Borçlar Hukuku İdari Vergi ( pratik Çalışma ) Sayfa 1 / 14 ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARİ YARGI DERSİ PRATİK ÇALIŞMALARI (3/A ve 3/B) 8-14-15 / 05 / 2012 OLAY – I Adalet Bakanlığı Başmüfettişi (B) tarafından, Hâkim (H) hakkındaki hal kâğıdı “orta” olarak düzenlenmiş ve (H)?nin gizli sicil dosyasına konulmuştur. (H), hal kâğıdının “orta” olarak düzenlendiğini, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yaptığı başvuru üzerine, 10.10.2010 tarihinde kendisine yapılan bildirim üzerine öğrenmiştir. Ardından, (H), Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu?na 15.10.2010 tarihinde başvurarak, hal kâğıdı notunun “iyi” olarak düzenlenmesini talep etmiştir. Ancak, Bakanlıkça kendisine herhangi bir yanıt verilmemesi üzerine (H), 20.12.2010 tarihinde, hal kâğıdı notunun iptali için, idari yargıda dava açmıştır. Not : Adalet Bakanlığı müfettişlerince hâkimler hakkında düzenlenen hal kâğıtları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?nca, hâkimlerin yükselme ve birinci sınıfa ayrılmasına karar verilirken dikkate alınmaktadır. 1- Davalı idare, verdiği cevap dilekçesinde: a- Adalet Bakanlığı Başmüfettişi tarafından hâkimler hakkında hal kâğıdı düzenlenmesinin, idari fonksiyona dâhil olmadığı; b- İdari fonksiyona dâhil olduğu kabul edilse bile, kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı; c- Ayrıca, davanın süresi içinde açılmadığı, iddialarına yer vermiştir. Sizce, davaya bakan yargı yerinin, bu iddialar hakkındaki kararı ne yönde olmalıdır? Her bir iddia yönünden ayrı ayrı açıklayınız. 2- Davalı idare, bu iddiaları, ikinci savunma (düplik) için kendisine tanınan süre geçtikten sonra vereceği bir dilekçe ile ileri sürmüş olsa idi; bu iddialar, davaya bakan yargı yerince değerlendirilebilir miydi? Açıklayınız. OLAY – II Bakanlar Kurulu, 06.05.2008 tarihinde, (Ü) Üniversitesi?nde Hukuk Fakültesi kurulması için karar almış ve bu karar, 15.05.2008 tarihli Resmi Gazete?de yayımlanmıştır. Bu kararın hukuka aykırı olduğunu düşünen (X) Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim elemanı (Ö), anılan karara karşı, süresi içinde, görevli yargı yerinde bir iptal davası açmıştır. Ancak davaya bakan yargı yeri, 17.09.2008 tarihinde, davanın ehliyet yönünden reddine karar vermiş ve bu karar 29.09.2008 tarihinde (Ö)?ye tebliğ edilmiştir. 1- (Ö), anılan karara karşı hangi mercie, ne gibi bir istemle, en geç tarihe kadar, ne tür bir başvuruda bulunabilir? 2- Başvurulan merciin kararı sizce ne yönde olmalıdır? Sayfa 2 / 14 OLAY – III İstanbul ili sınırları içindeki Silivri Lisesi?nin müdürü olan (M), beş yıllık çalışma süresini doldurduğu gerekçesiyle, Milli Eğitim Bakanlığı?nın 01.09.2010 tarihli işlemi ile, aynı il sınırları içinde Şile Lisesi müdürlüğüne naklen atanmıştır. Bunun üzerine (M), eşinin işyerinin ve çocuklarının okullarının Silivri?de olması nedeniyle aile konutunu Şile?ye taşımasının mümkün olmadığı, yeni görev yerinin, Silivri?ye karayolu ile yaklaşık dört saatlik mesafede bulunduğu ve naklen atama işleminin kamu hizmetinin gerekleri ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, 01.09.2010 tarihli işleme karşı yürütmenin durdurulması istemli bir iptal davası açmıştır. İlgili Mevzuat : Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirmelerine İlişkin Yönetmelik Atama yetkisi Madde 17 – (1) İller arası yer değiştirme suretiyle atamalar hariç olmak üzere bu Yönetmelik kapsamındaki eğitim kurumlarının her kademesindeki yöneticileri valiliklerce atanır. Zorunlu yer değiştirme suretiyle atamalar Madde 22 – (1) Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde eğitim kurumu müdürlerinden bulundukları eğitim kurumunda beş yıllık çalışma süresini tamamlayanların görev yerleri, il içinde aynı veya daha üst tipteki eğitim kurumları olacak şekilde (…) değiştirilir. 1- (M) tarafından açılan bu davada, görevli ve yetkili yargı mercii hangisidir? 2- Yürütmenin durdurulması isteminin reddi halinde; kim tarafından, ne gibi bir istemle, nereye, hangi süre içinde başvurulabilir? 3- Başvurulan merciin kararı, sizce ne yönde olmalıdır? 4- (M), dava konusu ettiği işlemden dolayı uğradığı maddi ve manevi zararların tazminini, idari yargıda hangi süre içinde talep edebilir? Çeşitli olasılıklara göre tartışınız. OLAY – IV İstanbul Büyükşehir Belediye Encümeni 03.08.2006 günlü işlemi ile, “İstanbul ili sınırları içinde açık mekanlarda canlı ve/veya müzik cihazıyla müzik yayını yapan kamuya açık eğlence yerlerinde haftanın cuma ve cumartesi günlerinde saat 01:00’den, diğer günlerde ise saat 24:00’ten sonra müzik yayını yapılmasının yasaklanmasına ve kapanış saatlerinin de bu şekilde belirlenmesine” karar vermiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi çevre denetim birimi görevlileri tarafından 29.05.2010 tarihinde yapılan denetimlerde Turizm İşletme Belgesi sahibi (A) tarafından işletilen eğlence tesisinde yukarıda belirtilen saatlerden sonra da müzik yayını yapıldığı ve kapanış saatlerine uyulmadığı tespit edilmiş ve bu durum tutanak altına alınmıştır. Söz konusu tutanağa istinaden İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 07.06.2010 tarihinde eğlence tesisinin faaliyetinin 2 ay süre ile durdurulmasına karar verilmiş ve bu karar 09.06.