İnkılap - 1 İnkilap 1 Ders Notu 56 sf (Eray Yılmaz) - Tarih Nedir? ~3S5 Tarih nedir sorusunu yanitlayabilmek veya isik tutabilmek için tarih felsefesini belli basli düsünürlerde ve onlarin öne çikan kavramlarinda tartismaya çalisacagiz. Ilk olarak "tarih" sözcügü üzerinde duralim ve tarihsel gelisimini -bir kavram haline gelisini- adim adim izleyelim. Ikinci olarak Türkiye' de basildigi 1980' den buyana hayli okunan bir kitabin - Carr, Tarih Nedir?- ne tür sorunlari isledigi üzerinde duralim. Son olarak ise Osmanlilar için tarihin anlami üzerinde kisaca duracagiz. Tarih sözcügünün bati dillerindeki tüm karsiliklari Grekçe "istoria", "istorein" sözcügünden gelir. Grek dünyasinda sözcük çesitli lehçelerde öncelikle bildirme, haber alma yoluyla bilgi edinme, görerek, tanik olarak bilme gibi anlamlarda kullanilirdi. Tip alaninda sözcük bir deney birikimi bilgisi olarak anlasilirdi. Ilk defa Heredatas sözcügü insansal­ toplumsalolaylari aktarma ve kaydetme anlaminda kullandi. Ardindan Thukidides sözcügü geçmiste kalan insansal-toplumsal olaylari degerlendirme ve yorumlama etkinligi biçiminde degerlendirdi. Herodtos ve Thukidides'ten önce yasamis olan Herakleitos bu sözcügü logos kavramindan ayirt etmis, "logus"u akil bilgisi, hakiki bilgi olarak belirlerken; istaria sözcügünü çokluk bilgisi olarak nitelendirmis, dolayisiyla istorik bilgiyi hakikatin arastirilmasi olan en geneli bilme ugrasindaki felsefi etkinlikten dislamisti. Herakleitos'un ardindan Aristotales, birinci anlamiyla istoria'yi dogalolaylarin bilgisi olarak deneyim bilgisini de içerecek bir biçimde kullandi. Ikinci anlamiyla -Thukdides'in beli-rledigi-biçimiyle~isebubilgiye ·tarih-yazcihgi dedi-ve Retorik ile Poetika adheserlerinde ­ edebiyatin bir türü olarak siir sanatinin altinda konumlandirdi. Herakleitos gibi Aristotales için de istarik bilgi felsefe bakimindan önemsiz dahasi ona karsiydi. Genelolan ile ugrasan felsefi bilgi (theoria) bireysel-rastlantisal olan istarik bilgi ilebagdasamazdi.Gene1 olanin bilgisine ancak ussal süreçler ile varilabilirdi. Grek filozoflar için hakiki bilgi (episteme) ile istarik bilgi (doksa-sani) arasinda asi1maz farklar vardi. Grek dünyasinin sönümlenmesiyle Ortaçag'da Yahudilik ve Hiristiyanlik Greklerin zaman kavrayisina meydan okudu. Grekler için zaman dairesel bir süreçti, ölen insanlar baska bedenlerde yeniden dünyaya gelebilir, yikilan yönetim biçimleri yeniden kurulabilirdi. Özellikle Hiristiyan felsefesinde temellerini saglamlastirmak isteyecek yeni düsünce ise insanin belli basli bir yasam sonucunda ödül kazanacagi veya ceza görecegi inanci üzerine kuruldu. Buna göre zaman Grekler de görüldügü gibi döngüsel degil insanin sonunda günahlari nedeniyle yargilanacagi ya da sevapIari dolayisIyla ödüllendirilecegi çizgisel bir akimdi. Hiristiyanligin tarih anlayisini temellendiren kisib.urelius Agustinus(354-430) oldu. Öyle ki onun Hiristiyan teolojisi dogrultusunda gelistirdigi- tarih anlayis tüm ortaçag boyunca Hiristiyan Kilisesi 'nin resmi anlayisini belirledi. Agustinus için Tanri zamanin disinda ancak onun yarattigi insan zamanin içindedir: "Zaman ise, artik varolmayan geçmis, bir boyuttan yoksun simdi ve daha varolmamais gelecek arasinda bulunan ve bu yüzden ancak simdi yasamakta olan kisinin animsamasi (geçmis) ve beklentisi (gelecek) dolayisiyla anlam kazanan seydiL"! Insan için bir defalik bir süreç olan tarih, ilk günah ile baslamisti ve Isa'nin Mesih olarak gelecegi günün ardindan kurulacak Tanri mahkemesine kadar sürecekti. Ilk günah Adem ile baslarken Tanri devleti ve yeryüzü devleti arasindaki savasin tohumlarini da atmisti. Burada insanin amaci Hiristiyanligin kurallarina siki sikiya uyarak gelecekte kurulacak Tanri devletinin yurttas i almakti. Dolayisiyla tüm dünyasalolaylar Tanri devletine katilmak isteyen Hiristiyanin gözünde anlamsizdi. Dünyasalolaylar Tanri mahkemesinde yargilanacak insan 1 . Dogan Özlem, Tarih Felsefesi, Istanbul: Inkilap Yay., 2001, s.29 1için sinanma yeriydi, kendi baslarina anlamsiz ve düzensiz bir yigindan ibaret bir "historia"dan ibaretti .• Burjuvazinin güçlenmesiyle yikilan brtaçag'm ardindan insan usuna verilen önem laik düsünceyle birlikte tarihe de yeni bir bakisi gerekli kildi. 18. yüzyilda Avrupa uluslari için yasanan Aydinlanma döneminin büyük ve aykiri filozofu Russo kendinden sonra üzerinde uzun uzadi ya durulacak tarihsel kavrayisi belirleyen iki önemli miras birakti: 1. Insan tarihte dogalliktan kültür varligi olmaya gidiyor, 2. Insan toplumsal bir mutabakat ile gösterecegi iradesiyle kendine uygun bir toplum düzeni kurabilir. Tarih felsefesinin açik birakilmaksizin ince ince islendigi 19. yüzyil tarihsel birikime siyasal alanda bir yön vermek istemesiyle öne çikti, yüzyilin önemli tarih düsünürlerinden Hegel hemen tüm felsefesini tarihsel birikim kavrayisi üzerine insa etti. Hegel, Greklerin yaptigi episteme (hakiki) ve doksa (sani) gibi bilgisel ayrimlari yikmak istedi ve tarihi ussal bir bilgi olarak konumlandirdi. Aslinda Hegel için "ussalolan gerçek, gerçek olan ussal" idi, dolayisiyla hakiki ve deneysel bilgi yada sani bilgisi ayrimi ortadan kalkmisti. Hegel için dünya tarihi, tin'in (oldukça belirsiz ancak Tanri kudretinde tüm somut alanlarda kendini açimlayan ve giderek bütünlüge yani özgürlüge kavusan bir varlik) kendini yeryüzünde açimlamasi demekti: "Dünya tarihi yalnizca bu tek usun görünüsüdür; kendisini açikladigi tikelolusumlardan biri, kendisini tikel bir öge olarak, halklarda sergileyen bir modelin kopyasi.,,2 Hegel için tarihi düsüncemize konu yaptigimizda su kategorileri görürüz; (1) tinin sürekli safliga gidimi anlaminda tinin gençlesmesi, (2) en soylu seylerin dahi yitip gitmesi anlaminda degisim ve (3) "karsitlarin yerini birbirine birakmasi" biçiminde görülen us (diyalektik gidim) kategorisi. Gençlik döneminde Hegel'in ögrencileri arasinda görülen Karl Marks, tarih anlayisina en az Hegel kadar önem verdi. Tarihsel maddeci anlayisi günümüze kadar etkisini sürdüren bir siyasal hareketin de temelinde yer aldi. Marks, kendi deyisiyle Hegel felsefesinin gizemli kabugunu kirdi ve çekirdegine ulasti. Filozof için bir tin varligindan sözetmek hayalcilikti, Hegel ile hesaplasmasini animsatan bir ifadesinde söyle dedi: ~'Tarih hiçbir sey yapmaz, büyük servetleri yoktur ve savaslarda dögüsmez. Her seyi yapan, sahip olan ve dögüsen insandir, sahici canli insan.,,3 Hegel'in diyalektik anlayisini devralan filozof onu tamamiyla toplumsal yasama uyguladi ve politik iktisadin önemli bir dönüm noktasini meydana getirdi. Marks, emekçilerin yaninda yerini alarak emek -deger kurarnini gelistirdi ve buradan hareketle sinifsal iliskilere dikkat çekti. Marks için tarih bir siniflar savasimindan baska bir sey degildi. Tarih boyunca çekisen siniflar nihayet bir yaninda özel mülk sahiplerinin yer aldigi burjuvazi ile diger tarafta zenginligi üreten; ancak çalismak için yasayan proletarya olmak üzere iki büyük kutba ayrildi. Marks, yasamini kapitalizmin çözümüne ve isçi sinifi mücadelesine adadi, onun için diyalektik bir biçimde birbirine bagli sinifsal iliskilerin çözümü ve sömürünün sonu gerçeklesecek bir proleter devrimidir. Iste burada tarih, sinifsal mücadeleler ile hep daha iyiye, ileriye, insanligin kurtulusuna yürüyen bir süreç olarak konumlandi. Kisaca söylemek gerekirse Agustinyus ile öyle veya böyle önem kazanan, bireysel yasamin sorgulanmasinda bir islevedinen tarihsel kavrayis 19. yüzyilda doruk noktasina ulasti. Tarihsel yaklasim-tarihsel süreç içinde günün degerlendirilmesi, özellikle uluslasma sürecinde ve devaminda tarihin bir egitim ögesi olarak -bir yurttas yatistirme araci olarak­ kullanilmasi yaygin bir biçimde görüldü. Peki bu sirada ve öncesinde OsmanWar nasil bir tarih kavrayisi içindeydi? Türkçe'ye Arapça'dan geçmis olan "tarih" sözcügünün Semseddin Sami sözlügündeki anlamlarina bir bakalim: "1. Bir vakanin vuku buldugu veya bir mektup vesairenin yazildigi vakit (... ) bu mektubun tarihi nedir? (... ) 2. Bu vakti tayin eden rakam ve yazi ki mektup vesairenin nihayetinde veya iptidasinda (basinda) yazilir: tarih atmak. 3. Hurufanin (harflerin) 2. G. W. Hegel, Tarihte Akil, çev. Önay Sezer, Istanbul: Kabaki Yay., 2003 3 . E. H. Carr, Tarih Nedir?, çev. M. Gizem Gürtürk, 7. Bas., Istanbul: Iletisim Yay., 2005 2cÜmlesi veva bir takimi ebced hesabiyla cem olundukta (toplandigmda) mecmu'i (tamami) bir vakanin senesini gösteren beyit ya misra veya cümle ve terkip ve böyle bir beyit veya misrayi havi (içerir) kita: tarih süslemek. 4. Vakayi maziyenin (geçmis olaylann) zabit ve nakil ve rivayet-i fenni ve bu fenne müteallik kitap: tarih yazmak, tarih okumak, tarih dersi vermek ... ,,4 Osmanlilarda ilk tarih eserleri "destan" karakteri tasimisti. Asikpasazade ile geleneksellesmeye baslayan destan si anlatim vakanüvislik biçiminde Kanuni döneminde kurumsallasti ve her dönemin tarihi "sehnameci" adi verilen belli basli kisilerce yazildi. Osmanli alimleri için tarih ilmi; 19. yüzyil da dahilolmak üzere milletlerin durumlarmi, adetlerini, sanayi ve mali sistemlerini ve çesitli alanlardaki önemli kisilerinin hayatlanm anlatan bir ilimdi. Osmanlilar için tarih ilmi de diger tüm ilimIerde oldugu gibi "kutsal" nitelikteydi: "tarih, insan tarafmdan degil, Allah tarafmdan yapiliyordu ve fertler bunun sonucuna 'kader' seklinde kat1aniyorlardi."s 4 . Semseddin Sami, Kamus-i Türld,Istanbul: Alfa Basim: 1998, s. 372 s . Taner Timur, "Osmanlilarda Tarih anlayisi ve Tarih Yazimi", Osmanli Kimligi, Ankara: Imge Yay., 2000 s. 107 3Ikinci olarak Edward Hal1et Carr'in Tarih Nedir?6 adli kitabinda belirledigi sorunlari, onun isleyis sirasina göre tartisalim. i. Tarihçi ve Olgulan: Carr için tarih nedir sorusuna verecegimiz yanit yasadigimiz belli basli bir zaman içindeki yasam anlayisimiza, toplumsal iliskilerimize ve dünya görüsümüze siki sikiya baglidir. Tarih geçmis ve gelecek arasinda iliskiler kurmak, bugünü anlamli kilmak ugrasidir. Pozitivist1erin yaptigi gibi tarih olgular yigini degildir. Tarihsel bir olgunun belirlenmesi tarihçinin inisiyatifindedir; ancak belli bir uzlasim gerektirir. Tarih diyor Prof. Barraclough "olgusal degildir, bir dizi kabul edilmis yargilardan ibarettir." (s. 17) Ciltlerce olayanlatan kitaplarin elestirel bir okumasi kuskusuz gereklidir: "yolunda gitmeyen, somut olgularin yorulmak bilmez ve sonsuz yigilisina tarihin temeli diye inanmakti." ( s.19) Tarihsel olgular söylendigi gibi bir tarihçinin seçimidir. Sözgelimi iktisat agirlikli formasyonu olan bir tarihçi bu alana agirlik verirken belki de daha çok öncelolarak varsaydigi tezi isleyen kaynaklara yönelecek ve olgulara yaklasimini kendi dogrultusunda pekistirecek; bir baska tarihçi ise kültüre önem verdiginde tarihselolgulari ögrenim-sanat gibi alanlardan seçecek ve yorumlayacaktir. O halde bir okur veya merakli için önemli is tarihçiyi sorusturmak olmalidir, o kimdir, nasil bir ögrenim almis, olgulari nasil yorumlamistir? Öte yanda tarihçi dargörüslülük içinde kalmamali, hangi konuyu arastirirsa arastirsin "karsi taraftan" bakabilme, olaylari veya olgulari çok yönlülügünde tartabilme özelligi gösterebilmelidir. Tarihçi nesnesine "hayalgücü" ile yönelmeli; "husumetle" yaklasmamalidir. Olgulari ise adamakilli elestirmelidir: "Tarihçi olgularinin ne aciz bir kölesi ne de zalim bir efendisidir."