Genel Çevre Biyolojisi ve Ekolojisi 1 ÇEVRESEL ETKD DEĞERLENDDRMESD Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), bir projenin hazırlanmasında ekonomik ve teknolojik unsurların yanı sıra, planlanan faaliyetin ya da projenin gerçekleştirilmesi ve daha sonra uygulanması aşamalarında çevreye yapacağı her türlü etkinin ve bu etkilerin olası sonuçlarının önceden kestirilmesi işlemidir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi, bir faaliyetin gerçekleştirilmesinden önce, çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelere bir “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu” hazırlama yükümlülüğünü getirmektedir. Bu raporda çevreyi etkileyebilecek her türlü etkinin göz önünde bulundurularak, çevre kirliliğine neden olabilecek atıkların ne şekilde zararsız hale getirileceği ve bu hususta alınacak önlemlerin belirtilmesi istenmektedir. Ülkemizde ÇED çalışmaları, ÇED yönetmeliği ışığında yürütülmektedir. Bu yönetmelikte ÇED’e yönelik temel kavramlar, ÇED süreçleri ve ÇED araştırması ile ÇED Ön Araştırması ile seçme-elene kriterinin hangi faaliyetleri kapsadığı belirlenmiştir. Bu çalışmaları denetleme yetkisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir. Çevre bilimleri ve teknolojisi, günümüzde oldukça ileri bir düzeye ulaşmış ve ÇED, çok disiplinli bir yaklaşım içinde oluşturulmuş, oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir ÇED çalışması çerçevesinde tüm bilim ve mühendislik dallarından yararlanılır. Ancak ÇED çalışmalarına özgü bazı yöntem ve teknikler de vardır. Ders notlarında ayrıntıları sunulan bu yöntemlerin başlıcaları, Örtmeler (Etki Haritaları) Yöntemi, Kontrol Listeleri, Etkileşim Matrisleri, Ağ/Sistem Diyagramları ve Kestirim (Öngörü) Yöntemleri’dir. Bu yöntemlerden yararlanarak; su, hava, gürültü, biyolojik, kültürel ve sosyo-ekonomik ortamlarda etkilerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Günümüzde, çevre sorunlarının çözümü için yapılan çalışmalar, çoğu kez büyük harcamalar gerektiren proje ve mühendislik hizmetlerine dayandırılmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kaynaklarının çok akılcı kullanımı zorunluluğu da göz önüne alındığında proje ve mühendislik hizmetleri, üzerinde en fazla durulan ve geliştirilmesine çalışılan hizmetler arasında yer almaktadır. Bu hizmetlerin ülkemizde gelişmesi ise büyük ölçüde bilimsel çalışmalarının artmasına ve bunların getireceği bilgilendirmenin etkin bir biçimde kullanılmasına bağlıdır. GDRDŞ Kirliliği oluşturan temel unsurlar ve bunların çevremizdeki ekolojik sistemlere etkileri son yirmi-otuz yıl içinde yapılmış olan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Çevre kirliliğinin uzun vadede önemli ekonomik kayıplara neden olduğu, son on yıldan beri tüm ekonomistler tarafından da kabul edilmektedir. Geçmişte sorumluluk taşımış olan yöneticiler, bu konularda yeterli bir birikime sahip değildiler. Oysa günümüzde her faaliyetin ya da projenin gelecekte hangi çevresel etkileri doğuracağı oldukça doğru bir biçimde belirlenebilmektedir. Çevre koşullarını irdeleyerek durum saptamasını yapmak ve bu koşulların gelecekte hangi 2 faaliyetlerle nasıl değişime uğrayacağını önceden kestirmek mümkündür. Tüm çevresel bozulmalar, çeşitli ihmallerin ya da kimi konulardaki bilgi eksikliğinin ürünü olarak ortaya çıkarlar. Günümüzde sorumluluk üstlenen yöneticiler, geçmişteki yöneticilere göre olumsuz gelişmelere bizzat tanık oldukları için, çevre sorunlarının çözümünde daha şanslıdırlar. Sanayi devrimini tamamlamış “bilgi toplumu” evresine ulaşmış toplumlar, çeşitli faaliyetlerin çevresel etkilerini öngörerek, gerekli önlemleri zamanında almakta ve tüm gelişmeleri denetleyebilmektedir. Ülkemizde de bilgi ve iletişim çağının nimetlerinden yararlanarak çevre konularındaki eksiklikler bir an evvel giderilmelidir. Ülkemizde geçmişte ve hatta günümüzde projelerin sadece teknik, ekonomik ve politik yönlerine ağırlık verilmektedir. Herhangi bir projenin çevresel etkileri ve bu etkilere karşı alınacak önlemler kapsamlı bir araştırmaya dayandırılmamaktadır. Bunun sonucunda çok değerli çevre kaynaklarımız birer birer elden çıkmakta; tarım arazilerimiz yok olmakta, ormanlarımız giderek azalmakta, içme suyu kaynaklarımız kirlenmekte ve en önemlisi halkımız her geçen