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hakkında yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünen (A), İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 03.08.2006 ve 07.06.2010 günlü işlemlerine karşı 10.09.2010 tarihinde iptal davası açmıştır. Sayfa 3 / 14 İlgili Mevzuat : - 2872 sayılı Çevre Kanununun 12 nci maddesi: “Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; … çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına … devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usulü ve esasları çerçevesinde yapılır”. 14 üncü maddesi: “Kişilerin huzur ve sükûnunu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır. … (Eğlence yerlerinden) kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır”. 15 inci maddesi: “Bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı davrananlara söz konusu aykırı faaliyeti düzeltmek üzere … bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Faaliyet; süre verilememesi halinde derhal, süre verilmesi durumunda, bu süre sonunda aykırılık düzeltilmez ise … kısmen veya tamamen, süreli veya süresiz olarak durdurulur”. - Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinin 7 nci maddesi: “ (…) (2) Belediyeler; a) Çevre Kanunu gereği yetki devri yapılan belediyeler, … bu Yönetmelikte belirlenen esaslara uyulup uyulmadığını denetlemek, gerektiğinde gürültü kaynakları için akustik rapor veya çevresel gürültü seviyesi değerlendirme raporu hazırlattırmak, bu raporları incelemek ve değerlendirmek, bu Yönetmeliğin ihlalinin tespiti halinde idari yaptırım uygulamakla (…) ilgili hususlarda gerekli tedbirleri alır”. Sorular : 1- (A)?nın açtığı iptal davasında yürütmenin durdurulmasını talep ettiğini ve bu talebinin kabul edilerek dava konusu işlemlerin yürütmesinin durdurulduğunu varsayacak olursak; a- Bu karara karşı davalı idare; hangi mercie, hangi süre içinde, ne gibi bir istemle başvurabilir? b- (a) şıkkında belirttiğiniz başvuruyu yapan idarenin; “2872 sayılı Çevre Kanununun 12, 14 ve 15 inci maddelerinde Belediyelere gürültü konusunda gerekli gördüğü tedbirleri alma, bu tedbirlere uyulup uyulmadığını denetleme ve aykırılık saptandığı durumlarda yaptırım uygulama yetkisinin verildiğini, bu yetkinin belediyeler tarafından gürültünün önlenmesi için alınacak tedbirlerin içeriğini belirlemeyi de kapsadığını; ilgili mevzuatta eğlence yerlerinin kapanış saatlerine ilişkin bir sınırlama getirilmemiş olmasının Belediyenin bu yetkisini ortadan kaldırmayacağını dolayısıyla dava konusu işlemlerde hiçbir hukuka aykırılığın bulunmadığını” ileri sürdüğünü varsayarsak; idarenin başvurusunu değerlendirecek olan merci size göre bu iddia çerçevesinde hangi yönde karar vermelidir? c- Davalı idarenin başvurusunu inceleyecek merciin vereceği karara karşı başvurulabilecek herhangi bir yol var mıdır? 2- Davaya bakan yargı yerinin, davayı süre aşımı nedeniyle reddettiğini varsayacak olursak; a- Söz konusu karara karşı (A); nereye, hangi süre içinde, ne gibi bir istemle, nasıl bir başvuru yapabilir? Sayfa 4 / 14 b- (A) tarafından yapılan başvuruyu inceleyecek olan merciin kararı size göre hangi yönde olmalıdır? İptali istenilen her iki işlem açısından ayrı ayrı değerlendiriniz. 3- İşyeri iki ay süre ile kapatılan (A)?nın, bu işlem nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmesi için, ne gibi bir yola, hangi süreler içinde başvurmasını önerirsiniz? Açıklayınız. OLAY – V Muğla, Merkez, (…) Mahallesi, (…) parsel sayılı taşınmazın yeşil alandan çıkarılarak konut alanına alınması yönündeki imar planı değişikliği, Muğla Belediye Meclisi tarafından onaylanmış ve adı geçen Belediye Başkanlığı?nca 05.09.2005 tarihinden itibaren bir ay süre ile ilan edilmiştir. Muğla?da ikamet eden (B), söz konusu plan değişikliğini, 18.10.2005 tarihinde öğrenmiş ve kentteki yapılaşma yoğunluğunu aşırı ölçüde arttıracağından kamu yararı ile bağdaşmadığını ileri sürdüğü bu plan değişikliğinin iptali istemiyle bir dava açmıştır. Sorular : 1- (B)?nin açmış olduğu davaya bakmaya görevli ve yetkili yargı yeri hangisidir? 2- (B), dava dilekçesinde, dava konusu imar planı değişikliğinin ilan ve öğrenme tarihlerini belirtmemiştir. Bu durumda; a- Davaya bakan yargı yeri ne yönde karar vermelidir? b- Bu karara karşı (B)?nin başvurabileceği bir kanun yolu var mıdır? c- (B)?nin başvurabileceği bir kanun yolu olmadığı varsayıldığında; (B)?nin, hangi süre içinde, ne yapması gerekir? 3- Dava konusu imar planı değişikliği kapsamında, taşınmazı yeşil alandan çıkarılarak konut alanına alınan malik (M) ve (M)?nin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdettiği müteahhit (T)?nin, davanın taraflarından birinin yanında yer almaları mümkün müdür? 4- Davalı idarenin, davaya bakan yargı yerine sunmuş olduğu cevap dilekçesinde; - imar planı değişikliği yapılmasının, idarenin “takdir yetkisi” kapsamında olduğunu ve yargı organının bu yetkiyi kaldıramayacağını, - davacının, dava konusu plan değişikliğinin “kamu yararı” ile bağdaşmadığı yolundaki iddiasının, “yerindelik” ile ilgili olduğunu ve davaya bakan yargı yerinin “yerindelik” denetimi yapamayacağını, ileri sürmüştür. Davalı idarenin bu iddiaları karşısında, davaya bakan yargı yerinin ne yönde karar vermesi gerekir? 