(34) Ilk bölümün sonunda Carr, "tarih nedir?" sorusunu söyle yanitlar: "Tarihçi ile olgulari arasinda kesintisiz bir etkilesim süreci, bugün ile geçmis arasinda bitmez bir diyalog." (35) II. Toplum ve Birey: Birey mi yoksa toplumun mu önde geldigi, insan bedeninde ruhun ve maddenin ayrilmasi gibi yanlisliklar içerir. Tarih yapicilari kisiler mi gruplar ya da kitleler midir? Bir tarihçi Istanbul'un fethini Genç Mehmet'in Fatihligine mi veya Osmanli devletinin tarihsel yayilmasina mi ya da zayiflayan Bizans toplumsal düzenine mi dayandirmali? _Carr için tarihi bireylerin organizasyonlari biçiminde açiklamak, Lenin'in Sovyet devrimini tek basina gerçeklestiren adam olarak görmek kadar çocukça bir tutumdur. Bireyler ancak kitlesel destek bulduklarinda, toplumsal bir soruna çözüm getirdiklerinde "büyük adam" olurlar: "büyük adami, tarihi sürecin ayni zamanda hem bir ürünü hem de bir etmeni olan sivrilmis bir birey diye görmek" dogrudur (63). in. Tarih, Bilim ve Ahlak: 18. ve 19. yüzyillar boyunca bilim insanlari özellikle Newton'un doga "yasalari"ndan esinI e genel-geçer dogrular aramaya yöneldi. Bu arayis fizik biliminin ardindan ilk defa iktisatta görüldü. Iktisatçilarin ardindan tarihçiler de "yasa" bulmanin arayisina girmisti. Neyse ki bu yüzyillar gerilerde kaldi da bugün fizikçiler dahi genel-geçer gördükleri dogrulara "varsayim" demeye basladi. Ancak 18. ve 19. yüzyillarin anlayisi bugün de tortularini koruyor ve tarih alanini bilim siniflamasinin disinda birakiyor. Carr, bu, Ingiliz dilinin bir özelligi diyor. Elimizin altindaki bir Ingilizce sözlügün "sciense" maddesini açtigimizda su tanimlamayi görüp de Carr'a hak vermamak olasai degil: "1 (a) orgonized knowledge, esp when obtained by observetion and testing of facts, about the physical world, natural laws and society C ... ) Cb) branch of such knowledge: the natural sciences eg biology and geology ... ,,7 Oysa Türkçe' de bilimsel etkinlikler belki de YÖK'ün 6 . E. H. Carr, Tarih Nedir?, çev. M. Gizem Gürtürk, 7. Bas., Istanbul: Iletisim Yay., 2005 7 . Oxford Advenced Learner's Dictionary , 10. Bas. Oxford: Oxford Universty, 1994, s.1l30 4tasnifine uygun bir biçimde agirliklarina göre sözel ve sayisalolarak ayrilabilir! Dolayisiyla tarih haliyle bu alan -bilimsel alan- içinde en azindan dilselolarak sayilabilir. Tarih çalismalarini bilimsel bir etkinlik disinda sayanlarin bes temel savi söyle: "1)Tarih yalniz ve yalniz tek (biricik) olan seylerle, bilim ise genel seylerle ilgilenir; 2)tarihten ders çikmaz; 3) tarih gelecegi önceden haber veremez; 4) tarihte insan kendini gözledigi için, tarih zorunlu olarak özneldir; ve 5) tarih; bilimin tersine, din ve ahlak sorunlarini isin içine katar." Carr birincisi için Hobbes'un su sözünü animsatir: "Adlar disinda 'dünyada hiçbir sey tümel degildir, çünkü ad takilan seylerin her biri bireysel ve biriciktir."(72). Dolayisiyla tarihçi evet biricik bir savas veya ekonomik buhrandan söz edebilir; ancak burada savasin nedenleri üzerine genel gözlemlerde bulunabildigi gibi ekonomik buhranlarin önünü almanin genel ilkelerini de savlayabilir. Dolayisiyla "genel varsayimlar" ileri sürebildigi gibi bir takim dersler çikarabilir ve öngörüde bulanabilir. Böylece bir cümle ile saniriz ki ilk üç itiraz giderildi. 4. itiraza yanit olarak tarihçinin kendisinin hem özne -bir tarihçi olarak- hem de nesne -toplumsal bir varlik olarak- sürekli bir etkilesim içinde oldugu dolayisiyla belirli bir anlamda, yukarida degindigimiz özellikleri tasiyabildiginde "nesnel" olabilecegi ileri sürülebilir. 5. itiraz ise söyle karsilanabilir, tarihçi dindar bir insan olabilir; ancak kesinlikle tarihsel arastirmalarina "Tanrisal irade"yi karistirmamali; olaylari insansal iliskiler ortaminda degerlendirmelidir. Ikinci olarak ise evet tarihçi bir ahlak bekçisi degildir, kisisel yasamlarin terbiyesini vermez; ancak tarihselolgulari degerlendirmek elbette belli basli deger yargilari gerektirir. Bir kiyim, sömürü veya kölelik için "nesnel" kalmanin ötesinde kiyim, kölelik ya da sömürünün toplumsal kosullarini ortaya koymali, böylece bunlarin bir bakima önlenmesinin ilkelerini arastirmalidir. LV. Tarihte Nedensellik: "Tarih incelemesi nedenlerin incelenmesidir" (99). Tarih felsefesinin önemli tartismalarindan biri nedensellik çevresinde görülebilir determinizm (belirlenirncilik) tartismasidir. Tartismanin odaginda dünya tarihinin bir din, ulus veya sinif etrafinda sekillendigi, belirli bir eregi takip ettigi tezi vardir. Bu tartisma Carr' a göre özellikle Bolsevik Devrimi'ne karsi duyulan iç sikintisiyla alevlendi. Bolsevik Devrimi'ne karsi çikanlar, bunun "kaçinilmaz" olmadigi fikrini isleyerek tarihte belirli bir nedensellikten ziyade rastlantilara agirlik verdi. Carr burada rastlantilarin varligini kabul etmekle birlikte, bunlarin tarihsel birikim ve kosullar içinde deger kazandigini söyler. Biz de II. Mesrutiyet arifesinde Balkanlar'daki çalkalanmayi bastirmak üzere saraydan gönderilen Arnavut Semsi Pasa'nin öldürülmesini dogrusu tarihsel birikim içinde bir rastlanti olarak degerlendirebiliriz. Belki de Arnavut gözüpek bir tavirla öldürülmeseydi çalkalanmayi dindirecek; ancak yine de II. Mesrutiyet -belki biraz geç ve güç olmak üzere- ilan edilecekti. v. Ilerleme Olarak Tarih: Tarihselolaylara çizgisel bir biçimde yaklasan dünyasal anlamin yitirilmesine karsi Yahudiler ve Hiristiyanlar oldu. Onlar için dünya olaylarina aldirissiz kalinacak, Tanri'nin bir sinama sahnesinden baska bir sey degildi. Tanri'nin tersine onun bir basi ve sonu vardi ve eger burada iyi bir sinav verilirse ödülü sinirsiz bir biçimde alinacakti. Dolayisiyla çizginin sonunda tüm sikintilara karsi bir ferahlik vardi, dünyanin acilari çizginin sonunda dünyanin bittigi yerde çikarilacakti. Aydinlanma düsünürleri çizgisel tarih anlayisini korumakla birlikte baslarda dünya egemenligine hiç de niyeti olmayan kilise karsisinda verdikleri savasi kazandi. Artik kilise gölgesi yerine isler aklin aydinliginda görülecekti, ilerleyen tarih yine bir -ussal bir toplumsal düzeni- hedefler dogrultuda görülecek; ancak alabildigine aklin yasalar koymasi biçiminde profanlasacakti. Carr için tarihin belirli bir amaci oldugu önyargisi din bilimcilerin isidir, dolayisiyla bilimsel bir tavir degildir; ancak geçmise toplu bir bakisla yaklastigimizda degisen cografyalardaki degisen halklarin, bireylerin mücadelesiyle tarihsel bir ilerlemeden-insanin iyi bir toplumda iyi bir 5biçimde yasadigi bir ilerlemeden söz edilebilecegi inancindadir: "Tarih edinilmis becerileri!} kusaktan kusaga iletilmesi içinde bir Ilerlemedir" (129). ~ Yeniden nesnellik sorununa dönen Carr, bu kavrami iki biçimde degerlendirir: 1)Tarihçinin dargörüs1ü1ükten çikarak genisgörüslü bir tutum izlemesi, 2) Tarihçinin geçmis ile gelecek arasinda dogru iliski kurabilme gücü onun nesnelligini-tarihçinin nesnelligini belirler. 61. OSMANLi TOPLUMSAL DÜZENI Osmanli tarihini arastirmanin, çalismanin çesitli biçimleri oldugu kuskusuzdur. Biz burada tarihdizinsel (kronolojik) bir biçimde bir Osmanli tarihi arastirmayacagiz. Tarihdizinsel bir bakisla ele almamiz gerekseydi, her seyden önce uzun uzadiya siyasal gelismeleri belirli dönemler içinde arastirmamiz-tartismamiz gerekecekti; ancak bunu yapmaya vaktimiz olmadigi gibi dogrusu pek de istegimiz yoktur. Bizim tercih ettigimiz yolOsmanli devletini ve toplumunu en genel hatlariyla serimlemek, yeri geldikçe orijinal metinlerin yardimiyla Osmanli dünyasinin içine girebilmek ve onun bugün içinde anlamlandirmak olacaktir. Buna göre öncelikle Osmanli ekonomisi üzerinde duracak ardindan hukuksal yapiyi irdeleyip devlet ideolojisini görecegiz. Dogrusu burada her seyden önce ekonomi gelir, zaten Osmanli devlet sistemi veya hukuk sistemi dogrudan dogruya ekonomik düzen üzerinde biçimlenir savinda degiliz. Konularimizi isleyis siramizin tarihsel sorunlari daha iyi kavramakta bize yardimci olacagi kanisindayiz. Öte yandan konumuz Avrupa tarihini de ayirt edilemez bir biçimde içeriyor. Sözgelimi Osmanlilarin kökleri 17. ve i 8. yüzyila varan -ancak bir fenomen olarak i 9. yüzyilda ortaya çikan- çalkantili siyasal yasamlarini, islahat çabalarini veya emperyalizmi görebilmek için Avrupa'da yasanan gelismelere mümkün oldugu kadar deginecegiz. Özellikle Fransiz Devrimi üzerinde daha uzunlamasina durup ardindan yasanan gelismeleri derli toplu bir biçimde isleyecegiz. Bu konu için ayrica önerecegimiz kimi çalismalar da olacaktir. Osmanli tarihi anlatimini sinirlari çizilmis dönemlerde veya tanimli basliklar altinda anlatmak olanaklidir. Biz tarihdizinsel bir gidisi izlemesek de asagida söz edecegimiz konularda 1300-i 600 yillari arasinda biçimlenmis "klasik dönem" olarak adlandirilan dönemin kurumlari ve iliskileri 17. ve 18. yüzyilda kimi aksakliklar yasasalar da varliklarini sfudürmüs; ancak Osmanlilar 19. yüzyilda sarsintili bir döneme girmisti. Dolayisiyla 19.yüzyili daha ayrintili belki tarihdizinsel bir biçimde görecek daha uzun zaman üzerinde duracagiz. 1i. 1. EKONOMI Türklerin Anadolu'ya Yerlesmesi, kanbagi iliskilerinin çözülmesi ve mekansal iliskilerin kurulmasiyla gerçeklesti. Köylerde ilk yerlesim fetih çi diyebilecegimiz ayni atadan gelen obalar ile meydana gelmisti." Toprak köy cemaatinin ortak mali sayiliyor ve patriyarkal aileler arasinda, Rus mir' inde ya da göçler öncesi Germen marki 'nda oldugu gibi, periyodik olarak taksim ediliyordu."1 Burada patriyarkal tipte (baba soyuna dayali) genis aileler ortaya çikmis, yemek ayni kazanda kaynamisti, baslangiçta asiretler fethetlikleri topraklarda mülkiyete varan bir egemenlik kursalar da zamanla Osmanli hanedaninin hakimiyetine boyun egdiler, bu aileler merkezi devletin hücrelerini meydana getirdi. Merkezi devletin-Osmanli hanedaninin egemen oldugu topraklarda topragin düzeni hukuksal düzlemde asagidaki gibi yazildi. Osmanli Toprak Hukuku: Islam hukukunda toprak mülkiyeti, nihayet, fetih ve cihat hakkina dayanirdi: "Imam, magluplari ya ortadan kaldirmak veya kölelestirmek ya da (... ) topragin kiracisi olarak muhafaza etmek hakkina sahipti.,,2 Osmanli toprak hukuku yerel etkilerle günden güne olusmus, geleneksel (örfi) hukuk Kanuni devrinde Seyhülislam Ebusuud Efendi marifetiyle serilestirilmisti. Roma' da oldugu gibi OsiIEinJiLcrr~:tC!_4(l __ tQR!~k müJkiy-etinIn_iiç niteligi vardi: LL Rakabe (dominiun eminens - cievI~1Illjistii1.1,t::gell1enligi) ~Ici.s?:[1JJL(usl1s.) 3)_1s.tjgf?:L(fructus - yararlanma). Hukuksal düzenlemelerdeyse"topraklar söyle tasnif edilmisti: i. Miri Arazi: Özellikle Anadolu ve Rumeli'de tüm tarim arazisinin % 90'ini olusturan miri arazinin yönetimi bir kanunnameye göre nisanciya birakilmisti.Üstün haklari, devlete ait olan bu bölüm arazileri iki biçimde görülürdü: 1.1. Tapulu Arazi: Çiftliane denilen vergilendirme düzeninin temelinde yer alan, Anadolu ve Rumeli'nin büyük kesimini kapsayan topraklardi. Topragi tapulayan kisi, arazinin vergilerini ödemek ve timarli sipaliiye hizmet ya da bunun yerine geçer nakti para vermekle yükümiüydü. Burada tahil ekimine uygun, otlak, çayir araziler vardi. Baglar ve meyve bahçeleri mülkten sayilirdI. Osmanli kanunnameleri, çift öküzle sürülen arazi miridir, bunlar tapuyla verilir, kanun budur, derdi. Topragin tapulu satisi kadi huzurunda yapilir, bir kere satilan toprak köylü yükümlülüklerini yerine getirdikçe geri alinamazdi. Kiraci ( köylü-reaya ), topragi satamaz, bagislayamaz, ipotek ya da vasiyet edemezdi; fakat devredebilir, ogullarina miras birakabilirdi. Bunlarla birlikte miri arazinin mülklestigine rastlanirdi. 1.2. Mukataali: Bu tür arazide tapuluda oldugu gibi kisinin topragi ekip biçmesi gerekmez, araziyi kiralayabilirdi. Önemli ve belki de biricik yükümlülügü topragin kirasi için anlasilan miktari devlete ödemesiydi. 2. Mülk Arazi: 1. Sultanin "temlikname" (mülkiyet belgesi) araciligiyla özel kisilerin tasarrufuna biraktigi topraklar. 2. çorak araziden elde edilen topraklar. 3. Satis sözlesmesiyle alinanlar. 4. Fetihten önce Rum aristokrasiye ait olup padisahça kendilerinde kalmasi için onaylanan topraklar biçiminde görüiürdü.3 Topragin "temlik" yoluyla alinabilmesi için padisaha, dogrudan dogruya ya da veziriazam veya beylerbeyleri araciligiyla basvuru yapilirdI. Topragin mülklestirilmesi için genellikle vakiflasmak gerekçe gösterilirdi. Padisah uygun gördügü durumlarda kisiye I, Taner Timur, Osmanli Toplumsal Düzeni, Imge Yayinlari, Ankara 2001, s. 198 2. Inalcik, age, s. 146 3. Halil Inalcik, Osmanli Imparatorlugu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, c.1, 1300-1600, çev. Halil Berktay, Eren Yayinlari, Istanbul, 2004, 2temlikname ile sinmiame verirdi, böylece bu arazi malikten sorulurdu, idari yetkililer suçlu tabbi için de olsa araziye giremezdi. Malik bölgesinden ösür Üe örfi vergileri toplama hakkini da almis olurdu. Vakif için mülklestirilmis araziler kurucularin bagimsiz tasarrufundaydi, gelirlerine karsilik hayir isleriyle ugrasirlardI. 