gün sağlıksız bir toplum haline gelmektedir. Çevremize bakışımızı değiştirebilen bilgi dağarcığının şekillendiği ilgi alanı, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) çalışmalarıdır. Sunulan çalışma, bugüne kadar ortaya konulan temel bilgileri vurgulamak ve toplumumuzu kemiren bazı yanlış tutum ve davranışların değişmesine katkıda bulunmak üzere hazırlanmıştır. Sunum sırasında doğrudan yararlanılan kaynaklar köşeli parantez içinde, dolaylı olarak yararlanılan kaynaklar ise normal parantez içinde sunulmuştur. Bugünkünden çok daha yüksek bir ekonomik yaşam düzeyine layık olan toplumumuz, 2000’li yıllarda 70-100 milyonluk bir nüfusla refah düzeyini de yükseltmek durumundadır. Bunun için bugünkünden daha fazla üretmek ve tüketmek kaçınılmazdır. Artacak olan üretim ve tüketim etkinlikleri, çevremizde bugün var olan durumla karşılaştırılamayacak ölçüde baskılara neden olacaktır. Gerekli önlemler de zamanında alınmazsa, kirlenme çok büyük boyutlara ulaşacaktır. Sadece ekonomik göstergeler açısından iyileşmiş gibi görünen yaşam düzeyi, sağlıklı bir çevreden yoksun insanlar için anlamını yitirecektir. Oysa ülkemiz için “yaşam ve çevre kalitesi”, benzer süreçleri yaşamış olan sanayi toplumları gibi birinci derecede öncelikli bir hedef haline gelmelidir. ÇED yaklaşımı, bilişim çağı felsefesinin bir öğesidir. Öngörü-Sentez- Önlem üçlüsü üzerine kurulmuştur. Geçmişte karşılaşılan çevre bozulmalarının, insan eliyle gerçekleştirilen yanlış uygulamalarının sonucunda oluştuğunun görülmesi üzerine geliştirilen ÇED, bilimsel temellere dayalı bir toplumsal savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma, çok çeşitli çevresel ortamlarda ve birbirinden çok farklı faaliyetler sonucunda oluşabilecek çok yönlü etkilerin kestirimini sağlayabilecek ölçüde esnek ve geniş kapsamlı olmalıdır. Bu özellikleriyle ÇED, çevresel etki-tepki oluşumlarının önceden kestirimi konusunda her geçen gün artan bilgi düzeyimiz çerçevesinde gelişen dinamik bir yaklaşımdır. 1.1. Bilim, Araştırma ve Proje Kavramlarına Genel Bakış ÇED çalışmalarına yönelmeden evvel, bilim, araştırma, genel olarak proje kavramı ve proje türlerini sergilemek ve ÇED projelerinin nerede yer aldığını irdelemek açısından yarar vardır. Bilim, evrende gelişen olayları gözlemle irdeleyip sayısal verilerle ya da deneylerle tekrarlanabilecek biçimde elde edilen sonuçlara ulaşma ve belirlenen sonuçların insan yararına sunma yollarının tümüdür. Bilim, günün gerçeğini ya da 3 günün doğrularını bulmaya yönelmiş bir araştırmadır. Başka bir değişle, bilim bir düşünme yöntemi olup, konusunun gözlenebilen olgular olması yönüyle gözlemsel; ve var olan olgular ve ilişkileri tanımlama, çözümleme, bireşime ve açıklamaya yönelmesiyle ussal niteliklere sahiptir. Bilimde, nesnellik, eleştiri, sınama, özeleştiri, süreklilik, denetleme ve genellik gibi ilkeler geçerlidir (MTA Temel Araştırmalar Dairesi, 1976). Bilimsel amaç ve yöntemlerle yapılan çalışmalara “araştırma”, araştırma yapan kişilere “araştırmacı” denir. Araştırmacı, bir bilim kolunda gerekli bilgilere sahip, yenilikleri izleyebilen, araştırma konusunu seçebilecek, çalışmayı planlayıp yürütebilecek ve sonuçları bilimsel yöntemlerle değerlendirip yayımlayabilecek düzeyde bir kimsedir. 1.1.1. Araştırma Türleri Araştırmalar genel niteliklerine göre temel araştırma, uygulamalı araştırma ve geliştirme olarak 3 grupta irdelenebilir. Temel araştırma; Bir bilim alanındaki bilgilerin gelişmesi için yapılan araştırma olup, bilimin kuramsal yönü ile ilgilidir. Varılan sonuçların uygulama ile ilgisi dolaylıdır. Araştırmacı, somut bir yarar gütmeden de doğa tarafından sunulan sorunları, insanların anlamasına ve çözmesine katkıda bulunmak üzere çaba gösterir. Bu araştırmanın yöntemleri, gözlem ve ölçümlerden oluşan geniş bir veri toplama işlemi ya da doğal olaylar üzerinde yoğunlaştırılan dizgesel (sistematik) çalışmalar olup bu çalışmaların planlanması ve yürütülmesi tek araştırmacı tarafından yapılır. Araştırmacı isterse teknisyenlerin yardımına da başvurabilir. Uygulamalı araştırma; Somut sonuçlara ulaşmayı amaçlayan ve insanlığın belirli gereksinimlerini karşılamaya yönelik çalışmalardır. Bir bilim alanındaki bilgilerin gelişmesi için yapılan ve aynı zamanda pratik bir amaca yöneltilen araştırmaları