5- Davaya bakan yargı yeri, 19.06.2006 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar vermiş ve bu karar, 23.06.2006 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir. Anılan karar, davalı idare tarafından süresi içinde temyiz edilmiş ve davalı idare, 19.06.2006 tarihli kararın gereklerini, temyiz başvurusu sonuçlandıktan sonra yerine getireceğini belirtmiştir. Bu durumda; a- Davalı idarenin, iptal kararının gereklerini, temyiz başvurusu sonuçlandıktan sonra yerine getireceğini belirtmesi hukuka uygun mudur? b- Eğer hukuka uygun değilse; davacı (B)?ye, ne yapmasını önerirsiniz? Sayfa 5 / 14 OLAY – VI İstanbul?da bulunan (Ü) Üniversitesi Hukuk Fakültesi?nde üçüncü sınıf öğrencisi olan (Ö), 19.08.2011 tarihinde ilan edilen sınav sonuçlarına göre, Vergi Hukuku dersi bütünleme sınavından, 90 puan alarak başarılı olmayı beklerken; 40 puan almış ve adı geçen dersten “başarısız” olmuştur. Diğer bütün derslerden geçer not almasına rağmen, 02.10.1997 tarihli Resmi Gazete?de yayımlanarak yürürlüğe giren (Ü) Üniversitesi Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliği?nde yer alan, “herhangi bir dersten başarısız olan öğrenci, üst sınıftan ders alamaz.” hükmü nedeniyle, 2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında üst sınıftan ders alması mümkün olmayan (Ö), hem 19.08.2011 tarihinde ilan edilen Vergi Hukuku dersi bütünleme sınavı notunun, hem de 02.10.1997 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan Yönetmeliğin anılan hükmünün iptali istemiyle, 18.10.2011 tarihinde bir dava açmıştır. Aşağıdaki soruları, yukarıdaki kurgusal olaya göre yanıtlayınız. 1- (Ö)?nün açmış olduğu davanın türü nedir? Bu dava türünün genel özellikleri nelerdir? 2- Yargılamanın uzun süreceğini ve nihai karar lehine olsa dahi, bu karar verilinceye kadar üst sınıftan ders alamaması nedeniyle okulunun fiilen bir yıl uzayacağını düşünen (Ö)?nün, bu sakıncayı bir ölçüde giderebilmesi için yararlanabileceği herhangi bir hukuksal müessese var mıdır? 3- (Ö)?nün açmış olduğu davaya bakmaya görevli ve yetkili mahkeme hangisidir? 4- (Ö), (Ü) Üniversitesi Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin anılan hükmünün değil de; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından çıkartılan bir yönetmeliğin iptali istemiyle dava açmış olsa idi; (3.) soruya verilecek yanıtta değişiklik olur muydu? 5- Davalı idare, davaya bakan mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesinde; “Vergi Hukuku dersi bütünleme sınavı notunun iptali istemi yönünden, dava süresinde açılmış olsa da; (Ü) Üniversitesi Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 02.10.1997 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle, Yönetmeliğin anılan hükmünün iptali istemi yönünden, 18.10.2011 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu”nu ileri sürmüş ve bu nedenle, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı idarenin bu iddiası haklı mıdır? Davaya bakan mahkemenin, bu iddia ve talep karşısında nasıl bir karar vermesi gerekir? 6- Davaya bakmakta olan mahkemenin, davanın esastan kabulüne karar vermesi durumunda; bu karara karşı kim, hangi süre içinde, ne gibi bir istemle, hangi mercie başvurabilir? 7- (6.) sorunun yanıtı olan merciin, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararını hukuken isabetli bulmaması halinde, ne yönde karar vermesi gerekir? Bu karar üzerine, davanın kabulüne ilişkin kararı veren mahkemenin, kendi kararının doğru olduğu kanısına varması durumunda, nasıl bir karar vermesi gerekir? OLAY – VII Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi (A), 25.03.2008 tarihinde, bir grup arkadaşıyla birlikte Yükseköğretim Kurulunu protesto etmek amacıyla, “bilimsel özerkliğe ve özgürlüğe evet; vesayetçi YÖK düzenine hayır” diyerek slogan atarken, Kampus içerisindeki polisin, yakın mesafeden ve aşırı yoğunlukta uyguladığı biber gazı nedeniyle geçici görme kaybı Sayfa 6 / 14 yaşadığından, dengesini kaybederek yere düşmüş ve bu sırada, (A)?nın yeni almış olduğu, 1.850 TL değerindeki cep telefonu parçalanmıştır. Cep telefonunun parçalanması nedeniyle kullanılamaz hale geldiğinden bahisle, 1.850 TL tutarında maddi zarara uğradığını ileri süren (A), söz konusu zararının giderilmesi amacıyla dava açmayı düşünmektedir. Buna göre, aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- (A)?nın açacağı davanın türü ve hukuksal niteliği nedir? 2- (A)?nın, bu davayı açmadan önce mutlaka izlemesi gereken bir prosedür var mıdır? Varsa, bu prosedürü izlemeden dava açması halinde, davaya bakan yargı yerinin kararı ne yönde olmalıdır? 3- Bu davaya bakmaya görevli ve yetkili mahkeme hangisidir? 4- Bir an için, polisin uyguladığı biber gazı nedeniyle, (A)?nın sol gözünden yaralandığı ve hastaneye kaldırıldıktan sonra gözünden geçirmiş olduğu bir dizi ameliyata rağmen, almış olduğu doktor raporuna göre yüzde otuz oranında kalıcı görme kaybı yaşadığı ve bu nedenle uğramış olduğu 7.500 TL tutarındaki maddi ve 10.000 TL tutarındaki manevi zararlarının giderilmesi amacıyla dava açtığı varsayıldığında; ilk üç soruya verilen yanıtlarda herhangi bir değişiklik söz konusu olur mu? 5- Davaya bakan mahkeme, 05.02.2009 tarihinde, (A)?nın maddi tazminat talebinin kabulüne ve 1.850 TL?nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Bu karara karşı başvurulabilecek herhangi bir yol var mıdır? Eğer varsa, bu başvuru; kim tarafından, hangi süre içerisinde, nasıl bir istemle ve nereye yapılmalıdır? 6- (5.) sorunun yanıtı olan merciin vermiş olduğu karara karşı kim tarafından, hangi süre içerisinde, nasıl bir istemle ve nereye başvuruda bulunulabilir? Sizce bu merciin kararı ne yönde olmalıdır? 