3. Mevat (Bos) ArazI: Terk edilmis arazilerdi, yeniden kazanilip mülk konumuna geçirilebilirdi. Mevat arazi de temlik yoluyla ekÜir biçilir- "senlendirilirdi". Malik için önemli olan hayir islemekten çok, vakif arazisi yapabilecegi topraklar sayesinde çocuklarina elinden alinamayacak güvenli topraklar birakabilmekti. Mülk topraklarda genellikle bugday, pamuk, susam, keten, pirinç gibi mallar üretilirdi. 4. MaIikane - Divani Arazisi: Burada köylü ( reaya ) hem devlete hem de malike vergi öder, daha yogun sömürülürdü. Sistem daha çok Amasya, Tokat, Sivas gibi güçlü Türkmen boylari arazilerinde uygulanirdI. Osmanli Yönetim Hukuku- Timar Düzeni: Yönetim en küçük: hücrelerde askeri bir düzenle örgütlenmisti. Topraklar gelirlerine göre bölünür sultan, vezir ve beylere, has; subasi ve zaimlere, zeamet; sipahilere timar gelirleri birakilirdI. Bu sistemde timar gelirleri büyük çogunlugu teskil ettiginden düzene Timar sistemi de denÜmistir. Timar düzeni merkezi kurumlarin gelisimiyle otaya çikmis olmalidir. Timar dagitimlari fethedilmis bölgelerin tahrir (sayim) isleminin ardindan yapilirdI. Osmanlilarda bir tahrir kabaca söyleydi: 1. Tüm gelirler defteri mufassala kaydedilir, 2. defteri icmale de timar dagitimi yapilirdI. 4 Defterler ayni zamanda nüfus ve topragin durumlarini da gösterirdi. Tahrir isini yürüten tahriri emini, son asamada defterleri onaylanmasi için divan kalemlerine sunardi. Önceleri dagitilan mülk timarlanyken zamanla merkezin olusmasi ya da güçlenmesiyle eskincili timara dönüsmüstü.Timarli sipahi en yüksek 20 bin akçe (ortalamadaysa bir timar geliri i000 akçe dolayindaydi) geliri bulunan arazilerde oturur, merkezin bir nevi atamasiyla görevlendirilir, kirsal alanda topladigi vergilerle savas zamanlarinda Osmanli ordusuna askerleriyle katilirdI. Köylü (reaya), iktisadi üretimin temelinde yer alir, topragi isler, geçimlik ürünün fazlasini timarli sipahiye verir, asker deposu görüiürdü. Köylüler Osmanli toplumsal düzeninin çekirdegini olusturur, devlete vergi kanaliyla-çifthane sistemiyle baglanirlardI. Çiftliane: Geç Roma ve Osmanli toplumunun hücresini bir köylü ailesinin bir çift öküzüyle sürebilecegi arazi meydana getirirdi. Topragin sinirli oldugu durumlarda aile, emegini daha yogun sömürür, diger taraftan topragini genisletmek için bos topraklari kiralama, isgal yoluna basvururdu. Böylesi bir düzende aile emegi, toprak ve hayvanlar birbirine eklenir. Sistemin devami, timarli sipahilerin feodallesmemesi, merkeziyetçi bir devletin varligini gerektirirdi. Köylü bir yanda timarli sipahi araciligiyla merkezi güce siki sikiya bagli, öte yanda topragini islemesi bakimindan göreli serbestlige sahipti. Osmanli toplumu kirsal alanda çiftliane temelinde örgütlenmisti ve çifthane deyince sunlar anlasiliyordu: Emek kaynagi olarak hane halki, kosum gücÜ olarak bir çift öküz ve tarimsal etkinlige ayrilmis toprak ( çiftlik ). Çiftlik, bir kisminda tarim yapilirken, diger kismi nadasa birakilacak kadar büyük arazilere denirdi. Bu alanin yarisi kadar topraga nim - çift ( yari çiftlik ) adi verilir ve daha küçügüne izin verilmezdi. Köylüden bir yandan ürününün belli bir orani ösür vergisi adiyla alinir (yine sipahi alir), öte yandan timarli sipaliiye ayni hizmetlerde bulunmasi ya da bu hizmetlerin yerine nakti vergi ödemesi istenirdi. Ikincisine çift resmi (vergisi) adi verilmisti. Kanun tam çift resminin 4. Örnek Kibris tahriri için bak. Inalcik, age. S. 177 322 gümüs akçe, nim - çift resminin 12 akçe verilmesi gerektigini söyler, ayrica reayadan olagan durumlarda tütün resmi ( tüten ocak anlaminda ), dönüm resmi ve savas, kitlik gibi olaganüstü durumlarda sayisiz vergi alinirdI. Çift resminin nakti bedeli sipahiye verilecek su hizmetler karsiligindaydi: ( Tam çift üzerinden) Üç günlük kisisel hizmet, 3 akçe; bir araba yük kuru ot, 7 akçe; yarim araba yük saman, 7 akçe; bir araba yük odun, 3 akçe; köylünün arabasiyla verdigi hizmet, 2 akçe. Reaya, çift resmini iki taksitte ödeyebilirdi, eger nakti ödeyebilirse, durum Osmanli reayasina serbestlik getiren bir unsurdu. Reaya disindaki mükellefler senede 50 akçe öderdi, onlara ellici ·denirdi. Köylüler ile sipahilerin kavgasi gürültüsü eksik olmaz, bulundugu yörede zamanimn kisitli oldugunu bilen (belli araliklarla yerleri degistirilirdi) kimi timarli sipahiler bir an önce zenginlesmeye çalisir, köylüler üzerinde baskici davranirlardI. Özellikle savas zamanlarinda gerginlik tirmanirdI. Suraiya Faroqhi, Çorum kadi sicilinde l595-96'da sefere çikmaya hazirlanan bir sipahinin vergileri toplayamayinca 9 yasinda bir çocugu rehin aldigini saptamistir.5 Meselenin kadi siciline yansimasi timarlilarin, bölgelerinde güçlenmeleri, reaya üzerinde baski kurmalari, kisaca feodallesme egilimlerinin bir göstergesi oldugu gibi, merkezi idarenin kadi araciligiyla kendisi için olumsuz bu durumu önlemek için çaba gösterdiginin bir ifadesi olabilir. Merkezi yetke sipahilerin bölgede egemen olmalarinin önüne geçmek için düzünli olarak su tedbirleri uygulardi: Has, ziamet sahiplerinin sik sik yeri degistirilir, çiftlikler küçük tutulur, timari olusturan topraklar köyler arsinda dagitilir, bir timar farkli kisilere paylastirilirdI. Osmanli tebasi köylüler topragin ve kilicin uzammi olarak öncelikle ve zorunlu olarak kendilerini yeniden üretir, ardindan tarimsal üretim için tohumluk fazlayi ve vergiye yetecek fazlayi timarli sipahiyi -kilici üretirdi. Cografyanin çesitli taraflarinda farkli ürünler yetistirilirdi, bugün de asagi yukari ayni dagilirnda olmak üzere bugday, daglik bölgelerde arpa, pirinç ve misir önde gelen tahillardi. Günümüzden farkli olarak zeytin oldukça sinirli bir bölgede yetistirilir, zeytinyagi Müslümanlar arasinda genellikle aydinlatma için kullanilirdI. Imparatorlukta hayvanciligi genellikle çifthane düzeninin disindaki göçerler yapardi. Göçerler kurulu düzen ile çatisir, Osmanlilarin baskilarina karsi vergi vermek istemez, silahli ve kitlesel dolasir-göçer; öte taraftan imparatorlugun et ihtiyacini karsiladigi gibi develeriyle tasimaciligi YÜklenirdi.6 s . Suraiya Faroqhi, "Iktisat Tarihi", Türkiye Tarihi 2 Osmanli Devleti 1300-1600, YYön: Sina Aksin, 7.Bas., Istanbul: Cem Yay., 2002 6 _ Murat Belge, Osmanli'da Kurumlar ve Kültür, Istanbul: Bilgi Üniversitesi Yay., 2005. 4Osmanli Maliyesi: Maliye genelolarak bir vergi uygulamasi olarak tanimlanirsa devlet ile toplumun temel iliskisidir. Osmanli Devleti'nin kurulusu ve gelismesi fütuhata (toprak kazanimi) dayandigindan ekonominin isleyisinden ziyade askeri masraflar önemsenir, devlet buna göre konumlanirdi. Maliyenin temel varidatlarindan (gelir) birini Islam gelenegi olan ganaim (ganimetIer) meydana getirirdi. Savaslarda kazanilan ganimetIer; esirlerden, tasinabilir esyalardan, araziden meydana gelirdi. Padisah veya devlet ganaimin 1I5'ini pençik adiyla alir, geri kalani askerler arasinda hiyerarsiye göre dagitilirdi. Osmanli merkezinde biri Enderun'da hükümdara bagli, digeri veziriazam ve defterdarin denetiminde iki hazine vardi. Enderun'daki ( iç hazine) hazine, nakti gelirle, mücevher, kiymetli kumas vs. emtiayi içerirdi. Bu hazine dogrudan dogruya padisahin sayilir, ikinci hazinenin sikintili durumlarinda padisah buradan cari hazineye ( ikinci hazine ) borç verebilirdi. Osmanlilar tasrada da hazinelere sahipti. Beylerbeyligi merkezlerinde Istanbul adina hazine denetimlerini defterdar yapardi. Hazinenin gelir kaynaklarina bakildiginda, gayri müslümlerden alinan cizye ve mukataali toprak varidati (geliri), topraktan alinan ösür, hayvan vergisi agnam ile beraber müsadere de gelirler kalemine kaydedilirdi. Mukataali araziler içinde tuzlalar, madenI er önemli yerler isgal eder, madenler mü1tezimlere birakilir, karsiliginda belirli miktar para tahsil edilirdi. Tuzlalarin isletme hakkinin birakilmasi karsiliginda da tuz gelirinin 1I5'i alinirdi. Mukataali topraklarin vergisini dogrudan padisaha bagli basbakikulu adamlariyla toplardi. Mültezimler ödemeleri gereken miktari üç yilda tamamlar, ödemelerde aksaklik yasanirsa mukataalar iptal edilirdi. Cizye, gayri Müslimlerden alinan bas vergisiydi, senelik bir altin alinir ve dogrudan dogruya hazineye aktarilirdi. 16. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren bu gelir kalemi de mü1tezimlere birakilmaya baslandi. Müsadere; vezirlerle, devlet adamlarinin ve memleket zenginlerinin öldüklerinde ya da herhangi bir sebeple idam edildiklerinde mal varliklarina devletçe el koymaya verilen isimdi. Aslinda olaganüstü bir vergi olarak anilsa da hemen hemen olagan bir hale gelmisti. Bilinen ilk müsadere örnegi Fatih'in idam ettirdigi Çandarli Halil Pasa'nin terekesinin zaptedilmesiydi. Osmanli merkez idaresinin harcamasinin hemen yariya yakinini, 15. yüzyilin sonlarinda (daha sonrasi için de geçerli olmali) orduya sarf edilenler olustururdu. Ayrica düzenli gelirden gerçeklestirilen harcamalar bir tarafa; savas zamanlarinda halktan avariz genel adiyla olaganüstü vergiler toplamr, ordunun ihtiyaçlari karsilanirdi. 5Osmanli Ekonomik Zihniyeti ve Merkantilizm: Osmanlilarin ekonomik zihniyetini üç ilke isiginda açiklamak mümkün: 1. Iase (provizyonizm): Bu ilke, iktisadi düzenlemenin tüketici açisindan degerlendirilmesi temeline dayanir. Amaç mal ve hizmetlerin sürekli, ucuz ve kaliteli teminidir. Bu ilkenin yürümesi Osmanli müdahaleci merkeziyetçiliginin geregini ortaya koyar. Düzenin devami yukarida söz edilen çifthane sisteminin, devletin temel dayanaginin saglamligina bagliydi. O halde köylünün topragini terk etmesine ya da bos birakmasina vs. izin verilmez, köylü her seyden önce bulundugu kazanin temelmaddelere dayali geçimlik kapali ekonomisini saglar, merkeze asker sevkiyati için sipahilerin altinda konumlandirilirdi. 2. Fiskalizm ( Gelireilik ): " .. , hazineye ait gelirleri mümkün oldugu kadar yüksek düzeye çikarmaya çalismak ve ulastigi düzeyin altina inmesini engellemektir.,,7 Esnaf ve tüccara % 5 ile 15 arasinda kar orani izni verilmesi, fiyatlara konan sinirlamalar fiskalizmi sabitleme arayisinin ve düzenin kollanmak istenmesinin, s!nif1ar arasindaki geçisliligi sifira indirme arzusunun göstergeleriydi. 3. Gelenekçilik: Toplumsal ve iktisadi iliskilerde degisime izin vermeme ilkesidir. Bu ilke yukaridaki ilkelerle beraber düsünüldügünde Osmanlilarin ihracata önem vermeyen, içeride bollugu saglamak için ~thalati tesvik edici politikasi ve hazinede özellikle askeri. harcamalar için sürekli kiymetli emtia bulundurmak fikri anlasilir hale gelir. Ancak bu ekonomik zihniyet Bati' da 15-18. yüzyillarda beliren ve güçlenen Merkantilist doktrin karsisinda tutunamamisti. Söylendigi gibi merkantilizm Bati' da ticari kapitalist sinifin politik iktisat sistemi olarak üç yüz yil varligim sÜrdürdü. Ortaçag sonlarinda Bati Avrupa toplumlarini gönendirecek iktisadi temeller olusmaya baslamisti. Cografi kesifler ile ticaret genislemis, degerli madenIerin bölgeye akmasiyla fiyatlar yukari çikmis, nihayet, ticari kapitali büyütmüs, toprak gelirleriyle yasayan aristokratlari asagiyaçekmisti. Tarimsal üretim piyasaya yönelerek, geçimlik düzeyin sinirlarini asmis ve yine tiçari kapitale baglanmisti. Merkantilistler denizasiri ticari etkinliklerinde kendilerini destekleyecek Dogulu ülkeleri ekonomik çikarlari bakimindan dize getirecek güçlü merkezi devletlere gereksinim duyuyorlar ve "tüccarin karimn milli menfaatle özdes oldugunu, ülkenin gücünü teskil ettigini" 8 iddia ediyorlardi. MerkantilistIer için, zenginlesmenin yolu jhracat fazlasi saglayarak, degerli madeni ellerinde toplamakti. Devletin merkezi gücünü dis ticaretIerinin güvenligi için, kamusal harcamalari, elde edebilecekleri karlar için desteklemislerdi. Yine ucuz is gücünün saglanmasi, ordunun kuvvetlenmesi üzerinde durmus, nüfus artisinin önemini vurgulamislardi. Merkantilizm bagrinda sanayi kapitalizminin gelismesini saglamis ve sonunda buna yenik düstü. Makinelesmenin saglanmasiyla ticari kapitalin egemenligini sanayi kapital üstlendi.9 Osmanlilar, Merkantilistlere karsin, yerli sanayinin himayesi ya da hammaddenin dokunup islenmesiyle ilgilenmediler. Kimi hammaddelere dissatim yasagi ( pamuk, ham yün, deri vb. ) getirmeleri, i.