en ince ayrıntılarına kadar planlamak ve programlamak olanaklıdır. Burada sonuçlar önceden öngörülmektedir. Bu bölümde ÇED projeleri de yer alır. Geliştirme; Temel ve uygulamalı araştırmalardan elde edilen sonuçların, ekonomik ve sosyal çıkarları güvence altına almak amacı ile kullanılır biçime getirilmesi ya da eldekilerin daha da geliştirilmesi yoluyla yapılan çalışmalardır. Dlk iki araştırma türünden farkı, başlangıçta bilime katkı unsurunun aranmamasıdır. ÇED’in ara değerlendirme projeleri bu kategoride yer alır. Bazen bir çalışma, tüm araştırma türlerini de kapsayabilir. Başlı başına araştırma olmayan, ancak araştırmanın değişik evrelerinde yapılan ve sonuçları açısından bilgi kaynağı niteliği taşıyan çalışmalar da vardır. Bunlardan en önemlileri durum belirleme ve ön çalışma’dır. Durum belirleme, belirli konularda yapılmış çalışmaları, koşulları ve durumları saptamak amacıyla yapılan incelemelerdir. Ön çalışma ise, bazı konularda, projelendirmeden önce ön bilgilerin toplanmasına yönelmiş incelemelerdir. 1.1.2. Proje Kavramı Proje, bir araştırmanın amacına uygun biçimde, saptanan ilkeler doğrultusunda, ön görülen koşullarda, zamanında ve başarıyla sonuçlandırmak üzere yapılan bir planlama biçimidir. Projeler, bir proje başkanı ya da başkanlık kurulunun bilimsel ve yönetsel sorumluluğunda ele alınmalıdır. Projenin amacı çalışma yöntemleri, bütçesi ve süresi önceden programlanmalı ve ilgili kuruluşun belirlediği ilkeler çerçevesinde yürütülmelidir. Projenin bir iç örgütlenmesi olmalı ve 4 örgütlenmede proje başkanı, proje başkanlık kurulu, proje araştırmacıları ve yardımcı personelin görev ve sorumlulukları belirlenmiş olmalıdır. Projenin Öğeleri 1- Projenin Adı ve Konusu; sınırları belli, güncel ve gelişmeye yönelik olmalı, 2- Amaç ve Gerekçe; açık ve kesin bir tanımlama yapılmalı, 3- Uygulanacak Yöntemler ve Çalışma Düzeni; bir plan dahilinde yürütülmeli, 4- Eleman Yapısı ve Dç Örgütlenme; kapsamında sorumlul uklar belirlenmeli, 5- Eğitim; proje çalışanlarının düzeylerini geliştirecek yönde olmalı, 6- Zamanlama; çalışma takvimi ayrıntılı belirlenmeli, 7- Donanım; araç, gereç ve harcama malzemelerini belirtmeli, 8- Parasal Yük; öngörülen harcamalar ve fiyat artışları gözetilmelidir. Proje Türleri Projeler oluşturulma biçimlerine göre iki gruba ayrılırlar. Bunlar, araştırmacılar ya da diğer bireyler tarafından oluşturulan projeler ve kuruluşların yetkili organlarınca önerilen güdümlü projelerdir. Araştırmacılar ya da diğer bireyler tarafından oluşturulan projeler; Konusu, örgütlenmesi, zamanlaması, kapsamı ve diğer öğeleri araştırmacılar tarafından belirlenen araştırma, geliştirme, durum belirleme ve ön çalışma projeleridir. Güdümlü projeler; Konusu kurumların yetkili organlarınca belirlenen, kalkınma hedefleri ile ilgili, belli bir amaca yönelik çeşitli disiplinlerle araştırmacıların birlikte çalışmasını gerektiren kapsamlı projelerdir. Güdümlü projelerin konuları, kalkınma planı hedefleri ve araştırma sonuçlarının teknik, ekonomik, sosyal ve sağlık ile ilgili yönlerden ulusal çıkarlara getireceği yararlar gözetilerek saptanır (MTA Temel Araştırmalar Dairesi, 1976). 1.2. Çevresel Etki Değerlendirme’nin Tarihçesi, Felsefesi ve Amaçları Çevreyi ve çevre kaynaklarını bilinçli bir biçimde kullanmak, ekolojik dengeyi bozmadan, bu kaynakların kazanımlarından yararlanmak gerekmektedir. Bu doğrultuda çeşitli bilimsel araştırmalar yürütülmektedir. Projeler kapsamında üretilen her değerin bir bedeli vardır. Ortaya çıkan ürün, herkesi ilgilendirdiği gibi, ürünün sorumluca kullanımı ve çevre üzerine olan etkileri de herkesi ilgilendirmektedir. Başka bir değişle, üretim ve tüketim olgularının çevreye etkilerini değerlendirmek de herkesi etkilemektedir. Bu etkileşimin ekolojik dengeye olan olumsuz yansımalarını en aza indirgemek üzere sağlıklı, programlı ve bilinçli bir biçimde bilimsel projelerin yaşama geçirilmesi zorunludur (Uslu, 1996). Ortaya çıkan sorunları çözmek üzere 1960’lı yılların sonuna doğru ÇED uygulamaları başlamıştır. Ancak daha önceleri de çeşitli çevreler, ÇED uygulaması yaptıklarının farkında olmadan projenin olumlu ve olumsuz yönlerini irdelemekteydiler. Çevre ile ilgili ilk derli toplu çalışmalar, bilimin ve teknolojinin büyük sıçrama yaptığı 1970’li yılların başında başlamıştır. 