7- Yargılama süreci neticesinde, kararın kesinleşmesinden sonra; davalı, davaya bakan mahkemenin başkanının, (A)?nın amcası olduğunu öğrenecek olursa; bu durumda, başvurabileceği herhangi bir yol var mıdır? Varsa, bu başvurunun koşulları, süresi ve usulü nasıldır? OLAY - VIII Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı (M), 23.08.2011 tarihli müşterek kararname ile bu görevinden alınmış ve adı geçen Bakanlığın Van İl Müdürlüğüne, şube müdürü olarak atanmıştır. Söz konusu görevden alma işleminin salt siyasi saiklere dayandığını düşünen (M), görevden alınarak, Van?da daha alt bir göreve atanmasının, ilköğretim çağındaki çocuklarının okul durumları ile eşinin iş durumu nedeniyle, yaşamını altüst ettiğini; ayrıca, özlük hakları yönünden de ciddi kayıplara uğradığını ileri sürerek, bu olumsuzlukları bir an önce bertaraf etmek amacıyla bir dava açmayı istemektedir. Buna göre, aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- (M)?nin ulaşmayı istediği amaçlar göz önüne alındığında, burada (M)?nin açacağı davanın türü, hukuksal niteliği ve genel özellikleri nelerdir? Sayfa 7 / 14 2- Yargılama sürecinin tamamlanmasının zaman alacağını ve nihai karar verilinceye kadar, yaşadığı şehri değiştirmek zorunda kalması halinde yaşamının altüst olacağını düşünen (M)?nin, bu sakıncayı bir ölçüde giderebilmesi için yararlanabileceği bir hukuksal müessese var mıdır? 3- (M)?nin açmış olduğu bu davaya bakmaya görevli ve yetkili mahkeme neresidir? 4- (M), Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Müsteşar değil de, Müsteşar Yardımcısı olsa ve bu görevinden müşterek kararname ile alınarak, yine Van Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne şube müdürü olarak atansa idi; (3.) soruya verilecek yanıt değişir miydi? 5- (M)?nin yazmış olduğu dava dilekçesinde davalı idarenin gösterilmemiş olmasının hukuksal sonucu nedir? 6- (M)?nin, bu davayı en geç hangi tarihin mesai saati bitimine kadar açması gerekmektedir? Davanın, bu süre geçtikten sonra açılması halinde, davaya bakan mahkemenin kararı ne yönde olmalıdır? 7- (M)?nin dava dilekçesinde, duruşma yapılmasını da istemesine rağmen, davaya bakan mahkemenin duruşma yapmaması hukuken mümkün müdür? 8- Mahkemenin, 11.01.2012 tarihinde dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermesi durumunda; a- Bu kararın gerekleri, idarece nasıl yerine getirilmelidir? b- Bu karara karşı başvurulacak bir yol var mıdır? 9- Mahkemenin, 24.03.2012 tarihinde, davanın reddine karar verdiğini varsayacak olursak; bu karara karşı kim, hangi süre içinde, ne gibi bir istemle, hangi mercie başvurabilir? 10- (9.) sorunun yanıtı olan merciin, davanın reddine ilişkin mahkeme kararını isabetli bulmaması halinde, nasıl bir karar vermesi gerekir? Bu karar üzerine, davanın reddine ilişkin kararı veren mahkemenin kendi kararında ısrar etmesi (direnme kararı vermesi) olanaklı mıdır? OLAY – IX Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi (Ö), 12.03.2012 tarihinde yapılan İdare Hukuku dersi vize mazeret sınavında kopya çektiği gerekçesiyle, Disiplin Kurulunun 08.06.2012 tarihli kararıyla, “yükseköğretim kurumundan iki yarıyıl uzaklaştırma cezası” almıştır. Bu disiplin cezasının hukuka aykırı olduğunu düşünen (Ö), 2012-2013 Eğitim-Öğretim yılında derslere devam edebilmek veya en azından sınavlara girebilmek amacıyla, 07.09.2012 tarihinde bir dava açmıştır. Buna göre, aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- (Ö)?nün açmış olduğu davanın türü ve hukuksal niteliği nedir? Bu dava türünün genel özellikleri nelerdir? 2- Yargılama sürecinin zaman alacağını ve nihai karar lehine olsa dahi, bu karar verilinceye kadar derslere devam edememesi ve sınavlara girememesi nedeniyle, okulunun fiilen bir yıl uzayacağını düşünen (Ö)?nün, bu sakıncayı bir ölçüde giderebilmesi için yararlanabileceği bir hukuksal müessese var mıdır? Sayfa 8 / 14 3- (Ö)?nün açmış olduğu bu davaya bakmaya görevli ve yetkili mahkeme hangisidir? 4- Bu davada hangi merciin davalı olarak gösterilmesi gerekir? (Ö)?nün yazmış olduğu dava dilekçesinde, davalıyı yanlış göstermesinin veya davalıyı göstermeyi unutmasının hukuksal sonucu nedir? 5- Davalı idare, bu davanın süresinde açılmadığını ileri sürmüştür. Davalının bu iddiası haklı mıdır? Davaya bakan mahkemenin, bu iddia karşısında nasıl bir karar vermesi gerekir? 6- Davaya bakmakta olan mahkemenin, davanın kabulüne karar vermesi halinde; a- Bu karar ne anlama gelir ve idare tarafından nasıl uygulanır? b- Bu karara karşı kim, hangi süre içinde, ne gibi bir istemle, hangi mercie başvurabilir? c- (b) seçeneğindeki sorunun yanıtı olan merciin, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararını isabetli bulmaması halinde, nasıl bir karar vermesi gerekir? Bu karar üzerine, davanın kabulüne ilişkin kararı veren mahkemenin, kendi kararının doğru olduğu kanısında olması halinde, ne yönde karar vermesi gerekir? OLAY – X (X) A.Ş., 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu uyarınca, kaynak tahsisini gerektiren ve kullanım hakkı sayısı sınırlandırılmayan bir elektronik haberleşme hizmetini sunmak amacıyla, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu?na 14.05.2010 tarihinde başvuruda bulunmuş ve fakat, bu başvurusu, adı geçen Kanunda öngörülen 30 günlük süre boyunca yanıtsız bırakılmıştır. Bunun üzerine, 22.07.2010 tarihinde, Kurum?un ilişkili olduğu Ulaştırma Bakanlığı?na başvuran (X) A.