çerde bollugu saglamak ( iase ) anlayisindan kaynaklaniyordu. Içerde bollugu saglamak ilkesi, öte taraftan,. yabancilara imtiyaz vermeyi cazip hale getiriyordu: "Ödemeler dengesi, sanayi üretiminin korunmasi, ya da emek-yogun ürünlerin tarim ürünleriyle degisimi yoluyla emegin korunmasi gibi bir ekonomik kaygiolmaksizin, ithalat pazarda mal bollugu saglamak açisindan yararli görüiüyordu."IO 7 Mehmet Genç, Osmanli Imparatorlugu'nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Nesriyat, Istanbul, 2002 8.Gülten Kazgan, Iktisadi Düsünce veya Politik Iktisadin Evrimi, Bilgi Yayinevi, Ankara, ]974 9Kazgan, age, s.35-42 lOInalcik, age, s. 88 6Kisaca, Bati'da ekonominin sürekligenisleyen bir piyasa temelinde derinlesmesine karsilik, Dogu'da pazar sinirli olarak kaliyor, bu durum Osmanlilarin iktisadi olarak göreli bir biçimde gerilemesinde baslica nedenlerden birini meydana getiriyordu. 7I.2.HUKUK Islamiyet ortaya çikisindan itibaren 9. yüzyila kadar dinsel temele dayanan seri hükümleri derleyip topladi. 9. yüzyilda Islam ulemasi içtihat kapisinin kapandigini, artik seri hükümlerin siki sikiya belirlendigini ilan etti. Bundan böyle Müslüman bir hükümdar ancak verili seri hükümlerle is görebilir, herhangi bir hüküm koymak bir yana hiçbir degisiklik yapamaz, sadece seriatin muhafizi olabilirdi. Oysa gerçeklikte degisen toplumsal iliskiler hukuk normlarinin da degismesini gerektiriyor; zaten bir kesim Islam fakihi de (hukukçusu) toplumsal yarar dogrultusunda seri ilkelerin genisletilebileceginidüsünüyordu. Osmanlilar da yukarida ilkeselolarak söz ettigimiz durumun disinda kalamadi, degisen cografya, en genel tanimiyla toplumsal iliskiler hukukun seri ilkeler disinda geleneksel iktisadi ilkeleri sürdürecek ve devlet egemenligini pekistirecek veya düzenleyecek bir takim düzenlemeleri kaçinilmaz kildi. Osmanli padisahlari ve ulemasi öEfL._(g~l~n~k~~i)adini verdikleri yeni "kanun"lar koymaktan geri kalmadi; ancak bunlari-_s~riaLile bagdastirma çabasindan da vazgeçmedi. Her nasilolursa olsun su halde hukuk ikili~QIL__ gör@jlm~ ,_._. kavusmustu. Islam hukukunda insanlarin ser'i hükümlere göre yargilandigi kadihk makami Emeviler döneminde, baskadilik ve mahkemelerse Abbasiler döneminde kurumlasti. Yine bu dönemde uzmanlasan kadilar fakih ( uzman hukukçu ) durumuna geldi, böyIece fikih iImi ( hukuk ) kuruIdu. AbbasiIer döneminde Ebu Hanife'nin ögrencisi Ebu Yusuf, Kitap el Haraç'ta toprak ve vergi düzeninin IsIami esasIarini ortaya koyarak seriat ile siyaseti uzIastirdl. II AsIinda OsmanliIardan önce kurulan Türk-IsIam devIetlerinde de , seri hükümlerin yani sira topIumsaI-iktisadi yasamdan kaynak alan kanunlastirma görülmüstü. OsmanliIar da onIari takip etti. Asikpasazade'nin anlatimina göre, Pazar baci (vergi) alinmasi hakkinda birtekIif karsisinda Osnian Gazi sorar: "Tanri mi buyurdu yoksa beyler kendiler mi ettiIer der. Bir kisi eydür: Türedir Hanim ezeIden kaImistir" Osman Gazi sinirlense de onu "Pazar beylerine adettir" diyerek ikna ederIer ve örfi oIan Pazar baci isleme koyulur. Osman Gazi'nin ardindan da örfi hukuk kanunIari benimsenir Yildirim Bayezid zamaninda örfi oIan idarede kulluk düzeni kabul görmüs; örfi toprak vergileri alinmaya basIamisti. Fatih Sultan Mehmet döneminin yazari, Tursun Bey "nizarni aIem" (dünyanin düzeni ) için hükümdarin akla dayali yasaIar meydana getirebiIecegini söylüyor, bunlara "siyaseti suItani, yasagi padisahi" ya da "örf" dendigini beIirterek kanunIarin geIenege dayandigini ve hükümdarin bunlari mesruIastirmasi geregini ortaya koyuyordu. Bununla birlikte seriatin dört esasiIlin - kuran, sünnet, iemayi ümmet, kiyas - yani sira •....•-.- __ u_._' -- " ,,---- . -.' __ - -- 12 ,----- __ .un• __ ~~fü, seri hükümIer ~vermek bakimindan kaynak gören ulema ( alimIer ) da varell. Aslinda lOSS'te Bagdat'a giren TugruI Bey'e halife, egemenligi devretmis, sonraIari Türkler bu egemenligi paylasmaya yanasmamisti. DolayisiyIa toplumsal-iktisadi yasamdan kaynaklanan kanunlar serilestirilmeye açikti. Seriat ve kanun ayrimi açik biçimde yargilamada izlenebilirdi. Askeri sinif ( devlet görevIiIeri ) kadiaskerlik makaminda; haIk ise kadilar önünde seri mahkemelerde yargiIamrdl. Yine tahrirler neticesinde belirlenen örfi vergiler kanunIara dayanirdi. Kanun geleneginin somutlasmasi, Fatih Sultan Mehmet döneminde,g~Ienegin yaziy.a _al'-"""~ .. ",_",,,.;;;;,;;''h'<''·_''.'''.:':t\'''>1'_,;_,''' __ ''-'··' " Yargilamada Osmanli tebasi~IIhJi~idlE:~i,§iiiUl",~,yQn);L<2!J!l:j;tkgJ~.!Q)"~sittir. Mülk ve can güvenligi ilkeleri benimsenmistir. Tanör KE'yi genelolarak söyle yorumlar: " Monarsi kendini sinirlayarak mutlak olmaktan çikip ilurili, anayasali ve parlementolu hale gelmekte, ama henüz gerçekten mesruti, anayasal ve parlementer bir nitelige kavusmus olmamaktadir.,,67KB Rusya'nin savas açmasinin önüne geçemez; fakat seçimler yapilir ve ilk Osmanli Mebusan Meclisi 19 Mart 1877'de toplanir. Meclis'te LI 3 'ün üzerinde gayri müslüm üye vardir ve Osmanlici bir hava egemendir; ancak Meclis'in ömrü uzun olmayacak ayni yil )LAbmi1lia@!_~.i:~r~_~~~J~~:~il.~g~~.t~~E~}!S§)i.E!~~~ls.~~t~~Cgeçici olarak) rafa kaldiracaktir. ~ ' --..._~- U,Abdülhamit ve Osmanli Imparatorlugu: Rusya ile savas Hicri 1293 tarihinde (miladi 1877 - 78) eereyan ettiginden 93 harbi olarak bilinir. Harbi Osmanlilar agir biçimde kaybeder, Aydemir bu yenilginin önemli bir nedeni olarak Rus Çanmn cepheden savasi idare 67 . B. Tanör, age, s. 149 30ederken II. AbdülhamiCin saraydan kumandalik yaptiginda bulmustur.68Bu savasta Rusya'nin yaninda Romanya, SirbIstan ve Karadag da yer almis neticede 1878' de imzalanan Ayastefanos Anlasmasiyla bu ülkeler bagimsizliklarina ulasmistir. Bulgaristan ise yönetirnde özerk bir konuma gelmistir. Anlasmada ayrica Ermenilerin bir takim saldirilara karsi kollanacagi maddesi yer almistir. Anlasma Balkanlilan ve Avrupalilan, özellikle Rusya'nin yayilmasindan tedirgin Avusturya ve Ingiltere'yi rahatsiz eder. Ingiltere, Rus isgaIlerine karsi Osmanlilada anlasip Kibris' a yerlesir. Avrupali devletler Ayastefanos anlasmasini tadil edecek bir anlasma için görüs birligine vanr ve Rusya'nin da katilimiyla Berlin Anlasmasi ayni sene içinde imzalanir. Anlasma; Osmanli, Ingiltere, Italya, Fransa, Almanya, Rusya devletleri arasinda düzenlenir ve su sonuçlar alinir. Rusya isgal ettigi kimi Osmanli topraklarini iade eder. Karadag, Sirbistan ve Romanya'nin bagiillsizligi yine onaylanir. Bulgaristan üç bölgeye ayrilir. Babiali ErmerlIlerin bulundugu vilayetlerde islahat yapmak sözü verir. II. Abdülhamit' in sultanligi böylesine kayiplarla baslamisti. Peki kimdi bu yeni hükümdar? Abdülhamit 1842' de dogmustu, özel bir kitaplik kursa da daha ziyade polisiye ve cinayet romanlarini dinlemeyi tercih ederdi. BÜyÜk bir can korkusu ya da devrilme tedirginligi yasadigindan tüm ülkede genis bir ihbar düzeni meydana getirmisti. Saraya kimi günler 5-6 bin jumal geldigi olur, padisah zamaninin çogunu bunlari okuyarak geçirirdi. Sultan, kendisi disinda hemen herkesten kuskulanir,çevresini kendisine bagli insanlarla örmeye· gayret eder bunun için 13-14 yaslarindaki saray kullarinin çocuklarina binbasilik, yarbaylik dagitir, orduyu ihmal ederdi.69 Basina siki bir biçimde sansür uygular, kimi günler gazetelerin kimi-bölümlerinin bos yayimlandigi görüiürdtt. Döneminde burun, tepe, yildiz gibi sözcükler Abdülhamit'i rahatsiz ettiginden yasaklanmisti ... yukarida anlatilan Osmanlilarin borçlarini ödeyemez duruma gelisi, Muharrem Kararnamesinin ilani, D. Umumi'nin kurulusu onun döneminde meydana gelecek Osmanlilarin yari sömürgeçiurumlari pekisecektir. 19 yüzyilin sonlarindaysa Almanya, Osmanli cografyasinda nüfuzunu arttiracaktir. Jön Türkler, Ittihat ve Terakki V~ U. Mesrutiyet:j9n Türk . L .~,. age, s. 297söyle yansir: "Reval'de Türkiye'nin taksimine karar verildi." Ittihatçilann Manastir subesi Rusya disindaki devletlere telgraflar gönderir: Makedonya'ya müdahaleden vazgeçilmelidir. Örgüt içinden Resneli Niyazi, 15 Haziran 1908'de ioo'ü askin silahli gücüyle daga çikar, ayni sirada Enver Bey de hareketlidir. Her iki asker KE'yi istediklerini ve Mesrutiyet rejimine geçilmesi gerektigini kamuoyuna bildirir. Yildiz sarayina Mesrutiyet istekli telgraflar yagar. Makedonya isyanini bastirmak ile görevli Arnavut Semsi Pasa, Manastir Postanesi önünde bir Ittihatçi fedainin, Atif Beyin, kursunuyla öldürülür. Arnavutlar da kitlesel bir biçimde Mesrutiyet isteyince Yildiz Sarayi fiili durumu kabullenir ve II. Mesrutiyet 25 Temmuz 1908' de ilan edilir. II. Mesrutiyet: Mesrutiyet'in ilaniyla ,bu düsüncenin Osmanli cografyasinda olusumunu saglamis Mithat Pasa ile Namik Kemal'in resimleri duvarlara asildi. Ittihatçilar Mesrutiyet'in ilaninda etken ols>11ar da ardindan ihtilalci bir hükümet meydana getiremedi, sadrazamlar yine eskilerdendi. ITC'nin Istanbul'da ilk subesi ancak Mesrutiyet'in ardindan açilmis, 19 Temmuz 1908' deyse Ittihatçilann yayim organi Tanin gazetesi Hüseyin Cahil' in yönetiminde çikmaya baslaTmsti. 1908 senesinin takip eden günlerinde, Bulgaristan bagimsiz kiralligini, Avusturya - Macaristan, Bosna - Hersek ilhakim, Girit ise Yunanistan'a katildigini ilan eder. Senenin sonlannda Kasim, Aralik aylannda yapilan seçimlere ITC ile Prens Sabahattin'in görüslerinden esinlenen Ahrar Firkasi katilir. Seçilen 288 vekil içinde; 147 Türk, 60 Arap, 27 Arnavut, 26 Rum, 14 Ermeni, 10 Slav, 4 Musevi kökenli Osmanli vardi. 75 ITC ilk defa Manyasizade Refik Beyi Adliye Nazin seçtirerek kabineye dolayisiyla iktidara dahilolur. ·II.Mesrutiyet'e.~i:i..ki3LMs!'1<2!ID):iyla görülür. 31 Mart olayinin kosullanmözetle =-- ' .. --_ .. -.'.--.-. söyle anlatabiliriz: Rumeli' den ihtilali korumak için getirilen Avei Taburlannin subaylan kendilerini Beyoglu yasamina kaptli'TIlls,bu durumda askerler çavuslann etkisi altina girmisti. Öte yanda Dervis Vahdeti, Volkan isimli bir gazete yayimlamaya baslamis ve 19 Subat 1909'da Ittihadi Muhammedi Cemiyeti'ni kurmustu. Vahdeti'nin seslendigi kit1eyse yuhinda sözü edilen Avci Taburlanmn çavuslanydi. Vahdeti, gazetesi disinda seriatin yeniden hakim kilinmasi yollu düsüncelerini layihalar halinde yazar ve bunlarin çavuslar arasinda dagilmasim saglar. Yukaridaki kosullann üzerine saygin bir gazeteci olan Hasan Fehmi'nin öldürülmesi ve suçun ITC fedailerinde görülmesi, isyanin patlak vermesine yol açti. Ayaklanmada dogrudan dogruya bir önder görülmezse de çavuslar kitlelerin sürükleyicisi gibiydi?6 Vahdeti, Volkan' da seriate dönme vaktinin geldigini bildiriyor, fakat Istanbul' daki isyam Rumeli' den gelen Hareket Ordus_ubastllJ);l(.ils;.t~L_gecikmiyordu. Ordu komutam Mahmut Sevket Pasa ITC aina degil Istanbul' a düzeni saglamak için geldigini açiklar. 77 _l~~!ll-.~~i:l~a~i~s!~g .s22;}i~~",t12~J~I~_~~_~129J,J,~i1;~~~.1~ami t ' .. tahttan ..i~dirilir, yerine Resat Efendi tahta geçirilir. Harp Divam neticesinde 31'i askei7"44y,is"tTaama'mahkum edilir ki içlerinde saraya mensup kimseler de vardi. ITC'nin ilk önemli bakani Haziran 1909'da Maliye Naziri olan Mehmet Cavit Beyoldu. Agustos ayinda KE'de yenilemeler yapilir. 21 madde degistirilir,I madde çikanlir, 3 yeni madde eklenir. 1909 degisikligi " Ferman Anayasa'dan", "Misak Anayasa'ya" geçis niteligindedir. Degisikliklerle teokratIk yapi pekistirilir ( madde 5,7,118 ); padisahtan bakanlar kurulunun toplanmasi için izin alma gerekliligi kaldirilir, Ayan ile Mebusan Meclisi padisahtan izin almaksizin her Kasim basinda toplanacaktir ( in. 43,53 ), padisahin veto yetkisi geçici olmak sartiyla korunur, meclis veto edilen islemlerini yeniden 2 /3 çogunlukla 75 . Feroz Ahmad, Ittihat ve Terakki 1908 - 1914, çev. Nuran Kaynak Yayinlari, Istanbul, 1999 76. Sevket Süreyya Aydernir, Enver Pasa, c.n 1908 - 19 Remzi Kitabevi, Istanbul, 2000 77 • F. Ahmad, age, s, 67onaylarsa padisah kabul etmek zorundadir. Mithat Pasayi sürgüne gönderen ünlü 113. madde kaldirilir. Basin yine "kanun dairesi"nde serbesttir. ITC'nin diger hukuksal düzenlemeleri arasinda 1909'da isçilere karsi getirilen Tatili Esgal ( "Is Tatili" kanunu ile grevler yasaklanir ), mahkemelerin sadece Adliye Nazirligi'na baglanmasiyla , yargi birliginin saglanmasi çabalan sayilabilir.78 Öte taraftan eskiler yine duruma hakim olur bir duruma gelir gibi görünür, Harp Divani, IS Mayis'ta ITC'nin sesi Tanin gazetesinin kapatilmasina karar verir, ITC' de büyük sikintilar baslamis, kopmalar yasanirken, Ahmad durumu söyle anlatir: " Bu siyasal atmosfer sürseydi ve Eylül sonunda Italya Osmanillara savas açmamis olsaydi, cemiyetin ortadan silinip yok olacagi kesindi.,,79 Italyanlarm sömürge yarisina katilmalan Trablus'a saldirmalanyla baslamis ve 18 Ekim 19l2'de Osmanli Afrikasi ile 12 Adayi ilhaklariyla neticelenmisti. Trablus'a basta Enver Pasa, Osmanli subaylari direnisi örgütlernek üzere giderler; fakat Balkan Harbinin ortaya r'ilrma'''ylci rlnnmelr 7rirunrla lrahrlcir l012'd"" """pcili """rimlpr" "l~r~k ~nilan (Jenp] "primlpr ~..l..J.:~..i....i.J.. ui. ..l.'