1972 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Stockholm’de düzenlenen “Dnsan Çevresi ” konulu konferansta yayımlanan bildirinin ilk maddesinde “Dnsanoğlu, şimdiki ve gelecek nesillerin çıkarı için çevreyi korumanın ve geliştirmenin ciddi sorumluluğunu taşımaktadır” demektedir. Bunlara rağmen gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda “çevrenin korunmasının çok pahalı bir işlem” olduğu zannedildiği için karar verme 5 organları, bu konu ile ilgilenmekten kaçınmakta ve her gün çevrenin biraz daha kirlenmesine neden olmaktadırlar. Aslında hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu inanç yanlıştır. OECD ülkeleri Çevre Bakanlarına göre uzun vadede, çevrenin korunması ile ekonomik kalkınma aynı anda varolabilmekten öte, birbirine bağlı olmakta ve birbirini güçlendirmektedir. Bu durum, OECD’nin 1981 yılında ortaya koyduğu raporlardan da anlaşılmaktadır. ABD Çevre Kalite Konseyi ve Çevre Koruma Kurulunun (United Nations Council on Environmental Quality and the Environmental Protection Agency) yaptığı makro ekonomik incelemelere göre, ABD’de 1970-1983 yılları arasında çevre kirlenmesini önlemek için yapılacak olan harcamalar geçim indeksinde %5 den daha az bir artışa neden olmaktadır. Norveç’te yapılan benzer bir çalışma ile on yıllık bir süre içinde çevrenin korunması için yapılacak olan harcamaların genel geçim indeksinde sadece %0,9, sanayi ürünleri indeksinde ise %2,6 dolayında bir artışa neden olacağını göstermiştir. Görüldüğü gibi çevreyi kirletmeden korumanın bedeli çok az olmasına rağmen kirlenmiş bir çevreyi temizlemek hem çok daha pahalı olmakta, hem de daha fazla emek ve zaman istemekte, bazen de doğaya verilen zararların giderilmesi olanaksız olmaktadır. Ülkemizde, çevre korumacılığı kavramı ve eylemi 18 Ekim 1982’de kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesinde “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” biçiminde yer almıştır. Son yıllarda artan çevre duyarlılığı, planlama ve karar verme mekanizmasının sosyal, ekonomik ve çevre korumacılığı ile bütünleşmesini ön görmektedir. Yakın bir geçmişe kadar yapılacak yatırım ve gelişme projeleri için yalnızca fayda (yarar) ve maliyet (FM) unsurları ışığında fizibilite incelemeleri gözetilerek karar verilmekteydi. Karar verme aşamasında en önemli unsur projenin getireceği ekonomik yararlar olduğu kabul ediliyor ve projenin yapılacağı yörenin çevresel özellikleri ve projenin çevreye yapacağı etkiler ise incelenmezdi. Daha sonraları ise ÇED raporları hazırlayanlar sadece çevre hakkındaki belli başlı bilgileri, verileri toplamakla yetinmişlerdir. Ancak çevrenin kirlenmeden korunması, doğal kaynakların bilinçli bir şekilde kullanılması, uygulanacak teknolojilerin az atıklı ya da atıksız ve temiz olmasına özen göstermemişlerdir. Gelişmiş ülkeler çevreye zarar vermeden, kalkınmanın gerçekleşmesi konusunda 25 yılı aşkın bir süreden beri değişik yatırımlar, uygulamalar, plan ve programlar yapmışlardır. Yapılan etkinlikleri, belli başlı bazı yasal düzenlemeler içinde yapma zorunluluğu da doğmuştur. Bu zorunluluğun sonucunda da Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) çalışmaları da şekillenmiştir. ÇED yaklaşımı, bilgi çağı felsefesinin bir ürünüdür ve öngörü(tahmin) – bireşim(sentez) – faaliyet(aksiyon) üçlüsü üzerine kurulmuştur. Bilginin bu üçlü çerçevede yoğrulup çevre sorunlarının çözümünde kullanılması, ÇED’ in temel felsefesinin alt yapısını oluşturur. Dolayısıyla ÇED geçmişte karşılaşılan çevre bozulmalarının, insan eliyle yapılan yanlış uygulamaların sonucunda oluştuğunun görülmesi üzerine bilimsel temellere dayalı olarak geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Çevresel etki – tepki oluşumlarının önceden kestirilmesi hususunda, ÇED her geçen gün artan bilgi düzeyine göre gelişen etkin bir yaklaşımdır. Çevre koruma teknolojileri de giderek daha iyi bir düzeye yükselmektedir. Günümüzde en önemli çevresel risklerin bile, çevre teknolojileri kullanarak giderilmesi ya da önlenmesi mümkün hale gelmiştir. Bu nedenle geçmişte ÇED çalışması sonunda reddedilen kimi projeler, bugün çevresel önlemleri ile beraber 6 irdelendiğinde, en kısıtlayıcı ölçütlerin çerçevelendiği ortamlar için bile kabul edilebilir duruma gelmişlerdir. 