Ş., buradan da yanıt alamayınca, 11.10.2010 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi?nde bir iptal davası açmıştır. İlgili Mevzuat: 2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun?un, “Kuruluş” başlıklı 5. maddesi: “ Kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve mali özerkliğe sahip özel bütçeli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kurulmuştur. Kurum, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu ile Başkanlık teşkilatından oluşur. Kurum görevlerini yerine getirirken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi Kuruma emir ve talimat veremez Kurum'un ilişkili olduğu bakanlık Ulaştırma Bakanlığıdır. (…) ” 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu?nun, “Yetkilendirme Usulü” başlıklı 9. maddesi: “ (1) Yetkilendirme, bildirim veya kullanım hakkının verilmesi yoluyla yapılır. (2) Elektronik haberleşme hizmeti sunmak ve/veya şebekesi veya alt yapısı kurup işletmek isteyen şirketler faaliyete başlamadan önce Kurum (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) düzenlemeleri çerçevesinde Kuruma bildirimde bulunurlar. (3) Kuruma bildirimde bulunan şirketler, sunmak istedikleri elektronik haberleşme hizmeti ve/veya işletmek istedikleri elektronik haberleşme şebekesi veya altyapısı için numara, frekans, uydu pozisyonu gibi kaynak tahsisine ihtiyaç duymuyorlar ise Kurumun belirlediği usul ve esaslara uygun bildirimle birlikte; kaynak tahsisine ihtiyaç duyuyorlar ise Kurumdan kullanım hakkı alınması kaydıyla yetkilendirilirler. Sayfa 9 / 14 (4) Kurum, kullanım hakkı verilmesinin gerektiği elektronik haberleşme hizmetlerini ve bu hizmetlere ilişkin kullanım hakkı sayısının sınırlandırılmasının gerekip gerekmediğini tespit eder. (5) Kullanım hakkı sayısının sınırlandırılmasının gerekmediği tespit edilen elektronik haberleşme hizmetleri için usulüne uygun başvuruyu müteakip 30 gün içerisinde Kurumca kullanım hakkı verilir. (…) ” 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu?nun, “Dava Hakkı” başlıklı 62. maddesi: “ (1) Kurumun (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) sektörle ilgili işlemlerine karşı açılacak davalar ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür. (…) ” Kurgusal olaya ilişkin olarak yan tarafta yer alan soruları, yukarıda verilen mevzuat hükümlerini de göz önünde tutarak, gerekçeli biçimde yanıtlayınız. 1- Ankara İdare Mahkemesi, ilk inceleme aşamasında, davanın görev yönünden reddine ve dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. Buna göre; a- Ankara İdare Mahkemesinin görevsizlik kararı isabetli midir? b- Ankara İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının isabetli olduğu varsayılacak olursa; dava dosyasını hangi mahkemeye göndermesi gerekir? 2- Davalı idare, bu davanın süresinde açılmadığını ileri sürmüştür. Davalının bu iddiası haklı mıdır? Davaya bakan mahkemenin, bu iddia karşısında nasıl bir karar vermesi gerekir? 3- Bu davada hangi merciin davalı olarak gösterilmesi gerekir? Davalı idarenin yanlış gösterilmiş olmasının hukuksal sonucu nedir? 4- Dava devam ederken, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu?nun, 03.04.2011 tarihinde, kullanım hakkını vermek suretiyle (X) A.Ş.?yi yetkilendirmesi durumunda; a. Davaya bakmakta olan mahkemenin ne yönde karar vermesi gerekir? b. (X) A.Ş.?nin, bu süreçte uğramış olduğu zararlarının giderilmesi mümkün müdür? Mümkün ise, nasıl bir usul izlenmesi gerekecektir? OLAY – XI İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi üyesi (H)?ye, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 24.12.2010 tarihli kararıyla, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu uyarınca meslekten çıkarma cezası verilmiştir. Bu karar (H)?ye 05.01.2011 tarihinde tebliğ ve 10.01.2011 tarihli Resmi Gazete?de ilan edilmiştir. Söz konusu meslekten çıkarma cezasının hukuka aykırı olduğunu düşünen (H), mesleki yaşamının tamamen sona ermesi anlamına gelen bu cezanın bir an önce ortadan kaldırılması amacıyla bir dava açmayı istemektedir. Buna göre aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- (H)?nin dava açmadan önce başvurabileceği hukuksal yol ve bunun sonuçları nedir? 2- (H)?nin açacağı davanın türü ve hukuksal niteliği nedir? Sayfa 10 / 14 3- (H)?nin bu davayı en geç hangi tarihte açması gerekmektedir? 4- (H)?nin açmış olduğu bu davaya bakmaya görevli ve yetkili mahkeme hangisidir? 5- Bir an için, (H)?ye meslekten çıkarma cezası değil de; kınama disiplin cezası verilmiş olduğunu varsayacak olursak; bir önceki (4.) soruya verilecek yanıtta değişiklik olur muydu? 6- (H)?nin, dava dilekçesinde, hangi mercii davalı olarak göstermesi gerekir? (H)?nin, dava dilekçesinde davalı mercii yazmayı unutmuş olmasının hukuksal sonucu nedir? 7- (H)?nin, dava dilekçesinde, duruşma yapılmasını da istemiş olmasına rağmen, davaya bakan mahkemenin duruşma yapmaması hukuken olanaklı mıdır? 8- Davaya bakan mahkemenin, 03.05.2011 tarihinde dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermesi halinde; a- Bu kararın gerekleri nasıl yerine getirilmelidir? b- Bu karara karşı başvurulacak bir yol var mıdır? 9- Davaya bakan mahkemenin, 08.07.2011 tarihinde davanın reddine karar verdiğini varsayacak olursak; bu karara karşı kim, en geç hangi tarihin mesai saati bitimine kadar, ne gibi bir istemle, hangi mercie başvurabilir? 