-4.. ~v.i....i. .L..I. -i-i.. L.J'-'i. .L "--IL ..i..""- i.LL •••• ~ •.•••. ..r '-" u'-' _ ..•...•. uV~ ..•..•• .L.i..i._ .••...•..•• ~.i..._.•.. - .•..•...•..•...•. b .... '0,./ ..•• v •••..• :s' .•... LL.l~ ••.... ·.•.. yapilir, bu anmanin nedeni ITC'nin bu seçimlerde zor kullanmasiydl. Ittihatçilar seçimlerde, yine büyük oranda basariyla çikarlar, bir sene önce kurulan Hürryet ve Itilaf Partisiyse azinlikta kalir. Temmuz 1912'de kadrosunda pek çok eski Osmanli sadrazamI bulunan "Büyük Kabine" kurulur. Kabinenin ilk toplantisinda sadrazam söyle diyordu: "Cemiyetin (ITC) birkaç günlük ömrü kaldl.,,8o Derke~~_~~E:_§.~~,~~!.lliltlak verir, bu savasta Karadag, Sirbistan, Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlilara karsi cephe alir, .9srnau1i.Qr.dJlSJJ,. savaslarda büyük bir 1?2~~Rl!~~" .. !lzr.eLy~."Ç~t~fg:Jlt.l@i(!L,k'!;s:~r. "Büyük Kabine" bu darbeyle çöker, Kamil Pasa yeni bir kabine kurmakla görevlendirilir. Kamil Pasanin Edirne'den y~zg~çebi!~S~Ki,,,haberleri üzerine Ittihatçilardan 5 ki_silikbir grup basta Enver ~'P;s~~~'"~i~~'" ""iiz~;e'R;h:;~Hlbiskim'ni ( 23 Ocak 1913 )lJercekle~tiri;-Ra~kmm ::inimekin S::irlrai~m ve= - ~_-:- '_' _=-'.--,_~~~".~ -~- ._,.-,~-._,~", "_,: -:__ ,, ,-._,J,-,o-.-,-7~3._.,,7-"-·'-T---=~7--:- - -------- ---------- ---- -----.- Harb"lye'NazinolaifMal1illuiSevKe(Pasanllll2 Haziran 19l3'te öldürülmesiyle artik ITC'nin mutlak egemenlik dönemi baslar. Balkanlilann ganimeti paylasamayip kendi aralarinda savasa girmeleriyle Edirne tekrar ,c!lum::iJiÇ"~~dim~":mIlJQtttilllÇJ,Si,~+~I:~t"g!itltlQr: 14 Mayis 1914 seçimleri Üçtin~ii~OsmaiiIi 'o Meclisi'in toplar, Ittihatçilar tamamen habmdi ve Itilafçilar silinmisti. Enver Pasa bu sene içinde Harbiye Nazin diger bir ITC'li Talat Bey ise Sadrazam olur. Enver Pasa, orduya yönelir, burada tasfiyeler yapar, yeni bir düzenlemeye girmek amaciYlf!,Mm'!:g1~raxakl~sir ve bu ülkeden Osmanli Ordusunun yenilestirilmesi için heyetler kabul edilir. Içerde'ltc duruma egemen olmus islah çabalarina girismisken Dünya bir uçurumun kenarina gelmisti, simdi i. Dünya Savasini görmeden II. Mesrutiyet döneminin iktisat politikalari ve önemli düsünürlerinden Ziya Gökalp üzerinde duraIim. H. Mesrutiyet Döneminin Iktisat Kavrayisi ve Politikalari: Bu dönemde baslica iki yaklasim söz konusuydu: 1) Liberal EkonoiiiIciler ile 2) Milli Iktisat yanlilari. Liberal ekonomi yanlilarinin önde gelen temsilcisi ITC yöneticilerinden, uzun süre Osmanli Maliye Nazirligi yapmis Mehmet Cavit Beydi. 1900'de yayimlanan kitabi "IImi Iktisat" Çavdar' a göre önemli bir bilimsel eserdir. Cavit Beyin iktisat ilkeleri söyle siralanabilir: i. Iktisatta herkes ya da her toplum için genel geçer kurallar var. 2. Ekonomide "dogal elenme" söz konusudur; gÜçlü olan kisiler, sirketler ayakta kalirken, zayiflar kaybolur. Cavit Bey iktisadi söyle tanimlar: " Iktisat bilimi doganin insanlara kendiliginden vermedigi mallann üretim kurallan ve onlardan yararlanmak için gerekli olan mesaiyi beseriyenin faaliyet ve etkinligini belirleyen genel yasalann bütünüdür."gl Cavit, serbest ticaretin 78 , B. Tanör, age 79 • F. Ahmad, age, s. 118 80 A j t..•...n' l' '"" (JP n 13' " < i-.'i.-KLatalL, ['. ab"" 0, L ! öl • Aktaran: T. Çavdar, ageJ s. 36rekabet dolayisiyla en yararli yöntem oldugu görüsündeydi, ona göre iktisadi idarede liimayeci bir yöntem tüketicinin zaranna olur. Nazirligi döneminde Cavit Bey bir konusmasi sirasinda Osmanli sanayisine dair istatistiklerin ancak Duyun-i Umumiye'den temin edilebilecegini, temettü ( kazanç ) vergilerinin yabancilardan alinamadigini ve bunlann alinmasi için yurtdisinda girisimde bulunduklanm açiklar. Durum bir Osmanli Nazmnin sözleriyle yari sömürgeligin ifadesi gibidir. öte yanda serbestiyi ticaretin azimkar savunucusu savas vurgunculuguyla zenginlesmenin ekonomiyi de gelistirdigini söyleyecektir.82 Ikinci kümenin sözcüleri olarak ise, Ziya Gökalp ve Tekin Alp belirir. Her iki yazar da kapitülasyonlann kaldmlmasim, gÜIlLrük resimlerinin ( vergi ) yükseltilmesini, savas kosullarindan yararlanarak milli iktisada adimlar atilmasi gerektigi görüsündeydi. Gökalp milli iktisat düsüncesinin milli ahlak görüsüyle birlikte degerlendirilmesi gerektigi kamsmdaydi, ona göre willi iktisat bir vatanseverlik ödeviydi. Gökalp ve Alp milli kalkinma için devlet girisimciliginin önemini vurgulamis, bireysel girisimler engellenmeksizin, tanm ve sanayide devletin etken olmasi fikrinin savunuculari olmuslardi. Ancak milli kalkinmanin gerçeklesmesiyle liberal politikalarin isleyebilecegi görüsündeydiler. II. Mesrutiye'te imp~ratorlugun iktisadi alandaki genel görünümünü ise söyle ifade edebiliriz. Tarim en yaygin alandi ve buradan elde edilen gelir, tüm gelirler içinde % 58 ile basi çekerdi. Büyüme hizi % 1 civarindaydi, GSMH' den yatirima aynlan pay % 9 oranindaydi. Kapali köyekonomisinin egemenligi sürüyor, kirsal nüfus tüm imparatorlugun % 80'ini olusturuyor, küçük atölye sanayisi çöküyordu. 1913'te pamuklu tüketimin % 75'i disalim yoluyla saglandi. Sanayi kuruluslanmn % 60'indan fazlasi gayri müslümlerindi ve onlar emperyalist· ülkelerin sermayedariôIl ile iç içe girmisti;· Yine madenlerin%80'i gayri müslüm ve yabancilarin elindeydi. Yukandaki bilgileri aktaran T. Çavdar durumu söyle özetler: " ... serbest piyasa ekonomisinin sihirli eli ülkeye ucuzluk, is ve refah degil sadece yoksulluk getirmis. Bunun aksini söylemek mümkün degiL."s3 ll. Mesrutiyet Dönemi Siyasal Hava ve Ziya Gökalp: Dönemde üç siyasal akimin su yüzünde bulundugu izlenir: Islamcilik, Baticilik ve Türkçüiük. 1) Islamcilik: Islamcilik düsüncesi özellikle Balkan sorunu ve savaslannin ardindan Osmanlicilik (imtizaci akvam - kavimlerin birligi) ideali çöküse geçince belirir. Burada artik imtizaci akvam slogani yerine ittihadi islam ( islam birligi ) slogani kullanilmaya baslanir. Görüsün önde gelen temsilcisi Cemalettin Afgani olur. Afgani'ye göre Islam ülkelerinin birlesmesi ancak her bir ülke bagimsizliga kavustugunda olasidir. Islamcilar, 1908'de Sebül ür Resat dergisinin yayirmna baslar, buradaki yazarlar arsinda baticiliga, milliyetçilige kayanlar oldugu gibi Babanzade Naim örneginde görüldügü üzere Islamci1ikta direnmis ve Islam' da kavrr..iyet olamayacagi görüsünü sürdüren kimselere de rastlanmisti. Babanzade özellikle Gökalp ile mücadele etmistir. 2) Baticilik: Görüsü savunanlar, Bati uygarliginin tamamiyla özümsenmesi gerektigi iddiasindaydl. Görüslerini daha ziyade yukarida söz ettigimiz Içtrnat dergisinde yayimladilar. 3) Türkçüler: Türkçülük düsüncesi öncelikle Rusya' daki Türkler arasinda belirmis, kimi batili tarihçilerin ( Vambery, Cahun gibi) çalismalanysa bu anlayisi pekistirmisti. Osmanli cografyasinda Ahmet Vefik Pasa'nin ( ölümü 1891 ) Türk tarihi ve dili üzerindeki çalismalariyla, 1911 'de Ömer Seyfettin'in öyküleriyle öne çikan Genç Kalemler dergisi, yine Türk Yurdu dergisinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura'nin etkili yazilan sayilabilir. Yukarida söyledigimiz gibi Balkan savasi yenilgisi Türkçüleri öne çikarmisti. 82 • T: Çavdar, age 83 • T. Çavdar, age, s. 131 36Ziya Gökalp: Gökalp, 23 Mart 1876'da Diyarbakir Il Evrak Müdürü Tevfik Efendi'nin ikinci oglu olarak dünyaya geldi. Askeri Rüstiye'yi ( ortaokul ) bitirmesinin ardindan Diyarbakir Idadisi'ne ( lise) devam etti. Yüksek ögrenim için Istanbul'a gelir ve Mülkiye Baytar Mektebine kaydini yaptirir. Bir süre sonra Askeri Rüstiye'de Farsça ögretmen1igi yapmaya baslayacaktir. Bu sira ITC'ye katilmis, 1908'de Mesrutiyet'in ilaninin ardindan ve Diyarbakir'a döndügünde ITC'nin bir subesini kurup Peyman ve Dicle gazetelerinde çalismisti. 1909'da ITC'nin kongresine katilir ve Genel Merkez üyesi seçilir. 1911 'de Ömer Seyfettin ve Ali Canip'in basini çektigi Genç Kalemler çevresine dahilolur, "Dilde Türkçülük" görüsünü savunur. Ardindan Türk Yurdu'nda "Türldesmek, Islamlasmak, Muasirlasmak" makalesiyle düsünce yasantisina girdigi, yazar kisiligini buldugu kabul edilir. 1917'de çikarmaya basladigi Yeni Mecmua'da görüslerini yayimlamaya koyulur. 1919'da Malta'ya sürülenler arasindaydi. Ankara Hükümeti'nin girisimleri neticesinde serbest bhm Göbln_ önce Istanbul'a ardindan Ankara'va 2:ecer. 1922'de Telif ve Tercüme ~------- ----r' -- - - - -- - - - - ol t-'.:i Encümeni Baskanligina getirilir. 1923'te yayimladigi Türkçillügün Esaslari kitabi Gökalp' in tüm çalismalannin özlü bir anlatimi olarak kabul edilir. Yazar ertesi yil 1924' te vefat etmistir. Öncelikle Gökalp'in genel siyasal görüsleri üzerinde duralim ardindan Türkçülügün Esaslari kitabinda isledigi tezlere daha yakindan bakalim. Diyarbakir' da yayimlanan Peyman gazetesindeki yazilarinda Gökalp, Osmanlici bir çizgi takip etmisti. Osmanlilari çesitli halklardan meydana gelen bir millet olarak görüyordu. Genç Kalemler' de "Dilde Türkçülük" tezini isler, dilbilgisi der, Arapça ve Farsça ögelerden temizlenmeli, bu dillerden geçen sözcüklerin varsa Türkçe karsiliklari kullanilmalidir .. i911' deki ···"Bugünkü .Felsefe" . adli·· yazisinda -. düsünme çevresinin u-temel kavrami "meflmre"yi ( kuvvet fikir ) isler. Mefkure toplum yasamina yön verecek, tarihe bakilip incelenecek, sagliksiz yönleri temizlenecek, degerler, ülkülerdi. Yeni hayat için kurulan düslerdi 1913'te yayimlanan "Türklesmek, Islam1asmak, Muasirlasmak" adli denemesinde, bir milletin imparatorluktan siyrilarak nasil meydana gelebilecegini isler. Gökalp'e göre ilerleme bilimsel çalismalarla, bunlarin kitaplara aktarilmasiyla saglanir. Batililara baktigimizda kitaplannda kullandiklari terimlerin Latince' den alindigini görürüz. Bizim yapacagimiz ise bu terimleri Arapça'dan devsirmek olmalidir. Dolayisiyla dil düzeyinde Arapça'dan devsirme terimlerle Islamlasma, öte yandan dilbiigisi ve edebi saliada Türkçe' nin üstünlügünü kollayarak Türklesme ve çagdas bilimsel gelismeleri takip etmekle Muasirlasma saglanacaktir. Burada Gökalp "hars" ( kültür ) ve "medeniyet" ayrimi üzerinde de durur. Medeniyet milletlerin üzerinde ya da arasinda bilimsel dogrulari, hars ise dinseL, ahlaksaL, sanatsal milli degerlerin alanidir. Simdi daha genis bir biçimde alacagimiz Türkçülügün Esaslan kitabindaki görüsleriyle Gökalp, düsüncelerini korumus, bununla birlikte Cumhuriyet rejirriiy1e uyumlu bir hale getirmeye gayret etmisti.84 TürkçüIügün Esaslari: 1) Türkçülük Nedir? Gökalp Türkçülügü söyle tanimlar: ""Türkçülük Türk milletini yükseltmek demektir.,,85 Millet konusunda çesitli görüsler vardir, Gökalp bu görüslere deginerek milletin; irksaL, kavimseL, dinsel özelliklerle ya daOsmanlrcihk ve Ünunetçilik temelinde degerlendirilemeyecegini söyler, onun tanimi söyledir: "millet; dil, din, ahlak ve estetik bakimdan ortak olan, yani ayni egitimi almis bireylerden olusan bir topluluktur". bir "Düsünce Tarihi (1908-1980)" Türkiye Tarihi 4 Çagdas Türkiye içinde, IstanbuL, 2002 Türkçülügün Esaslari, Haz: M. Y. Inkilap Kitabevi, Is;tarl!:J;ul, Yönetmeni: s. 13adam, kanca ortak bulundugu kisilerden çok, dilde ve dinde ortak bulundugu kisilerle yasamak ister. ,,86 2) Türkçü1ük ve Turancilik: Yazara göre Türkçülerin önlerine koyacaklan ülküleri (mefkure) vardir ki bunlar tüm Türklerin birlesmesi hedefidir. Öncelikle yapilmasi gereken ise Türkiye, Azerbaycan, Iran, Harizm Türklerinin harsça birlesmeleridir, yakin ülkü budur; uzak ülküyse Türkçe konusan Yakut, Kirgiz, Özbek vs. nin birligidir: Turan ( Türkler ) birligidir. Turan bir ülküdür ve bugün düs alanindadir; dün düs olan Türkiyecilik ise bugün gerçeklesmistir: "Öyleyse Türkçülügü ü1küsünün büyüklügü bakimindan üç asamaya ayirabiliriz: 1. Türkiyecilik 2. Oguzculuk ya da Türkmencilik 3. Turancilik"s7 3) Hars ve Medeniyet: Hars J]1illi,medeniyet ise milletlerarasi toplumsal yasantilardir. Medeniyeti, bilimsel gelismeler, kavramlar, terimler meydana getirir, dolayisiyla kisilerin ürünüdür; hars ise halkindir, tabidir: " Demek ki kültürün ilk örneginin dilin sözcüklerinde, uygarligin ilk ömegipj de yeni sözler biçiminde türetilen terimlerde görÜyoruz (... ) TÜrkçÜler, tümüyle Türk ve Müslüman kalmak kosulu ile Bati uygarligina tam ve kesinlikle girmek isteyenlerdir. Fakat Bati uygarligina girmeden önce, milli kültürümüzü arayip bularak, milli kültürümüzü ortaya çikarmamiz gerekir."ss 4) Batiya Dogru.: Dünyada tarih boyunca çesitli medeniyetler olmus ve Türkler farkli medeniyetlerde bulunmustur. Bugün Bati medeniyeti en ileri bir seviyededir ve Türkçmer buraya yönelmelidir. Batida büyük kentlerde toplanan, büyük kalabaliklar arasinda zamanla is bölümü ve uzmanlasma meydana gelmis, bireysel kisiliklerin olusumuyla ilerleme saglanmistir, Dogudaysa duraganlik hakim olmustur. Iste bu durumda yapilacak is Bati uygarligina yönelmektir: " o da bilimlerde, sanayide, askerlik ve hukuk örgütlerinde Avrupalilar gibi ilerlemektir ... Avrupa uygarligina tiimolar~k gLrmek." Kisaca-ilke su olmali: "Türk milletindenim, Islam ümmetindenim, Garp medeniyetindim." 