1.2.1 Dünyada Çevreye Dlişkin Gelişmeler Dnsanoğlu, yeryüzüne bir varlık olarak çıkışıyla b eraber çevresiyle ilişki halinde yaşamını sürdürmüştür. Ne varki başlangıçta insan olabildiğince çevresini anlamaya ve çevresindeki tehlikelere karşı korunmaya çalışmıştır. Ancak 19. ve 20. yüzyılda bir taraftan çevreye ilişkin anlama çalışmaları gelişirken, diğer taraftan çevrenin insanoğlu tarafından yeniden şekillenmesi de gündeme gelmiştir. Özellikle 20 yy çeyreğinde bilim ve teknolojide dev bir sıçrama olmuş ve bu gelişmenin doğal bir sonucu olarak çevrenin doğal yapısı da büyük bir tehdit altına girmiştir. Teknolojik gelişmelerin yan ürünleri çevreyi kirleterek, çevre içinde yaşanmaz bir duruma gelmiştir. Bunun sonucu olarak, çevreye egemen olma savaşımı, çevreyi koruma savaşına dönüştürmüştür. Dşte bu çabalardan uluslararası düzeydeki ilk girişim 5 Haziran 1972’de Stockholm’ da yapılan konferanstır. Bu konferansta çevre sorunları ayrıntılı bir biçimde tartışılmış ve “5 Haziran Dünya Çevre Günü” olarak kabul edilmiştir. Aynı yıl, 19- 20 Ekim 1972 tarihinde Paris Zirvesi yapılmış ve Avrupa Topluluğu, yaşanılan çevrenin ve yaşam koşullarının düzeyini yükseltme amacına yönelik olarak çevre politikasının ilkelerini belirlemiştir. 28 Ocak – 4 Şubat 1975 tarihinde ise özellikle Akdeniz’in karşı karşıya olduğu çevre sorunlarının çözümü amacı ile tüm ülkelerin katkı koyabileceği Akdeniz Eylem Planları hazırlanmıştır. Herhangi bir politika, plan, program ya da projenin sosyal, ekonomik ve doğal çevreye yapacağı etkileri önceden belirlemek ve gerekli önlemleri de alarak, olumsuz etkileri ortadan kaldırmak ya da en aza indirgemenin yol ve yöntemlerini ortaya koyma amacında olan ÇED’ in doğuşu, 1977-1980 arasında uygulanan Avrupa Topluluğu II. Eylem Planında “Kirliliğin Kontrolü” ilkesine dayanır. 1985 yılında ise 85/337/EEC sayılı Avrupa Topluluğu Direktifi uygulanmaya konulmuştur. Çizelge 1-1’de özet olarak sunulan bu direktifin ilkeleri ve amaçları bağlayıcı olmakla beraber, gene de her ülke kendi özgün koşulları ve yasaları çerçevesinde uyum yönünde hareket edebilmektedir. 3–14 Haziran 1992 tarihinde Birleşmiş Milletler Çevre Kalkınma Konferansı Rio’da toplanıp, üretilen politikalar gözden geçirilerek Rio Deklarasyonu yayımlanmıştır. Çok yoğun bir katılımın olduğu bu toplantıda, temiz teknoloji kullanılarak “Sürdürülebilir Kalkınma” çerçevesinde çevreye yönelik programları şekillendirmenin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır. 1992 yılında imzalanıp Kasım 1993’de yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması da “Sürdürülebilir Kalkınma” politikası vurgulanmıştır. Ayrıca 1973 – 93 yılları arasında hazırlanan Avrupa Topluluğu (AT) Çevre Eylem Planları da başlangıçta “kirleten öder” ilkesini benimserken, daha sonraki değerlendirmelerde kontrol etmek, politikaların uyumlaştırılması, çevre standartlarının geliştirilmesi ile yol alarak Sürdürülebilir Kalkınma politikasının benimsenmesi ile sonuçlanmıştır. 7 Çizelge, 1-1. Projelerin ÇED’ e dair 85 /337/EEC Avrupa Topluluğu Direktifi Madde 1. Her üye ülke, proje, proje sahibi, proje uygulama izni ve yetkili idari makamları belirler. Madde 2. Üye ülkeler, projenin çevreye yapacağı etkileri araştırmakla yükümlüdürler. Dstisnai durumlarda kamuoyuna açıklanmalı ve ilg ili komisyona bilgi verilmelidir. Madde 3. ÇED’de aşağıdaki faktörler üzerinde yapılmalı: Dnsanlar, flora, fauna toprak, su, hava,iklim, peyzaj, kıymetli mallar ve kültürel miraslar ve bu faktörler arasındaki ilişkiler sergilenmelidir. Madde 4 ve 5. Ayrıca her projenin özelinde yapılan analizler belirtilmiştir. Madde 6. Yapılan çalışmalar konusunda kamu oyuna mutlaka bilgi verilmesi güvence altına alınmalıdır. Madde 7. Üye ülkeler, birbirini etkileyen projeler ve gelişmeler konusunda gerekli bilgileri mutlaka vermelerini istemektedir. Madde 8. 5-6-7 maddelerde geçen bilgilerin ışığında proje uygulama izninin alınması çerçevesinde yapılmasını uygun görmektedir. Madde 9. Proje karara bağlandıktan sonra gerektiğinde DUYURULAR’ın yeniden yapılması zorunlu görülmektedir. Madde 10. Her ülke, kendi özelinde yasal düzenlemelerine uygun serbestlik ön görmektedir. Madde 11-14 . Üye ülkelerin karşılıklı ilişkilerini ve ÇED’in her ülkenin kendi özelinde daha sert önlem almalarını engelleyemeyeceğini düzenlemektedir. 