10- (9.) sorunun yanıtı olan merciin, davanın reddine ilişkin kararı isabetli bulmaması halinde, nasıl bir karar vermesi gerekir? Bu karar üzerine, davanın reddine ilişkin kararı veren yargı yeri ne yönde karar/kararlar verebilir? OLAY – XII Ankara?da Kızılay Meydanında, 02.06.2011 tarihinde, Yükseköğretime Geçiş Sınavına (YGS) yönelik olarak iddia olunan “şifre skandalı”nı protesto etmek için gösteri yürüyüşü yapan yaklaşık yüz kişilik grubu dağıtmak amacıyla, polis tarafından tazyikli su sıkılmış ve fakat, suyun basıncı iyi ayarlanamadığı için, göstericilerden (K)?nin gözlüğü parçalanmış ve cam parçalarının gözlerine saplanması sonucunda (K), ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştır. Gözlerinden geçirmiş olduğu bir dizi ameliyata rağmen, yüzde kırk oranında kalıcı görme kaybı yaşayacağını öğrenen (K), bu nedenle uğramış olduğu 10.000 TL tutarındaki maddi ve 25.000 TL tutarındaki manevi zararlarının giderilmesi istemiyle, 12.07.2011 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvurmuş ve bu başvurusunun zımnen reddedilmesi üzerine de, 14.09.2011 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi?nde dava açmıştır. Davalı İçişleri Bakanlığı ise, bu davada Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle, 05.10.2011 tarihinde görev itirazında bulunmuş ve fakat, bu itirazı, davaya bakmakta olan Ankara İdare Mahkemesi tarafından, 11.10.2011 tarihinde reddedilmiş ve bu karar, davalı idareye 14.10.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir. Buna göre, aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- Yapmış olduğu görev itirazı reddedilen ve fakat, söz konusu davanın Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiği iddiasında ısrar eden İçişleri Bakanlığı; ne gibi bir istemle, hangi mercie, en geç hangi günün mesai saati bitimine kadar başvurabilir? Sayfa 11 / 14 2- (1.) sorunun yanıtı olan merci, ne gibi kararlar alabilir ve bu kararların olası sonuçları nelerdir? 3- (2.) soruya verilen yanıtla ortaya çıkabilecek görev uyuşmazlığını çözecek olan yargı merciinin kararı ne yönde olmalıdır? 4- (K), 1.200 TL değerindeki gözlüğünün kırılması nedeniyle uğramış olduğu maddi zararının giderilmesi istemli bir dava açmış olsa idi; (3.) soruya verilecek yanıtta herhangi bir değişiklik olur muydu? OLAY - XIII Adana?da talim yapmakta olan askeri uçağın, motorunda meydana gelen arıza nedeniyle, çocuk parkında oynamakta olan (Ç)?nin üzerine düşmesi sonucunda, (Ç)?nin ölmesi nedeniyle zarara uğrayan annesi (A), 5.000 TL tutarındaki maddi ve 50.000 TL tutarındaki manevi zararlarının giderilmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi?nde dava açmış ve fakat, davalı idare ise, bu davada Adana İdare Mahkemesinin görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuş ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi de, görevsizlik kararı vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Bunun üzerine, davacı (A), Adana İdare Mahkemesi?nde, süresi içinde bir tazminat davası açmış; ancak, bu Mahkeme de, Adana Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu kanısına ulaşmıştır. Buna göre, aşağıdaki soruları gerekçeli olarak yanıtlayınız. 1- (A)?nın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açmış olduğu davanın türü nedir? Bu dava türünün genel özellikleri nelerdir? 2- Adana Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu kanısına ulaşan Adana İdare Mahkemesinin, ne yönde karar(lar) alması mümkündür? Bu karar(lar)ın olası sonuçları nelerdir? 3- Bir an için, Adana İdare Mahkemesinin, Adana Asliye Hukuk Mahkemesinin değil de; a- Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu, veya b- Ankara İdare Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu, kanısına vardığı düşünülecek olursa; (2.) soruya verilecek yanıtlarda herhangi bir değişiklik olur mu? 4- (2.) soruya verilen yanıtla ortaya çıkabilecek görev uyuşmazlığını çözecek olan yargı merciinin kararı ne yönde olmalıdır? 5- Maddi ve manevi zararların giderilmesi istemli dava; a- Askeri uçağın düşmesi nedeniyle ölen pilot Yarbay (Y)?nin eşi tarafından, veya b- Askeri uçağın düşmesi nedeniyle çocuk parkının yanındaki müstakil evi yıkılan (M) tarafından, açılmış olsa idi; (4.) soruya verilecek yanıtta herhangi bir değişiklik olur muydu? Sayfa 12 / 14 DANIŞTAY KARARI TAHLİLİ – I “ Dava, davalı idareye ait taşınmazların 31.10.1991 onay tarihli 1/1000 ölçekli Pendik İmar Planı değişikliğinde belediye hizmet ve otopark alanı olarak ayrılması nedeniyle davacı Pendik Belediye Başkanlığının davalı idareye yaptığı taşınmazların devri talebinin reddedilmesi üzerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 30. maddesi uyarınca Danıştay Dairesine yapılan başvurunun reddi yolundaki 30.3.1993 günlü, 1993/53 sayılı Danıştay 1. Dairesinin kararının iptali istemiyle açılmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 30. maddesinin 2. fıkrasında „Taşınmaz mala, kaynak veya irtifak hakkına ihtiyacı olan idare, ödeyeceği bedeli de belirterek mal sahibi idareye yazılı olarak başvurur; mal sahibi idare devire muvafakat etmez veya altmış gün içinde cevap vermez ise anlaşmazlık isteyen idarenin başvurusu üzerine Danıştay ilgili idari dairesinde incelenerek iki ay içinde kesin karara bağlanır.? kuralı yer almaktadır. Bu yasa kuralından anlaşılacağı üzere, iki idarenin taşınmaz malın devri konusunda