86 . Age., s. IS 87 • Age., s. 23 88 . Age., s. 26. 39 '2Q JO4. 20.yÜZYIL I. DÜNYA SAVAsi ve TÜRK KURTULUS SAVASi 1871 - 1914 : Avrupa'da Bloklasmalar: lS7l'de kurulusunu ilan eden Almanya Basbakani Bismark, Almanya'yi kaynastirmak istiyor, Fransa'dan gelebilecek olasi saldinlara karsi Fransa'yi yalmzlastirnia ve baris politikasi takip ediyordu. Bismark'in kabusu Almanya'ya karsi Fransa, Rusya isbirliginin ortaya çikmasiydi. Böylesi bir durumun önünü almak için Bismark, l872'de Almanya, Avusturya - Macaristan ve Rusya arasinda Üç Imparator Ligi Anlasmasini saglar; fakat anlasma Osmanli-Rus 93 Harbi dolayisiyla Balkanlarda yasanan Avusturya - Rus gerginligi neticesinde bozulur. l8SI'de yeniden anlasma yoluna gidilse de Avusturya ve Rusya' nin Bakanlardaki çekismeleri bu anlasmalari ömürsüz kilar. l8STde Bismark bu kez dogrudan dogruya Rusya ile anlasir, buna göre, Almanya Rusya'yi bogazlar politikasinda serbest birakirken Rusya, Almanya'nin .Avrupa üstünlügünü tanir. l888'de Almanya Imparatoru olan II. Vilhelm, Bismark ile çatisir. Yeni Imparator Almanya'nin sömürgeler edinmesi gerektigi ve Rusya ile degil, denizlerde güçlü Ingiltere ile ittifak arayisma girmek niyetindeydi, dolayisiyla Bismark görevinden uzaklastirilir, artik Alman politikasimn hakimi Vilhelm olacakti. Yeni Imparator Rusya ile ittifak anlasmasini sürdürniez, Ingiltere'ye yönelir; fakat orada da aradigi m bulamaz. Diger tarafta önce 1904'te Misir ve Fas isgallerinde birbirlerine karsi çikmayan Ingiltere ile Fransa; ardindan 1907'de Ingiltere'nin Hindistan siyasetine tepki gösternieyecegini kabullenen Ingiltere ve Rusya anlasiL 1.Dünya Savasi'nin kiyisina gelindiginde Ingiltere, Fransa ve Rusya birlesirken; diger tarafta A11l1anya, AVusturya :""'Macari:stan vettalyabiraraya gelecektL Savas 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya veliahtimn öldürülmesinin ardindan patlak verecek, Bal"'<:an1ara egemen olmak isteyen Avusturya'mn karsisina Rusya' mn çikmasi, pesinden müttefikleri de sürükleyecekti. Öncelikle itilaf devletlerinin yamnda savasa girmek arzusu gösteren ITC yönetimindeki Osmanli Imparatorlugu bu devletlerden olumlu yanit alamayinca Almanya'ya yöneldi. Bu sira iki Alman gemisi Ingiliz takibinden kaçarak Osmanli limamna siginmis gemilere Osmanli bayragi çekilip askerlere fes giydirilmistI. Artik bu gemiler Yavuz ve Midilli adlariyla Osmanli filosuna katiliyor ve bir süre sonra Enver Pasa'mn emriyle Rus limanlanni bombaliyordu. Osmanli - Alman güçleri savasta söyle bir taktik üzerinde anlasmisti: Osmanli ordusu Dogu Anadolu ve Kafkasya üzerinden Rusya'ya darbe vuracak, Ingiltere'ye karsi Süveys ve Misir'da harekete geçecek, Çanakkale'yi müttefik güçlerden koruyacakti. Osmanlilar bu taktik dogrultusunda hareket eder; ancak Enver Pasa'nin komutasindaki ordu Kafkas cephesinde henüz savasmadan Sarikamis'ta kaybolur gider. Kanal ve Irak cephelerinde basansizliklar yasanir, sadece M. Kemal'in yönetimindeki Çanakkale savunmasinda basari saglanir. Ilerleyen yillarda savasin yeni aktörleri belirir, 19l5'te Italya Ingiliz-Rus güçlerinin yaninda, Bulgaristan ise Almanya saflarinda savasa katilir. 1917' de Rusya' da yasanan devrimle Bolsevikler, Lenin'in önderliginde is basina gelir ve savastan çekilir. Ardindan Birlesik Amerika yine Ingiliz güçlerinin yaninda savas katilir ve bir sene sonra savas bu güçlerin kazanimlanyla sona erer. Avusturya Imparatorlugu dagilir, Almanya Avusturya ve Bulgaristan ile agir anlasmalar yapilir. Simdi biz daha ayrintili duracagimiz konumuza Kurtulus Savasi'na gelelim.Mg~~!"gs,§i!~hJ?~E~JS!S,me~~:SavasinOsmanli Imparatorlugu için sona erdigini bildiren belge'I1ondros Mütarekesi 30 'EkinLllli''~_,,.,_,,,,_,,,,·,··,_'"'C_'c''' .,,-'~""'.' ',"" disinda tüm telsiz, telefon v.s.nin denetimi.,~4iig~fik,.ggçltitiii~1\;!dir (md. 12). Tüm ",lrlt>ri VD.rl"re Bu li-rmii ili-i m~r1r1nr1n l lUl111a.~1 \.t'l"LU. J, ~~). -ir) 11'iu •.. "'\....JlLn..l. .••..•. .l. .1..1.JLI}'6UJl i;J .••... _""J1.1:i...IL'-' .•..•...•.. V.L.Il._A •..•.••• .....,u ..•....•...•....•.. ""-"- i.a....•.•••.•. __ V_c toplanmistir: Madde 24'te ~l!lfg,ug~.m, ... iljn.s!~ •.• ~~~!.klik çikarsa Müttefiklerin ,~~~~1.~~~, madde 7' de ise Müttefiklerin güve.riliJfl~iiP:U~hclit,~cl~g~t,h~rl:i<:iflgjJ2E::~liru. mda herhangi bir stratejik noktayiisgal ~a~. benimlf. Aiilasma,Ingllizi~riri.Agerri.~mn.ôn·Savas Gemisinde, 30 Ekim 19l8'de 'fir.zal3.'n;=,' Irri...zacilar:P.~rthur Calthorphe ile Hüseyin Rauf, Resat Hamit, Sadu1lah. Müttefikler Sevres Baris Anlasmasinin imzalanmasini beklemeksizin isga1lere girisirler: 1) Müttefik donanmalan 13 Kasim 19l8'de Istanbul'da üstlenir. 2) Ingilizler Musul'u 15 Kasim 19l8'de isgal eder. 3) Italya Antalya ve Kusadasi'ni, Fransa Adana, Urfa, Maras, Antakya ve Iskenderun'u 1919 ilkbahannda isgal eder. 4) ABD, Ingiltere ve Fransa'nin tesVikiyle Yunanistan IzrrÜr'I 15 Mayis 1919'daisga:leder5) Istanbul 16 MaIt1920'de Müttefiklerce isgal edilir, Meclisi Mebusan kapatilir. Isgallerin baslica gerekçeleri olarak ise Kuvayi Milliye Hareketleri ve Mustafa Kemal'in önderliginde biçimlenen Misaki Milli Hareketi gösterilir.89 ~-Ra.ris.Anlasmasl:"Müttefikler 1920 yili içinde Sevres Anlasmasinin hükümlerini meydana getirip Osmanlilari 10 Mayis 1920'de Sevres'e davet ederler. Müttefikler herhangi bir görüsme olmaksizin anlasmayi Osmanlilara kabul ettirrnek ister; fakat temsilci Tevfik Pasa, bu kosullarda bir anlasmayi reddeder. Hemen ardindan Yunanlilar sahneye çikar; Balikesir, Bursa ve Usak isgal edilir. Bu olaylarin ardindan bas temsilcilige Sadrazam Damat Ferit Pasa getirilir ve o da 25 Haziran günü anlasmayi reddeder. Müttefikler bir ültimatom ile karsilikverince 22 Temmuz 1920'de Padisah IV. Vahdettin baskanliginda toplanan Surayi Saltanat anlasmanin imzalanmasina karar verir. Nihayet anlasma 1fLAgQ§!os 1920'de imzalanir.9o Sevres Anlasmasi zayif tarafi siki sikiya baglamak isteyen uzun, 433 maddelik bir anlasmaydi, simdi kimi basliklar altinda anlasma maddelerini görelim: 1) Sinirlar (md. 27-35): Batida Gökçeada ve Bozcada Yunanista... n.'.a ... , ...Onikiadalar ItalY(i'ya birakilir. Anadolu Osma~li~y~ birakiliyor de~sede Osi:r;.anli~g~;;'~l1ligiüç noktadan delinmekteydi: 1) Büyük Ermenistan sinirlarinin sonradan saptanacagina isaret edilmis, 2) ~ ~~,,~_,,~_ .. ~.,._,._H""'~"_" __ ~·"r·_ .. ,,">_,,"~"~'_,"",."~,~-",o,.~ __ "".• ,,,,"~~ X1l:I1.Çl.~nistan:iiL fiiliisg~ijnLmesrulastiracak gerekli altyapi hazirlanmisti, 3) Kürdistan' in öncelikI,? ?~~.rJsEgLardindanbagimsizligi dogrultusunda hükümler getirilmisti. Öte'taraftan Ingiltere, Fransa ve Italya arasinda imzalan Üçlü Pakt ile nüfuz bölgeleri belirlenmis dolayisiyla Osmanlilara ancak Orta Anadolu ile, Karadeniz'in orta ve bati kesimleri birakilmisti. 89 ~ . O ",,% d ,'1' B 1. " ~,. \ •. D" u 1'~'9 ~ J' ~. T' " ' baskin ran, "ivion fOS uliah l irarCismasi ., 1ULC Dis 1. olltikasi, -L:--,i 1 - hoHör: baskin iletisim Yaymlan, IstanbuL, 2004 90 Osmanli Hükümetinin ve Müttefiklerin ultimatümu için bakiniz: B. Oran, " Sevres Baris anla,?rrias:i age, s. 119·12491 2) Siyasal Hiikümler: 1) Istanbul: Madde 36, J,§J9:l11i1!i:H;!t,9smanhlarabirakildigim söyle se de devaminda ~gft~[iJst~ii!1, .. ,,2t~ln~,~~,~~r~~1~"~~~~i:i:.~~!E,ez.~i~c~l hakkim belirtmis dolayisiyla hareket serbestligini garantiye almist1.2rB"ügaziar: Bogazlarin savasta ve bansta ticaret ve savas gemilerine açik olacagi benimsenmis, ulasim serbestliginin saglanmasi için ~Ei!,y,iJ,~.w'-"_~'~"''',. __ '','_j,,,;_~,,<,,,_''.-,"'''~M':;'''''--''~'''"C., ..•_'.'_ c· \ .. ' ...• - ,- ". "'"""--.,." age, 3.130 92 Oran, age 41TUHKkURTIJLUS SAVAsi IDuslarai-asi Durum: Türkiye Mustafa Kemal'in önderligiyle gerçeklesecek Kurtulus Mücadelesine hazirlanirken Dünya Savasindan galip çikmis devletler hem iç islerinde hem de aralanndaJ:r-Iemperyalist paylasim sorunlariyla bogusuyordu. Sözgelimi Ingiltere Basbakani Llyod George, An.adolu'da Ingiliz denetiminde gerçeklesecek Yunan isgalinden yanayken Disisleri Bakani Lord Curzon bu isgalin barisi olanaksiz kilacagi görüsündeydi. Fransa Katolik ve komiLrUstegilimli sendikalarin genel grevleriyle, Italya ise 28 Ekim i 922' de Kara Gömleklilerin Roma'ya yüiiiyüsü ardindan ülkeye el koyacak: fasistlerle mesguldü. Diger yandan Müttefikler kendi aralarinda çatismaliydi. Ingiltere, Fransa ve Italya'ya söz verdigi kimi bölgeleri kendisi isgal etmisti. Italya'nin Adriyatik ve Antalya' da basina buyruk davranislari üzere Ingiltere, Italya'ya söz verilmis Izmir'e Yunanistan'in isgal pasaportunu çikardi. Fransa'nin bölgeleri kabul edilen Musul ve Antep'e, Ingilizlerin asker çikarmasi Müttefikleri iyiden iyiye birbirinden uzaklastinr. Nihayet Fransa ve Italya Anadolu' da imtiyaz sözlesmeleriyle, Ingiltere'yi yalniz birakir. Bölgesel düsünüldügünde Ingiltere petrol degeri gittikçe artan Orta Dogu'yu kimselere birakmak istemiyor, dolayisiyla Müttefik anlasmalarini ihlal ediyordu. Uluslararasi ortam bakimindan diger bir önemli konu ABD Baskani Wilson'un 1919'da açikladigi 14 Madde olur. Bu maddeler milliyetler ilkesini ortaya koyarak Fransa ve Ingiltere gibi sömürgeci üLkeleri rahatsiz ediyor, diger yandan Ankara bu ilkelerin özellikle 12. maddesine dayanarak bagimsizligini istiyordu. 