1.2.2. Türkiye’de Çevreye Dlişkin Gelişmeler Türkiye’de 1974 yılında hazırlanan 3.Beş yıllık kalkınma planında çevre ile ilgili çalışmalara başlanmıştır. Ne varki, ancak 1982 Anayasası 56. maddesinde “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” biçimindeki ifadeyle ilk kez somut bir biçimde çevreye yer verilmiştir. 1983 yılında ise 2872 sayılı Çevre Yasası çıkarılmıştır. 11 Ağustos 1983 tarih ve 18132 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren bu yasanın 10.maddesinde “Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetler sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler bir Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlarlar. Bu raporda, çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine neden olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınabilecek önlemler belirtilir. ÇED raporunun hangi tip projelerde isteneceği, içereceği hususlar ve hangi makamlar tarafından onaylanacağına ilişkin esaslar yönetmelikte belirlenir.” denilmektedir. Böylece ülkemizde ilk kez bir faaliyet başlamadan önce, bu faaliyetin yol açabileceği olumsuz etkiler, alınacak önlemler ve çalışmalar düzenlenerek yasal bir dayanağa oturtulmuştur. 5. Beş yıllık kalkınma planı (1985-1989) ile Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) denetimi gereksinimi ortaya konulmuş ve 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1995-2000) çerçevesinde ÇED yönetmeliği gözden geçirilerek 7 Şubat 1993’de hazırlanan ÇED yönetmeliği 27 Haziran 1997 tarihinde yeniden gözden geçirilerek resmi gazetede yayımlanmıştır. Ayrıca 1985 ile 1995 yılları arasında ise çevreyi ilgilendiren ve çevre yasasıyla ilgili diğer yönetmelikler hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur (Yılmaz, 1999). Günümüzde uygulanmakta olan ÇED yönetmeliği ise 6 Haziran 2002 tarihli ve 24777 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Sonuç olarak, Dünya’daki gelişmeler ülkemize de yansımış ve pek de gecikmeden ülkemiz yasal düzenlemeleri bir ölçüde hazırlamıştır. Ne var ki, çevre 8 konusu duyarlı olup, süreç içinde yapılan yönetmelikleri uygularken ortaya çıkacak sorunları yeri geldikçe çözümlemek üzere bu yönetmelikleri kimi zaman yeniden elden geçirmek gerekecektir. 1.2.3. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ÇED’ in Tanımları - Yasal süreçlerin, politikaların, programların, projelerin ve işletme koşullarının biyojeofiziksel çevre ile insan sağlığını ve mutluluğuna olan etkilerinin belirlenmesi ve bu etkilerin boyutlarının önceden tesbiti için yapılan çalışmalar; çalışma sonuçlarının yorumlanması ve yayınlanması işlemleri (Munn, 1979); - Öngörülen bir faaliyetin olumlu ve olumsuz yönlerinin (zarar ve yararlarının) belirlenmesi, önceden kestirilmesi ve tanımlanması işlemleri; ÇED’in yararlı olabilmesi için, kamuoyu ve karar verici organlarca anlaşılabilir bir dilde yazılması ve ülkede çevre konusunda geçerli olan ölçütlere dayandırılması gereklidir (Clark, 1984); - ÇED, öngörülen bir faaliyetin çevre kalitesi üzerindeki etkilerinin hesaplanması yöntemlerine verilen isimdir (Vesilind, 1979); - Bir projenin sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü anlamlı çevresel ve sosyal etkilerin değerlendirilmesi (Battelle Instute, 1978); - ÇED, insan faaliyetlerinin su, hava, toprak, insan (ruhsal ve psikolojik öğeleri dahil olmak üzere), flora, fauna ve abiyotik unsurlardan, bu unsurlar arasındaki karşılıklı ilişkilerden ve estetik, doğal ve kültürel öğelerden oluşan çevreye yapabileceği etkilerin kestirimi ve olumsuz etkilerin en aza indirgenmesi sürecidir (VROM, 1984). - ÇED, “Gerçekleştirilmesi planan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ve teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve denetiminde sürdürülecek çalışmaları” tanımlamaktadır (ÇED Yönetmeliği, 2003). Tanımların bazıları, salt çevre kalitesi üzerindeki etkileri dikkate almakta, diğerleri ise faaliyetlerin sosyal, ekonomik ve sağlık etkilerini de kapsamı içine sokmaktadır. Yöntem olarak bazı tanımlar, ÇED’i sadece teknik, matematiksel bir çerçeve içine yerleştirmekte, diğerleri ise konuya niteliksel bazı boyutlar eklemektedirler. Yine bazı tanımlar ÇED’i dar kapsamda ve tekil proje bazında görmekte; diğerleri