anlaşamamaları halinde yapılan başvuru üzerine Danıştay ilgili idari dairesinin bu konuda vereceği kararın kesin olduğu ve davaya konu edilemeyeceği açıktır. Bu nedenle, davacı Pendik Belediye Başkanlığının davalı idarenin taşınmazların devrine muvafakat etmemesi ve Danıştay 1. Dairesine yaptığı başvurunun da dairece reddine karar verilmesi üzerine bu kararın iptali talebiyle açılan davayı incelemeye olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın incelenmeksizin reddine karar verildi. ” Danıştay 6. Dairesinin, metni yukarıda verilen, 14.09.1993 tarihli ve E.1993/2684, K.1993/3061 sayılı kararının, hukuken isabetli olup olmadığını tartışınız. [Not : Karar metnine, “Danıştay Bilgi Bankası”ndan (www.danistay.gov.tr) ulaşılabilir.] DANIŞTAY KARARI TAHLİLİ – II “ Danıştay Altıncı Dairesinin 25.9.1995 günlü ve E:1995/276, K:1995/3322 sayılı kararı ile Danıştay Sekizinci Dairesinin 17.5.1989 günlü ve E:1988/808, K:1989/395 sayılı kararı arasında mahkeme kararlarını yerine getirmeyen idarelere karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28 inci maddesi uyarınca açılacak tazminat davalarında, dava açma süresi yönünden içtihat aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek aykırılığın, içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesi ... vekili Av. ... ve Av. ... tarafından istenilmiş bulunduğundan, raportör üyenin raporu, konu ile ilgili kararlar ve mevzuat incelendikten ve Başsavcının içtihadın birleştirilmesinin gerekli olduğu yolundaki düşüncesi ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği düşünüldü: 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 39 uncu maddesinde, „İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri genel kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, Danıştay Başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir.? hükmü yer almış bulunmaktadır. İçtihadın birleştirilmesi istemine konu edilen Danıştay Altıncı Dairesinin 25.9.1995 günlü ve E:1995/276, K:1995/3322 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28 inci maddesinde sözü edilen süre içinde mahkeme kararının gereklerini yerine getirmeyen idare aleyhine bu sürenin bitim tarihinden itibaren 60 gün içinde uğranılan zararın tazmini amacıyla dava açılması gerektiği karara bağlanmasına karşın, Danıştay Sekizinci Dairesinin 17.5.1989 günlü ve E:1988/808, K:1989/395 sayılı kararında, idare aleyhine açılacak tazminat davalarında sürenin ilamların yerine getirilmesi için idareye tazminat istemiyle on yıllık zamanaşımı süresi içinde yapılacak başvurunun idarece (zımni veya açık) reddi üzerine başlayacağı kabul edilmiştir. Sayfa 13 / 14 İçtihadın birleştirilmesi istemine ilişkin dilekçenin „talep? kısmında belirtilmemekle beraber içeriğinde sözü edilen Danıştay Onuncu Dairesinin 25.5.1989 günlü ve E:1988/1908, K:1989/1148 sayılı kararında; ilgililerin idari yargı yerince verilen iptal kararının uygulanmamasından doğan zararların tazmini istemiyle, on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idareye başvurmaları gerektiği belirtildikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10 uncu maddesi kapsamındaki bu başvurunun idarece reddi halinde, ret işleminin tebliği üzerine altmış gün içinde tazminat davası açılması gerektiği karara bağlanmıştır. Bu kararlar dışında yapılan inceleme sonucunda, Danıştay Beşinci Dairesinin 15.5.1992 günlü ve E:1988/2911, K:1992/1449 sayılı kararında; yargı kararlarının uygulanmaması ya da geç uygulanması nedeniyle kişilerin uğradıkları zararların tazmin edilmesi istemiyle idareye yapılan başvurunun tabi olacağı süre konusunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmadığına değinilmiş, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'nun 93 üncü maddesinde öngörülen 5 yıllık süre içinde idareye başvurulabileceği belirtildikten sonra, isteğin reddedilmesi üzerine, 2577 sayılı Yasa'da belirlenen süre içinde davanın açılabileceği sonucuna ulaşıldığı tesbit edilmiştir. Öte yandan Danıştay Dördüncü Dairesince verilen 18.10.1990 günlü ve E:1988/5395, K:1990/2809 sayılı kararda; yargı kararlarının uygulanmamasından doğan zararın 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idareden istenebileceği, istemin reddi halinde işlemin süresi içinde dava konusu edilebileceği belirtildiği halde, aynı Dairece verilen 13.4.1995 günlü ve E:1994/3382, K:1995/1690 sayılı bir başka kararda; iptal kararının yerine getirilmesi için mevzuatımızda herhangi bir süre öngörülmediği, iptal kararının, karar düzeltme veya yargılamanın yenilenmesi yolu ile kaldırılıncaya kadar hüküm ifade edeceği, ne zaman olursa olsun idarece mutlaka uygulanması ve hukuka aykırılığın giderilmesi gerektiği, dava açma süresine başlangıç olarak, yargı kararına göre işlem tesis etmeyen veya eylemde bulunmayan idareye tazminat talebiyle yapılacak başvurunun esas alınabileceği, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7 nci maddesinde öngörülen sürede dava açılması gerektiği esasının benimsendiği saptanmıştır. Keza Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 18.6.1993 günlü ve E:1992/301, K:1993/74 sayılı kararında, bu konuda açık bir düzenleme olmadığı, Borçlar Kanunu'nun 135 inci maddesinin ikinci fıkrası kuralına koşut olarak, ilama bağlanmış alacaklarda 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, ilgililerin idari yargı kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle uğradıkları zararın tazminen ödenmesini 10 yıllık süre içinde idareden isteyebilecekleri, bu takdirde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10 ve 11 inci maddelerinde öngörülen kurallar işlemeye başlamış olacağından, tazminat davasının açılabileceği, süre başlangıcının bu tarihe göre saptanarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7 nci maddesinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının gereklerine göre 2577 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin ilk fıkrasında yazılı sürede işlem yapılmaması veya eylemde bulunulmaması nedeniyle ilgililerin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda; dava açma süresinin tesbiti yönünden yukarıda özetlenen Dairelerin kendi kararları ile Daire ve Kurul kararları arasında ilk bakışta içtihat aykırılığı bulunduğu izlemini doğmakta ise de, bu durum, çözümü idari yargının görev alanına giren uyuşmazlıkların çeşitliliğinden ve mahkeme kararlarını uygulamayan idarenin hukuka aykırı davranışından doğan, zararın kesinleşme aşamalarındaki farklılıktan kaynaklanmakta, bir başka anlatımla, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesinden dolayı farklı sonuçlara ulaşılmış bulunmaktadır. Bilindiği gibi idari yargıda ilke olarak objektif hukuki durum ögesi egemendir. Ancak bazı davalarda subjektif öge ağırlık kazanmakta, subjektif bir hakkın ihlal edildiği ileri sürülerek ortada açık bir zararın bulunduğu iddiasıyla dava açılmaktadır. Sayfa 14 / 14 Subjektif bir hak ihlalinin söz konusu olduğu durumlarda, idari yargı yerlerince verilen iptal kararlarının uygulanmaması nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle idareye yapılacak başvurularda, zamanaşımı konusunda herhangi bir sınırlandırma getirilmemesi veya ilamların infazı için tanınmış olan ve Borçlar Kanunu'nun 135 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen „on yıllık zamanaşımı süresi?nin uygulanması ya da 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'nun 93 üncü maddesinde öngörülen 5 yıllık sürenin esas alınması bu ölçütün dikkate alınmasının sonucudur. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nda öngörülen düzenlemeler çerçevesinde Danıştay dava dairelerinin görev ayırımı gözönüne alındığında, yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davalarında süreye ilişkin olarak görüş birliğine varmanın idari davaların çeşitliliği itibariyle uygulamada çok önemli sorunlara yol açacağı açıktır. Yargı kararları çerçevesinde işlem tesis etmeyen idarelerin, hukuka aykırı bu davranışından doğan maddi ve manevi zararın farklı tarihlerde kesinleşmesi konusuna gelince; İdari yargı kararlarının gereklerine uygun işlem tesis edilmemesinden veya eylemde bulunulmamasından doğan zarardan işlem tesis etmeyen yada eylemde bulunmayan idarenin sorumlu tutulabilmesinin ön koşulu, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28 inci maddesinin ilk fıkrasında öngörülen sürenin geçmiş olmasıdır. 28 inci maddenin ilk fıkrasında yazılı süre içerisinde işlem tesis edilmemesinden veya eylemde bulunulmamasından dolayı idare aleyhine tazminat davası açılabilmesi, idarenin bu davranışından dolayı maddi ve manevi bir zararın doğmuş bulunmasına ve bu zararın miktarının hesaplanabilir olmasına bağlıdır. İdarenin sözkonusu davranışı, fıkrada yazılı sürenin geçmesiyle, lehine karar verilen bakımından, maddi veya manevi bir zararın doğumuna neden olabileceği gibi, bu nitelikteki bir zararın, daha sonraki bir tarihte doğması da olanaklıdır. Aynı şekilde; idarenin bu davranışının neden olduğu zararın belli aralıklarla tekrarlanması veya idarenin davranışının sürüyor olmasına bağlı olarak, miktarın zaman içinde artması ve bu yüzden, idarenin davranışının neden olduğu zararın önceden hesaplanamaz nitelikte bulunması da mümkündür. Nitekim, yargı kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan zararın kesinleşme aşamalarındaki bu farklılık, zararın tazmini istemiyle açılan davalarda Danıştay daire ve kurullarında farklı değerlendirmeler yapılmasına yol açmış ve kararların farklı şekillerde sonuçlanmasına neden olmuştur. Yargı kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan zararın kesinleşme aşamasında aynıyet sağlanması mümkün bulunmadığına, zararın kesinleşme safhası her somut olaya göre değişkenlik gösterdiğine göre, 2577 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin 1 inci fıkrasında öngörülen sürede işlem tesis etmeyen veya eylemde bulunmayan idarelere karşı açılacak tazminat davalarında usul ve sürelerin belirlenmesi konusunda görüş birliğine varılması olanaksızdır. Belirtilen sebeplerle Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarının gereklerine göre 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28 inci maddesinin 1 inci fıkrasında öngörülen sürede işlem tesis etmeyen idarelere karşı açılacak tazminat davalarında, usul ve sürelerin belirlenmesi konusunda içtihat birliğine gidilmesi mümkün olmadığından, içtihadın birleştirilmesine yer olmadığına 25.12.1997 gününde oyçokluğuyla karar verildi. ” Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, metni yukarıda verilen, 25.12.1997 tarihli ve E.1996/2, K.1997/2 sayılı kararının, hukuken isabetli olup olmadığını tartışınız. [Not : Karşıoy da dâhil olmak üzere kararın tam metnine, “Danıştay Bilgi Bankası”ndan (www.danistay.gov.tr) ulaşılabilir.]