12. madde söyleydi: "Bugünkü Osmanli Devletindeki Türk kesimlerine güvenli'· bir egemenlik ta,unma1i, .. Osmanli. yönetimindeki öbür llluslara da her türlü kuskudan uzak yasam güvenligiyle özerk gelismeleri için tam bir özgürlük -1 1d ,,93 . sag anma i ir ... Türkiye'de Durum: Uluslararasi ortamda yukarida anlatilan gelismeler yasanirken Müttefik güçlerin isgalleri gerçeklesiyor, Istanbul' a Müttefik donanmalar giriyordu~ Türkiye .de derslerimizde uzun uzadiya söz ettigimiz iktisadi sömürgeliginden dolayi Anadolu' da iktisadi bir birlik kurulamamis dolayisiyla ulusal bir duygu meydana getirilememisti. Anadolu halki yillardirgirdigi savaslarda tükenmisti. Mustafa Kemal, Samsun' dan Havza'ya giderken yolda gördügü, tarlasinda çalisan köylüye isgal kuvvetlerinin ülkeye girdigini, yarin öbür gün buralara gelince ne yapacagini sorunca su yaniti alir: " Biz üç kardastik. Iki de ogul vardi. Yemen'de Kafkas'ta Çanakkale'de hepsi elden gitti. Bir ben kaldim. Ben de yarim adamim. Evde sekiz öksüz ile yetim, üç dul kalmis kadin var. Hepsi benim sabanimin ucuna bakarlar. Simdi benim vatanim da, yurdum da, aha su tarlanin ucu. Düsman oraya gelinceye dek benden hayir bekleme ... ,,94 Iste bu zorlu durumda Anadolu'nun bagimsizlik kalkismasi Mustafa Kemal'in örgütçülügünün, taktiksel yaklasimlarimn 'lam sira, iki ka...rnçilayiciolayin etkisiyle meydana gelir: 1) Iz..inir'de 15 Mayis 1919'da baslayan Yunan isgali, 2) Sevres'in doguda bir Ermenistan Devleti kurma tasarimi. Bu tasari Kürtleri endiselendirmis, onlari Kurtulus Savasina destek vermeye yöneltmisti. Mustafa Kemal, "Kurtulus" boyunca Anadolu birligini saglamaya gayret etmis, bu dogrultuda Istanbul'un tutsakligim, onun adina hareket etmek gerektigini, Islam birligi temasini kullanmis, Islamcilar, Komünistler, Ittihatçilar, Kürtler ile birlik meydana getirmis, zamani gelinceyse tüm bu birlikleri ortadan kaldirarak "Kurulus" asamasina geçmistir. Kemal, Bati ile iliskileriniyse "gerçekçilik temelinde bagimsizlik" ilkesiyle uygular. dogrultuda Müttefiklerin çeliskilerinden alabildigine yarar lamr. Bagimsizlik ilkesinin temel metni Misaki Milli (MM), kosullar dogrultusunda uygulanir. Misaki 93 Baskin Oran, "Kurtulus Yillari, Dönemin Bilançosu", age, s.100 94. S. Aydemir, TekAdam, c. II, Rem..ziKitabevi, Istanbul, 1999, s. 27Istanbul'da toplanan Meclisi Mebusan'in 17 Subat 1920 oturumunda 7 madde halinde kabul edilmisti. Madde 1 söyleydi: "Osmanli Devletinin, özellikle Arap çogunlugun oturdugu ve 30 Ekim 1918 tarihli silah birakismasimn imzalandigi sirada düsman ordularimn isgali altinda kalan kisimlarimn geleceginin, halklarimn serbestçe açiklayacaklari oylara göre belirlenmesi gerekli oldugundan, söz konusu silah birakismasi içinde ve disinda; dinen, örfen ve eme1en birbirine bagli, karsilikli saygi ve özveri duygulari besleyen, birbirlerinin irksal ve toplumsal haklari ile bölgelerinin kosullarina tamamen saygili Osmanli-Islam çogunlugunun oturdugu kisimlarin tamami, hakikaten veya hükmen hiçbir nedenden birbirinden ayrilma kabul etmez bir bütündür.,,95 M. Kemal MM'yi ilerleyen dönemlerde kosullara göre daraltarak yorumlar, madde 1'de söz edilen "içerde ve disarida" deyimi yerine zamanla sadece "içerde" deyisini kullanir. MM burada 7 maddeden olusmustu. Madde 2ve 3'te büyük çogunlugu Türk olan bölgelerde bagimsizlik için gerekirsehalk oylamasi yapilabilecegi, madde 4 'te Bogaz geçislerinde serbestlik ilkesi, madde 5'te Türkiye'nin azinlik haklarim yükümlenmeyi kabul ettigini bildirir. M. Kemal emperyalizmin çeliskilerinden alabildigine yararlarimis, yerine göre Fransa, Italya ve Amerika'ya çesitli vaatlerde bulunmus, Ingiltere'yi ve Yunanistan' i yalmzlastirma politikasi izlemisti. Anadolu Hareketi, Sovyetler Birligi'ni ise Bati'ya kasi denge unsuru olarak kullanmis, emperyalizm ile mücadele vurgusuyla ve gösterdigi askeri basarilarIa Sovyetlerin destegini saglamayi basarmisti. Ingijtere lle Iliskiler: BirinciDünya Savasi sonrasinda Ingiltere hem sömürgesi Hindistan yolu üzerinde bulunmasi hem de petrolün önemini arttirmasindan dolayi Orta Dogu bölgesini denetimi altinda tutmak ister. Bu politikayi artik dogrudan uygulayamayacagindan ~---~k'-e-n-disine-b-ag-irgüçsüz-birôsmanh-BevtetHie-Bati-A:nad0tu'-cla-'tTHftariistan,-AiiaEl01u~a-Kürt-, -.---­ Ermeni, güneydeyse Arap Seyhlikleri araciligiyla denetim politikasim sürdürmek niyetindeydi. Böylece hem Rusya'ya karsi bir set meydana getirecek hem de dogrudan bir yükümlülük almadan bölgedeki etkinligini sürdürecekti. 1919-23 döneminde Ingiltere, Türkiye ile dogrudan dogruya bir savasa girmeyip, Yunanistan' i Anadolu isgali için tesvik eder. Böylece Italya yerine daha kolay denetimine alacagi bir gücü Anadolu'da kullanabilecektir. Öte yanda Ingiltere, Sovyetler ile Türkiye'nin yakinlasmasindan endiselidir. Mustafa Kemal bu durumu enine boyuna kullanmis, Türkiye'nin parçalanmasimn Sovyetlerin lehine bir durum yaratacagi tezini isleyerek güçlü bir Türkiye'nin Bati'mn da çikarina oldugunu göstermeye çabalamisti.96 10 Subat 1920'de müttefikler Dogu Sorununu görüsmek üzere Londra'da toplanir, görüsmelerde Istanbul'un isgali ve Anadolu'da M. Kemal'in görevden alinmasi istemi kararlastirilir. Gerekçe olarak Anadolu' daki direnis ve örgütlenme çabalari gösterilmisti. Kararlar uygulamr, Istanbul, 16 Mart 1920'de isgal edilir. Bu durumu M. Kemal iyi degerlendirir Nisan ayinda Ankara'da bir meclis kurarak Anadolu birliginin saglanmasi için önemli bir adim atar. 1921 'de Ingiltere-Türkiye iliskileri Türkiye'nin askeri basarilari, Ingiltere içindeki Dogu politikasina tepkiler dolayisiyla yumusamaya baslar. Savas durumuna son verilmesi için 21 Subat 1921 'de yine Londra'da bir konfera..ns düzenlenir. Müttefikler Sevres anlasmasinda küçük tavizlerle Türkiye'yi ikna etmek ister; fakat Istanbul'un aradan çekilmesiyle eli güçlenen Ankara, Misai1u Milli politikasindili'i ödün vermez, anlasma saglanamaz. Hemen ardindan Anadolu'da yeniden Yunan ordularimn ilerleyisi baslar. Konferans ile p,-nkara sesini uluslararasi ve Müttefik güçlerin 95 Oran, age, s. i 05 96 . ILlian Uzgel, Ömer Baskin Oran, Iletisim görmÜstü.. "Bati Istanbul,2004 'T''' 1 • 1 UfK c.I1919-1980 Editör: 43Türkiye özellikle Sakarya savasinin ardindan ve Sovyetlerle Mart 1921' de anlasmasinin neticesinde Müttefikleri birbirinden uzaklastirmakta basarili olur, Fransa ve Italya Anadolu'dan çekilir, Ingiltere Nisan 1921'de Tilik- Yunan savasinda tarafsizligini ilan etmek zorunda kalir. Büyük Taarruz öncesinde Türkiye Içisleri Bakani Fethi Bey, Paris ve Londra'da özel bir elçiEkte bulunur. Paris'te Basbakaii ile görüsen Fethi Bey, Londra'da gerekli ilgiyi görmez, Türldye'nin diplomatik çabalari sonuçsuz kalinca Büyük Taarruz emri verilir. Türkiye'nin zaferi Ingiltere'nin Yakin Dogu politikasinin iflasi anIimina gelecek ve Ingiltere Basbakani Llyod George istifa etmek zorunda kalacaktir. Fransa ile Iliskiler: Fransa, özellikle 1921' de Ankara ile anlasma arayislarini hizlandirrri..lsti. Bu durumun etkenleri söyle siralanabilir: 1. Fransiz isgal güçleri güney cephesinde özellikle Antep ve Maras'ta büyük bir direnisle karsilastilar. 2. Fransiz kamuoyu savas sürecine tepkiliydi ve Fransiz bütçesi artik savas yükünü kaldiramiyordu. 3. Fransa ile Ingiltere'nin aralarimn açilmasiyla, Fransa Ingiltere'ye karsi Ankara'ya yakinlasmayi tercih etmisti. 4. Türklerin Yunan savasindaki basarilari Fransa'yi ikna eden en büyük etkenlerden biriydi ki bu savas somasinda 20 Ekim 1921'de Fransa ile Türkiye arasinda bir Ön Baris Anlasmasi imzalandi. Anlasmayla Türkiye; Müttefikler arasindaki ayn1igi perçinlemis, kendini. mesru yollardan tanitmis, dogu cephesinin ardindan güney cephesinin kapanmasiyla gÜcünü bati cephesinde yogunlastirmisti. It3Iy2iie Iliskiler:· Italya emperyalist politikasimndüsünsel. temeline "Roma mirasina sahip çikmak" slogamm yerlestirinisti. Bu dogrultuda özellikle Kuzey Afrika, Ege Adalari ve Antalya'yi hedef almisti. Müttefiklere katilan Italya'ya Izmir ve çevresi birakilmis; ancak somadan Ingiltere bölgeyi Yunanistan'a "tahsis" etmisti. Dolayisiyla Italya büyük: bir hayal kirikligi yasamis, emperyalistler arasi çatisma neticesinde Ankara'ya destek vermeye baslamisti. Destek politikasi dogrultusunda Italya; isgal bölgesinde Kuvayi· Milliye örgütlenmesiyle çatismamis,Anadolu'ya silah ve insan nakline yardim etmis diger Müttefikler ile Ankara'mn baglanti kurmasina yardimci olmustur. Nihayet Italyan isgal güçleri Temmuz 1921 'de Antalya bölgesinden çekilmistir; ancak 1922'de Fasistlerin iktidara gelmeleri, Italya'yi Lozan'da Ingiltere ve Fransa cephesine çekti. Almanya ile Iliskiler: Türkiye Almanya ile Mondros Mütarekesi neticesinde iliskilerinin kesilmesine ragmen silah ve malzeme temini için Almanya ile irtibat kurmus. Sovyetlerden alman altm yardimiyla Almanya' dan 26 uçak ve çesitli cephane satm almist1.97 Sovyetler ile Iliskiler: l.BolsevikIerin Dis Politikasi: Bolsevikler 1917' de iktidara gelseler de 1920~21' e degin iç savaslar ve Ingiliz tehdidiyle bogustu. Ilk olarak bu süreçte Bolseviklerin Dogu politikasi eski Çarlik simdan içindeki yerel güçlerle- Neriinan Nerimanov, Sultan Geliyev gibi - isbirligi halinde bu bölgelerin Bolseviklestirilmesiydi. Ikinci olarak Çarlik Rusya disinda çogu sömürge halklarla iliskiler kurmakti. Bolsevikler Teimnuz 1920'de toplanan III. Enternasyonal' de emperyalizme karsi savasan halklari proleter devrim hedefi tasism tasimasm destekleme karari alir, Eylül 1920'de toplanan Bakü Dogu Halklari Kurultayi bu politikanin bir göstergesiydL ri 1 1 n.--. 1 2" ." . d B l' 'k .çi .. d ,. d ., ;:)ovvetier DL" -.J Gonemin e ati po ith asim . oans icm e tJlraraa ~y. asarna' d .•. :i ~ j sloganiyla ifade j politikalarinin baslica nedeni bunallmda 97 .I. Uzgel, Ö agmBolsevikler önceiikle IngiEz tehdidini ortadan kaldirip Çarlik sinirlari içindeki doguyu Bolseviklestirmeyi basardilar; ama bekledikleri Avrupa devrimi gerçeklesmeyince özellikle 1924 sonrasinda "Tek Ülkede Sosyalizm" sürecine Stalin önderliginde giristiler. Simdi biz Türk Sovyet iliskilerine dönelim. 2.So''Yet1er Türkiye Iliskileri: A.ni.1cara'mnBolsevildere yakinlasmasi emperyalizme karsi SO"'Yetlerden silah ve iktisadi yadim saglama arayisi ile doguyu güven altina alip tüm gücünü batida seferber etme istegi biçiminde kisaca açiklanabilir. Diger taraftan Bolsevikler de Ingiltere'ye karsi Ankara'mn desteklenmesini sömürge halklarimn güçlenmesi, güney bölgesinin güvenli hale gelmesi ve Ankara'nin Bolseviklesmesi ümidiyle desteklemisti. Ankara'mn Bolseviklestirilmesi çabalari zamanla ortadan kalkmissa da M. Kemal önderliginin emperyalizm karsisinda belirmesi ve Türkiye'nin Yunanistan karsisindaki basarisi Bolseviklerin Türkiye'ye destek vermesini sagladi. 1921 'de imzalanan Moskova Anlasmasi Türkiye-Sovyetler iliskisine mesru bir zemin kazandirir. Anlasmayla Türkiye Misaki Milliye (MM) dahil Batum'u Gürcistan'a biraksa da büyük oranda MM'yi Sovyetler nezdinde gerçeklestirmis ve dünyaya duyurmustur. Türkiye'nin Rusya'ya olan borçlari silinmis, kapitülasyonlarin ulusal egemenlik ile bagdasmayacagi kayit altina alinmistir. Anlasma 22 Eylü1l922'de yürürlüge girdi. Anadolu'da Yunanistan Isgalli ve Türkiye Bagimsizlik Savasi: 19. Yüzyilin ikinci yansindan beri milliyetçi politikalar Yunanistan'da yükselise geçmis ve sayilan simrli sosyalistlerin disinda Yunan politikasi Megali Idea (Büyük Ülkü) slogamm benimsemisti. 1918' de düzenlenen Paris-BaTisKonferansi. yine Dogu Sorunu 'nu. ta..rtismaya .açiyor,. burada yer alan Yunan Basbakani Venizelos, 30 Aralik 1918'de toprak isteklerini konferansakatilan delegelere sunuyordu: Istanbul ve Bogazlar hariç Dogu ve Bati Trakya, Pontus, Bati Anadolu, Imroz, Bozcaada, Onikiadalar ve nihayet Kibns.98 Venizelos'un istekleri daraltilarak Ingiltere ve Ingiltere'nin etkisiyle Fransizlarca uygun görülür. Italya dislanmis olsa da nihayet Yunanistan isgaline razi edilir. 15 Mayis 1919'da Yunanistan Megali Idea'nin ilk adimi olarak Izmir'e çikti. 11-17 Haziran 1919'da Paris Baris Konferansi'na katilan Damat Ferit Pasa Yunanistan isgalini reddetse de sözü dinlenmez ve konferanstan uzaklastinlir ..Sonuçta konferans Osmanli görüsmelerini karara baglayamaz; fakat Yunan isgaline onay verir. 19 Mayis 1919'da M. Kemal, Samsun'a çikar ve Anadolu Direnisini örgütlerneye baslar. Ilk is Amasya' da bir bildiri yayimlamak olur: "Padisah ve hükümet itilaf devletlerinin esiridir." Bildiride milletin bagimsizliginin ancak milletin azim ve karariyla kurtarilacagi vurgulari..ir. Haziran ayinda Dahiliye N azin Ali Kemal M. Kemal' in azledilme islemlerini düzenler, azil emri Erzurum kongresi sirasinda bölgeye ulasir; ancak bölgenin yetkili kum8ndam K. Karabekir, M. Kemal'in emrinde oldugunu bildirir. 54 kisinin katildigi Erzurum Kongresinde ve ardindan gerçeklestirilen Sivas Kongresinde vatanin birligi ve bagimsizllgi için mücadele edilecegi vurgulaniL Sivas Kongresi kararlariyla Anadolu ve Rumeli Müdafayi Hukuk Cemiyeti meydana getirilir ve Mustafa Kemal cemiyetin reisi seçilir. 16 Mart 1920'de Istanbul Müttefik güçlerin isgaline ugrar, M. Kemal, 23 Nisan inO'de Istanbul' dan kurtulan vekillerin de katilimiyla Büyük Millet Meclisi'nin açilisim gerçeklestirir. Türkiye'nin organize olmasina karsilik Yunanistan isgali ilerler Edirne, Usak isgal edilir. Ocak 1921'de Yunan güçleri Eskisehir, Afyon tarafina ilerlemek istese de Albay Ismet komutasindaki Türk ordusunu geçemezler. InönÜ direnisiyle Ankara moral kaz8....TUr, S ' , .. T ' K ro 1 ro k . 