ise bu yaklaşımı, genel politika saptaması gibi çok daha üst düzeylerde ele almaktadır. Bu hususlar, Bradshaw (1984) tarafından Şekil 1-1’de açıklanmaya çalışılmıştır. Statik ÇED yaklaşımlarında planlanan bir faaliyetin olduğu gibi değerlendirilmesi yapılmaktadır. Dinamik ya da uyarlamalı (adaptive) yaklaşımlar ise, yapılan etki kestirimleri geri bildirimler (feed-back) aracılığı ile faaliyetin çevreye daha uyumlu şekle sokulması yani yeniden planlanması mekanizmalarını da içermektedir. ÇED, çevreyi etkileyen tüm faaliyetlerin çevreye olan etkilerinin bilimsel yöntemler ve tekniklerle irdelenmesi ve ortaya konulan veriler ışığında olumsuz etkileri önlemek ya da en aza indirmek için seçeneklerin üretilmesi ve belirlenen önlemlerin izlenip denetlenmesi sürecidir. 9 STATDK ÇED YAKLAŞIMI Planlanan Faaliyetin Özellikleri Etkilenen Çevrenin Özellikleri Planlanan Faaliyetin Özellikleri Kesin karar, ÇED çalışması yapanlar değil, yetkili ve sorumlu makamlar verirler. Onun için ÇED’in amacını iyi belirlemeli ve ÇED somut sorunlara somut çözümler getirecek biçimde düzenlenmelidir. Böylece yetkilerin belirlenmesi de daha kolay olacaktır. Türkiye’de ise 1985–1989 arasında uygulanan 5. Beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde ÇED’in yapılanmasına tanık oluyoruz. D talya’da 1988 tarihinde diğer Avrupa ülkelerinde 1990 ya da 1991 yılında yürürlüğe giren ÇED yönetmeliği, ülkemizde 1993 yılında ilk kez yürürlüğe girmiş ve 1997 ve 2002 yıllarında ise ilgili yönetmelik revize edilmiştir. Yönetmeliğin aksayan yönlerinin düzeltilmesini amaçlayan revizyon çalışmaları sırasında, birçok kurum ve kuruluştan ve proje sahiplerinden görüş alınmıştır. 16 Aralık 2003 tarihli ÇED yönetmeliğinde ÇED Ön Araştırması yerine “Seçme Eleme Ölçütleri (Kriterleri)” konulmuştur. Sonuç olarak, ÇED ön incelemelerinin kapsamı genişletilmiş, yerel kurulların süreçteki sorumlulukları arttırılmıştır. Aynı biçimde ÇED süreci kısaltılmaya çalışılmış ve ÇED genel formatına “izlenme programı” adlı yeni bir bölüm eklenmiştir. Ayrıca seçme-eleme kriterleri ve ÇED incelemelerini gerektiren faaliyetler yeniden düzenlenmiştir (Çizelge, 1-2). Bu faaliyetler irdelendiğinde özellikle madencilik sektöründe arama evresinde seçme-eleme kriterleri; maden çıkarma, cevher zenginleştirme ve işletme evrelerinde ÇED zorunluluğu görülür. Şekil 1-3. Statik ve dinamik çevresel değerlendirmeler (Uslu, 1996). ÇEVRE FAALDYET ETKD FAKTÖRLERD Dnceleme Kestirim Değerlendirme ÇEVRE FAALDYET ETKD FAKTÖRLERD Yeniden planlama Değerlendirme Kestirim Dnceleme DDNAMDK ÇED YAKLAŞIMI 10 1.2.4. ÇED'in Temel Amaçları ÇED önerilen projenin tasarımı safhası tamamlandıktan sonra yapılacak bir inceleme değildir. ÇED çalışmalarının yapılması, önerilen projenin plan ve düzenleme aşamasında, hatta daha önce gerçekleşmesi bağlamında gerekmektedir. ÇED çalışmalarının temel amacı, herhangi bir politika, plan, program ve projenin sosyal, kültürel, ekonomik ve doğal çevreye yapacağı etkileri önceden belirlemek ve gerekli önlemleri de alarak olumsuz etkileri ortadan kaldırmak ya da en aza indirmenin yol ve yöntemlerini ortaya koymaktır. Projenin planlaması sırasında ÇED raporunun hazırlanması ile önerilen proje için ÇED çalışması sonucu amaca uygun olan çözümün seçilmesi uzun vadede büyük ekonomik yararlar sağlayacaktır. Projenin gerçekleşmesi için ortaya konulan tüm seçeneklere rağmen, projenin hala çevreye olumsuz etkilerinin olacağı görülürse, projenin gerçekleşmesinden vazgeçilebilir. Bu işlemin planlama aşamasında yapılması ise projenin gerçekleşmesi için yapılacak yatırımın da boşa gitmesini önlemektedir. Aksi halde, proje gerçekleştikten sonra, tüm olumsuz etkilerine rağmen işletilmesi devam edildiğinde ülkeye çok daha büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Örneğin sağlık sorunları yaratacak bir hastanenin yapılması, ülkeyi sağlık sorunu ile karşı karşıya bırakacak ve çok pahalı sağlık programlarının uygulanmasını gerektirecektir. Çizelge, 1-2. Madencilik Alanında Ülkemizde Seçme Eleme Ölçütleri (Kriterleri) ve ÇED’in Uygulandığı Bazı Faaliyetler (Daha ayrıntılı bilgi için ÇED yönetmeliği’ne (2003) ve bu notların sonunda sunulan eklere bakılabilir). ÇED araştırmasını gerektiren faaliyetlerín bazıları ( Ek I ): - Rafineriler - Termik