ve glikoz intolerans ile s k ili ş ki i ç inde dir. Ç ocuk ve ergenlerde g ö zlenen y ü ksek kan bas nc n n arka plan nda; kolesterol, tuz, doymu ş ya ğlar n a ş r , potasyumun yetersiz al nmas ve fazla s ü re televizyon izlemenin e ş lik etti ği azalt lm ş fiziksel aktiviteyi i ç eren sa ğl ks z ya ş am tarz bulunmak tad r. Ergenlik d ö neminde alkol ve t ü t ü n kullanma, kan bas nc n n y ü kselmesine katk da bulunur. Y ü ksek ya ğ ve doymu ş ya ğ i ç eren haz r besinler, fast food, karbonatl i ç ecekler, her yere ta ş tla gitme, televizyon ve bilgisayar ba ş nda fazla zaman ge ç irme ne deniyle fiziksel aktivite azl ğ n i ç eren obezojenik ç evre ve sigara i ç me ergenlik d ö neminde bula ş c olmayan hastal klar n geli ş mesine yol a ç maktad r. Eri ş kinlik D ö nemi Bir ya ş am s ü reci yakla ş m i ç indeki kan tlar incelendi ğinde, eri ş kinlik d ö neminin ne denli ö nemli oldu ğu anla ş l r. Bu d ö nem; en kronik hastal klar n depre ş ti ği, ayn zamanda koruyucu ö nlemler al nmas amac yla risk fakt ö rlerinin azalt lmas i ç in zaman n kritikle ş ti ği ve etkili bir tedavi ihtiyac n n artt ğ ya ş am d ö nemidir. Ya ş am s ü res i boyunca kardiyovask ü ler hastal k ya da diabet ile ili ş kili; t ü t ü n kullan m , obezite, fiziksel hareketsizlik, kolesterol, y ü ksek kan bas nc ve alkol al m gibi bilinen risk fakt ö rleri eri ş kinlik d ö nemi risk fakt ö rleridir. Baz ara ş t rmac lar, geni ş ç evr e, sosyal ve bireysel stresin kronik hastal klar n geli ş imindeki etkiyi g ö stermi ş lerdir. Ya ş lanma ve Ya ş l İ nsan Ya ş am d ö ng ü s ü n ü n bu son b ö l ü m ü nde kronik hastal klarla ilgili 3 kritik bak ş a ç s vard r. Kronik hastal klar n ç o ğunun bu d ö nemde ortaya ç k mas , I. Bireysel ve toplumsal risk fakt ö rlerini de ği ş tirme ve egzersiz, sa ğl kl II. beslenme gibi sa ğl ğ te ş vik edici davran ş lar ya ş l l kta kesinlikle faydal d r. Ö nlenebilir sakatl klar geciktirmek i ç in sa ğl ğ n geli ş tirilmesi ihtiyac . III. 18 18Kronik hastal klar n ç o ğu, fizyolojik fonksiyonlardaki genel kay plar kadar ç e ş itli hastal k s ü re ç leri aras ndaki ili ş kiler ya ş am n bu d ö neminde ortaya ç kar. Kardiyovask ü ler hastal k, Tip II diabet ve baz kanserlerde oldu ğu gibi ya ş am n bu d ö neminde pik yapar. Kronik hasta l klar n esas y ü k ü bu d ö nemde ya ş an r. Ya ş l İ nsanlarda Davran ş De ği ş ikli ği 1970 ’ lerde risklerin belirli ya ş lardan sonra artmad ğ , 80 ya ş ndan sonra beslenmeyle ilgili al ş kanl klar gibi al ş kanl klar de ği ş tirmenin ya ş l insanlar aras nda mortalite ya da sa ğl k durumuna etkisi konusunda epidemiyolojik kan tlar n olmad ğ g ö r üşü hakimdi. Yak n zamanlarda, ya ş l insanlar, sa ğl kl diyet ve fiziksel egzersize devam i ç in cesaretlendirildi. Bir ç al ş mada, ya ş l kad nlarda g ö zlenen arteriosiklerotik hastal k riskinin, g ü nde 5-10 porsiyon meyve ve sebze yiyen kad nlarda, g ü nde 2-5 porsiyon yiyenlerden yakla ş k %30 daha az oldu ğu rapor edilmi ş tir. Ya ş l hastalar, daha fazla kardiyovask ü ler riske sahip olduklar ndan, risk fakt ö rlerinin d ü zenlenmesiyle kazan m i ç i n daha uygun olduklar g ö r ü lmektedir. Bireysel destekleme ve sa ğl kl ç evreyi geli ş tirme giri ş imleri, ya ş l l kta ba ğ ms zl ğ n artmas na yol a ç ar. KAYNAKLAR WHO. Diet, Nutrition and the Prevention of Chronic Diseases. WHO Technical 1- Report Series 797, Ge neva 1990. WHO. Diet, Nutrition and the Prevention of Chronic Diseases. WHO Technical 2- Report Series 916, Geneva 2003. 19 19