1 T' ,... d ' evres in için ,-,onma ' ümeransi topiamr; ia~ at netice aünamaz. ~nonu savuiunasi a (27 1 Nisan 1921) du raklatir saTuninanin ardindan 98 , Melek Firat, "Yunanistan'la Istanbul, 2004 j TO-ürk Dis Politikasi c.I 1919-1980 ed, Baskm Oran, 45geriye Sakarya'nin dogusuna çekilir. Yunan Ordusu ilerlemeye baslar, Ankara'dan top sesleri duyulur. Yunan Ordusu 9 günlük yürüyüsün ardindan Türk ordusuyla karsilasir. 24 Agustos'ta Yunan Ordusu Sakarya'dan püskürtülür, Eskisehir' e mevzilerine dönmeye mecbur birakilir. Sakarya galibiyetinin ardindan Fransa ile 20 Ekim 1921'de Ankara Anlasmasi Imzalanir. 26 Agustos 1922'ye kadar Türk Ordusu Büyük Taarruz için hazir bir hale getirilirken Ankara, Paris ve Londra' da baris görüsmeleri için de gayret eder; ancak beklentiler gerçeklesmez. Nihayet 26 Agustos'tan 30 Agustos'a Yunan Ordusu Anadolu'dan çikarilir. 9 Eylü1l922 günü Izmir kurtarilir. Fiili savasin Yunanistan ile Türkiye arasinda gerçeklesmesine karsilik ateskes görüsmeleri Müttefikler ile Türkiye arasinda yapilir. 3 Ekim 1922'de mütareke görüsmeleri Türkiye ile Ingiltere, Fransa ve Italya arasinda baslar ve bu devletlerin imzalariyla 11 Ekim 1922'de imzalariiL Yunanistan bu anlasmayi Imzalamasa da riza gösterdigini bildirir. Anlasma Mondros'un yerine geçmis, Yunanistan Türkiye savasinin sona erdigini kararlastir. Lozan BarisAntlasmasi: Mudanya'dan bir hafta soma Müttefikler (Ingiltere, Fransa, Italya -Japonya adina da hareket ederek-) Ankara ve Istanbul Hükümetlerini "Dogu'ya kesin bir baris getirme" amaciyla Lozan' da görüsmelere davet ettiler. Istanbul Hükümeti Sadrazam Tevfik Pasa'nin girisimiyle Ankara'dan Lozan'a gitmek için bir temsilci ister, aksi durumda kendileri bir temsilci belirleyecektir. Durum üzerine Ankara Istanbul'un mesrulugunu Sahanati 1 Kasim 1922'de kaldirmakla düsürecek ve görüsmelere Türkiye'nin temsilcisi olarak katilacaktir. Lozan görüsmelerinin baskanligina E1:~~~_in~~i!L~gy.,y~tidigi,~,J~!1:11sm~t i~S,~_di~~ri.J:i~~n1.igi· da .kendisin~ verilerek· getiril~r.Konferansakatila..ri_ devledersöyle simfla..nabilir: 1) çagriyi Yapanlar: Ingiltere, Fransa, ltalya, Japonya, 2) Tüm Görüsmelere Çagirilanl,ar: Bir yanda; Yunanistan, Romanya, Sirp-Hirvat, Sloven Devleti, ABD (sadece gözlemci olarak katilir); diger yanda Türkiye. 3) Bogazlar konusunda Türkiye'nin israriyla çagrilan Sovyetler ile Bogazlar ve Trakya sorununa iliskin çagrili Bulgaristan, 4) Ticaret ve yerlesme konulari için çagrili Belçika ve Portekiz. Türk heyeti, Ismet Pasa baskan olmak üzere, esas iki delege Dr. Riza Nur ve Hasan Saka'dan olusuyor, onlarla birlikte heyette 21 danisman, 2 basin danismani, 1 danisman ve genel sekreter, 1 çevirmen, 8 katip olmak üzere, toplam 33 kisi bulunuyordu. Türk heyetinin karsisinda her türlü belgeyi imzalayacak yetkilerle donanmis Venizelos ile Konferans' a Müttefikler açisindan tüm yönüyle hakim olan Lord Curzon vardi. Türk heyetine Ankara hükümeti 3 sayfadan olusan 14 maddelik bir talimat vermisti ki önemli maddelerini söyle siralayabiliriz: " i. 'Ermeni Yurdu' söz konusu olamaz, olursa görüsmeler kesilir. 8. Kapitülasyonlar kabul edilemez görüsmeleri kesmek gerekirse gereken yapilir. 9. Azinliklar: Esas mübadeledir. 10. Osmanli Borçlari: Bizden aynlacak ülkelere paylastirilacak ... DÜY'..lll-l Umumiye Idaresi kaldirilacak, zorluk çikarsa sorulacak ... ,,99 Resmi adiyla "Yakin Dogu Sorunlari Üzerine Laussanne Konferansi" iki dönem halinde yapilmisti. 21 Kasim 1922' den 4 Subat 1923' e kadar 2,5 ay süren birinci dönem özellikle kapitülasyonlar konusunda ayriliklar ile 2,5 aylik kesintiye ugramis, sonra~:f)~.llisal1~1921:1~ ... yt;{.(.iid.ei;JJQlJli;iiularak~--~e arijasma saglanarak imzalar atilmisti. M. Kemal 2,5 aylik kesinti döneminde Izmir Iktisat Kongresi'ni düzenler, kongre ile Avrupalilara iki mesaj verilir, birincisi Türkiye kapitalist bir sistemde Bati kampinda kalacak Bolseviklesmeyecektir. Ikincisi Türkiye kapitülasyonlari asla kabul etmeyecek ve bagimsiz bir devlet olarak Bati kampinda yerini alacaktir. ,- 'd 1-. i K.Ç 3 ,. 1 l' , . l' . 1 T 'J' ri {em en uasiayan i Ollierans ana Kormsyon na ince is,iyordu: ~. ingLlz \./Ufzon baskanliginda ülke ve askerlik ( sinirlar, uyrukluk, azinliklar, Bogazlar...) konularini. 2 T 1 1 i 1 ~ 1 T"" " b 1 i· 1 •. / .1ta yan OasKCL.'1ügina2.urKlye ce ya anehara uygu.anacare rejim \ 99 . Baskin Oran ;'Lausanne Baris Antlasrnasi", TDP, c. i; 1919-1980 içindeJ ed. B. 2004· ,,- - ~ ~ ~ ~ ..• _ .."....., . ., '{ "l '-' 1 1 -1 1, •• 1 "1 kapitülasyonlar, imtiyazlar) konusu. j. I'ransiz basKamigmaa eKonomiK, man isier iie Osmanli borçlari görüsüldü. Konferansm temel çeliskisini Müttefiklerin biz Mondros'tan geliyoruz savi üzerine Türkiye'nin biz Mudanya' dan geliyoruz diretmesi olmustu. Ismet Inönü durumu söyle anlatir: " Sirasi geldikçe ben, Bas Murahhas olarak, Mudanya Mütarekesinden buraya geldigimi söylerdim. Lord Curzon ise, bana, Mondros ivmtarekesini hatirlatmaya çalisirdi. Mesele aramizda hallolunamadan, ihtilafli kaldi. "i 00 Müttefiklerin üstünlükleri karsisinda Türk heyetinin iki önemli kozu sunlar olur; Misaki Milli'ye bagliyiz, dolayisiyla bu metinden sapma gösteremeyiz. 2. Azinlik haklarmdan, yargi yetkisine dayatma içinde olmamalisiniz, yeni kurulan Türkiye bu düzenlemeleri Batili bir anlayisla düzenleyecektir. Konferans'ta imzalanan bagitlar 3 tür metinden olusur: i. Baris Antlasmasi. 2. Baris Antlasmasini bütünleyen sözlesme, antlasma, bildiri vs. 3. Türkiye ile kimi Batili devletler arasinda alinip verilen mektuplar. Konferans'in önemli konulari ve taraflarin genel tutumlari söyle belirlenebilir: 1) Sinirlar: Sinir meseleleri fiili olarak halledilse de .D.~~ __ Y~,~J1Qg_çgliLjiaia l\1i!!!~TIkl~ii!1."isg.i;iJi.a1tindaydi. Bati Trakya, Türk v.e Yunan heyetlerinin çekisme alani olurken~'3Ul lconusunda görüsmeler ertelense de l~.~re'~~~yi bir~aya niyeti olmadigi arilasilrnisti.1:J-KeinaLsiriirlar konusunda .&.~letici,bir tavir takininamis "kendine yeterli halki mümkün olabildigince homogen bir Türkiye" h~(Ief1einisfL"'~~~~=-~~'" 2) Siig~zJacIngiltere Bogazlarin tamamiyla serbest geçis bölgesi olmasini ister. Sovyet donaninasi iç savasta yok oldugundan burada tek hakim güç konumundaydi. Türkiye, Ingiiiz isteklerine" egilim gösterse de"ISai:.~4~ni~disi~~lkeler]11girisil1de bir takim. sinirlandirmalar getirdi; fakat Sovyetler durumdanlii~mn~Ii'·oimay'araKsÖzresmeyrimzalamam:rstIT~·"~,·"",,~",,,c. 3) Ki!:t)jmlftS.Y27~~: Sonuçta lill,lgY~:,mn!8!S(4igihi~Üp:ide çözümlenmistir. 4) Azinliklar: Türkiye Misaki Milli'nin 5. maddesiyle azinlik haklarini taniyacagini belirtmisti, Lozan' da,~?!iw!k QiçiiWglW'~,diplç8,bul edildi V~c,§Ii~~St?q~~irt~~~It~~~~,!~ndi. 5) Düyun-iJl}llliilliY~~L,Türkiye .l?~yiWLJ;!iis~!LJ2QX,ç1.f\fL..j!:~!!~E:,~,i,,.ve .Osmanii Devleti borcunun son taksiti 25 Mayis 1954'te ôdendi. - , Lozan Baris Antlasmasi'nin Türkiye açisindan 3 büyük önemi oldugu söylenebilir: l)Lozan bir esitlik belgesidir. Sevres gibi bir dayatma degil, karsilikli müzakereler neticesinde imzalaninistir ve bugün dahi geçerlidir. 2) Lozan bir iktisadi bagimsizlik belgesidir, iktisadi millilestirmenin ilk adimidir. 3) Lozan bir siyasal bagimsizlik belgesidir. Türkiye'nin uluslar arasi ortamda mesrulugunun kabul edilmesidir. "Antlasma Türkiye devletinin kurucu belgesidir. Lausanne'in asil önemi buradadir."ioi Bans Antlasmasinin Incelenmesi 143 maddeden olusan anlasma su basliklar altinda incelenebilir: 1.Siyasal Hükümler: Sinidar:Bu konuda tartismali alan Türkiye-Irak sinirinin saptanmasiydl. Irak bölgesine egemen olan Ingiltere idi. 3. madde bu sinirin Ingiltere ve Türkiye arasinda dokuz aylik bir sürede dostça saptanacagini, eger anlasma olmazsa konunun Milletler Cemiyeti'ne gönderilecegini saptar. Dolayisiyla Irak siniri Milletler Cemiyeti'ne egemen olan Ingiltere'nin egemenligine birakilmis olur. Madde 12, 13 ve 14 ile Gökçec:~sJ25! .. ?:S.§;<:i~..i_,I~ys9:!1 ..Adasi -!~~:.Y.suliger~u~~j' EE~dalan,,~ila~s~ol!lla~~ kosu~1'1-':~iist~n'.3i GEibadalar italya'ya birakilir. Madde 20. Kibris'in Ingiltere'ye katildigini Türkiye'nin tanidigim 100 '" ,......, r, uran, agm, s. Li') 101 . Oran, agm, s. 222 4720 ile söyle Türkiye' deki KapitÜlasyonlas Somn Türkiye'nin istekleri dogrultusunda madde kararlastirilir: "Bagitli Yüksek Taraflar, her biri kendi yönünden, kapitülasyonlarin her bakimdan kaldirildigini kabul ettiklerini bildirider." Azinliklann Korunmasi:Ö~likle TürKiYe, Lozan ile kararlastirilan haklarin hiçbir biçimde iç düzenlemelerle geri alinamayacagim yükümlenir ( madde 37). Madde 39 ise sunlari söyler: "Herhangi bir Türk uyrugunun, gerek özel gerekse ticaret ilishlerinde, din, basin ya da her çesit yayin yoluyla açik toplantilarinda, diledigi bir dili kullamnasina karsi hil(Q1ckisitlam,1kÇlnulmayacaktir. Devletiri resgii dili bulum1ia.sinafaffmen:'~TÜrkçt?den"misKa .",~."~__ ;_~'~_ .. ' -- -.~,,- ..;..,._, .. ;_.,,-:c •...~., ...,.""~';"' ..... __ ~"""',"",.";c_< .. ,':~",,."'~."._""'_=~=_'>",.•..• "','~""''''''.~._·,"".;;·="-=;f\"':·~.~~:""~-"'=_~"'~."'_'""~ •. _ •.• "."'_,,''';''CO,, _.' bir dil konusan Türk uyruklarina, mahkemelerde kendi' dillerini· sözUfülarak kullanabilmeleri bakimindan uygun düsen~()iaylikl~~.s~~l~~.C:~i~:" Madde 40, g~~imüslim yurttaslara giderlerini kendileri karsilaniak kosuluyla dinsel, sosyal, ögrenim Kurumlari açmakhakkiiii getirmix!L .. Lozan' da "azirJik" olarak gayrimüslimler gfuüi:mÜs;~onEtrIse·Rum,~EriIienr~ve 'K1usevile~ ile sinirlandirilmisti. 2. Mali Hükümler: Burada Düyun-i Umumiye borçlarinin Osmanli' dan ayrilmis ya da Balkan Savaslarindan sonra topralda.rim genisletmi{ülkeler arasinda paylastirildigi görülür. 3.Lozan Bogazlar Sözlesmesi: Bogazlardan serbest ~~is ilkesi benimsenmekle birlikte su düzenlemeler yapilir: Ticaret ve askei1ofmayan~gemiIer barista ve savasta, gece ve gündüz, kilavuz olmaksizin geçerIeL" S~vasta ~·-g~9!si~r.·,~Yi~~~xrl!IT:-T:-·TUr1iye"~~~-"i~~r~~~li~·"'· durumunda geçisler baris du:ruiTI:undaia~gibidir.2. Türkiye·savasan ~;sl~dl1ruiiiUi:ida,lier ;.,.; ,. 1 '0 "1' 'b"l ··1·'··············· ., .........•..... "' ".'" '".."'y~= •.• -= Miu oniemi a a hecektrr. ·c .• ·c. '. - .. -._-~ "Bü'gazliii"'S6zlesmesi ile T~i:f_.c!2Q~qZ~1ill:\,1\1 •.~§ks:i9.~~._3;I!E:E~E~~~ b()~geler meydana getirilmesini ve Uluslararasi Bogazlar Komisyonu kurulmasi.nikabul eder~Bit ih düzenleme 1936 Montrö Anlas!p:~!YL~J&§:lç!mliifi:iktir. ~,=""""",,,,_,,",",",",,,,,,,"'~""e"""'-,,,"",,''''''''''''''''''''''"''''''···;<-''·'~·-'''·''·· ,'-. 4. Ticaret Sözlesmesi: Sözlesmeyle Türkiye 5 yil süreyle 1916 gümrük tarifesini kabul eder, dolayisiyla 1929'a kadar gümrük islemlerinde baglanmistir. Son olarak Sevres ve Lozan arasindaki önemli farklari Oran'in kalemindenokuyalim: "1) Sevres'in en önemli özelligi olan' ... Osmanli Imparatorlugu bu konuda ileride getirilecek hükümleri simdiden kabul etmis sayilir' biçimindeki açik çek Lausanne' da yoktur. 2)Kürdistan, Ermenistan, Izmir konusunda Lausarine'da hüküm yoktur. 3) Kapitülasyonlar kalkmistir. 4) Maliye Komisyonu kalkmistir. 5) Bogazlar Komisyonu "özerk" biçimiyle kalkmistir. 6) (Azinlildar konusu) b) Sevres'deh yükümlülükler dönemin azinliklar standardimn ötesindedir; Lausanne'da ise bu standardin altindadir. Nitekim azinlik tamminda 'soy, dil, din' ölçütleri degil, Müslüman olup olmamak ölçütü dikkate alinmistir; c) Ermerllerin dönüsüne iliskin madde yoktur; ç) Soy azinliklarinin orantili temsiline dayanan bir seçim sistemi hükmü kaldirilmistir; d) Okullara ' (resmi makamlar) hiçbir biçimde karismaksizin ... ' ibaresi kalkmistir; e) Türkiye artik yabanci okul diplomalarini tanimak ve sahiplerinin Türkiye' de serbestçe çalismalarini kabul etmek zorunda degildir; f) Türkiye; kilise, okul, adalet konularinda özel buyruk ve fermanlarla verilmis ayricalik ve bagisikliklan tanimak zorunda degildir; g) Uluslararasi güvence bakimindan Büyük Devletlere taninan açik çek kalkinistir; anlasmazlik halinde Uluslararasi Daimi Adalet Divanimi gidilecektir. ,,102 102. Oran, agm, s. 237-8 48