güç santralleri - Radyasyonlu nükleer yakıtlar - 25 hektar ve üzeri çalışma alanında (kazı ve döküm alanı olarak) yapılan açık işletme ve cevher hazırlama tesisleri - 100.000 m 3 /yıl ve üzeri kapasitede olan maden tesisleri - Günlük 100 ton ve üzeri olan katı atık depolama tesisleri - Pil ve akü üretim tesisleri - Şeker fabrikaları - Et entegre tesisleri - Patlayıcı ve parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler Seçme Eleme Ölçütleri gerektiren ve Ek-1’de yer almayan faaliyetlerin bazıları ( Ek II ): - Madenlerin çıkarılması (Ek-I’de yer almayanlar) - Cevher hazırlama ve zenginleştirme tesisleri (Ek-I’de yer almayanlar) - Taş ocakları işletmeleri ( 25000 m 3 / yıl ve üzeri ) - Kömür işletme tesisleri - Seramik veya porselen üretimi yapan tesisler (Atölye tipi tesisler hariç) - Kireç fabrikaları - Cam ve cam elyafı üretim tesisleri - Derin deniz deşarj projeleri 11 Sonuç olarak ÇED’ in temel amaçları iki bölümde irdelenebilir. 1- Olumsuz etkileri önlemek ya da en aza indirmek. Örneğin, hava kirliliğinin önlenmesi için fabrika bacalarını yükseltmek ya da bacalara elektrostatik siklon ya da su ile çalışan filtreler takmak gibi önlemlerin alınması gerekmektedir. 2- Çevresel kaliteyi korumak ve geliştirmek. Ülkemizde ÇED nedeniyle elde edilen çevresel birikimlerin nitelikli bir dökümü henüz yapılmamış olmakla beraber, öteki ülkelerde ve özelikle ABD’ de yapılan çalışmalar ÇED’in eksiksiz bir çevre yönetimi ve planlamasının aracı olduğunu göstermektedir. Ülkemizin koşullarını göz ardı etmeden ABD’nin ya da ÇED’i verimli bir şekilde kullanan diğer ülkelerin birikimlerinden yararlanarak çevre sorunlarımızı çözmek ve geleceğe yönelik daha güzel bir çevrenin oluşmasına katkıda bulunmak durumundayız. 1.3. Çevre Döngüleri ÇED yaklaşımı, öngörü (prediction) – bireşim (synthesis) – faaliyet (actıon) üçlüsünün ilişkileri üzerine kurulmuştur. ÇED ile ilgili ilk yönelimler, fayda – maliyet analizlerinden (FMA) oluşan olgular olarak benimsenmiştir. Yani FMA’ya dayanan bir projenin çevreye yapacağı olumsuz etkiler genel olarak parasal ölçüler içinde değerlendirilmiştir. Daha sonra bu yönelimlerin eksikliği anlaşılmıştır. Örneğin, hava kirliliğinin sağlık ve sosyal yaşam üzerine etkileri, atık su deşarjlarının ekosistem üzerine olumsuz etkileri gözetildiğinde maliyet unsurunun uzun vadeli projelerde değerlendirilmesinin yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ÇED, anlam ve içeriği ile bir çok soruna çözüm getiren bir karar verme süreci ve kalkınma, planlama ile ilgili politikaların belirlenmesinde temel bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Bütünleşik çevre politikalarının bilgi gereksinimi, Şekil 1-2’de özetlenen “Çevre Döngüleri” aracılığı ile daha kolay anlaşılamaktadır. Bu döngülerde insan faaliyetleri sonucunda açığa çıkan çevresel baskılar, bu baskıların çevredeki dönüşümleri, baskılardan etkilenen algılayıcılar (reseptörler), etkilenmelere karşı oluşan tepkiler, toplumsal aksiyon ve reaksiyonlar sebep-sonuç ilişkileri biçiminde görülmektedir (Adriaanse v.d.,1989). 1.4 Çevresel Baskı-Durum-Tepki Modeli Çevresel olguların sistematiğinin anlaşılabilmesi için OECD tarafından geliştirilen Baskı-Durum-Tepki Modelinin anahatları Şekil 1-3’de özetlenmiştir (OECD, 1991). Model, çevresel performans göstergeleri için üç kategoriden oluşan kavramsal bir çerçeve oluşturmaktadır. Birinci kategori, “çevresel baskı göstergeleri” nden oluşmaktadır. Bu grup çeşitli atıklar (emisyonlar, ham maddelerin, ürünlerin, enerjinin kullanımı sonucu çıkan atıklar) ya da çevrede yapılan değişikliklerden (altyapı faaliyetlerinden) oluşmaktadır. Çevresel baskı göstergeleri tekil faaliyetleri kapsayabileceği gibi, bütün bir sanayi dalını ya da ekonomik sektörü ve hatta nüfus artışı gibi toplumun tümünü içerebilir. Çevresel durum göstergeleri, genelde ekolojik süreçleri tanımlar. Genel politik yapı içinde çevresel durum, yerel ve bölgesel ölçekteki politikaların önemli bir öğesini oluşturur. Çevresel durumun iyi olması, doğal olarak bireylerin ve toplumun çıkarınadır. Yüksek kalitede bir çevre, sosyal olanaklar, konut, rekreasyon ve fonksiyonlara olumlu etkiler yapar. Öte yandan çevrenin bozulması, tarım, balıkçılık gibi doğal kaynakların kullanımını ve üretimini engeller.